"Mehmet Yaşin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Yaşin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Yaşin

Sardalyeye aşk mektubumdur

Hoş geldin gümüş pullum, kara gözlüm, lezzetlim. Mektup yazmakta biraz geciktim, kusuruma bakma. Yağlı vücudunu öyle çok özlemişim ki, her gün seni yemek istiyorum. Sana doyamıyorum, bu aylarda sensiz yapamıyorum

Satırlarıma başlamadan önce sana bir iyi, bir de kötü haber vereceğim.

Kötü haber: Geçen yıl senin kılçıklarınla beslediğim kara kedi, geçen gün öldü.

İyi haberse: Rakı Ansiklopedisi’ne madde olmuşsun. Senin için, ‘rakının en lezzetli mezesi’ diye yazmışlar. Gurur duydum.

Sen yokken, özlemini gidermek için senin hakkında yazılmış kitapları karıştırdım. Okuduklarım göğsümü kabarttı. Kimi konserveni, kimi tuzlamanı, kimi iste kurutulmuşunu, kimi de mangal üstünde cızır cızır kızarışını övüyordu. Kıskandım.

Başkalarının da seni sevmesine dayanamıyorum.

Meğer senin adın, İtalya’nın Sardunya Adası’ndan geliyormuş.

15. yüzyılda, İngiliz balıkçılar bu adanın etrafında senin tonlarca arkadaşını yakalayınca, adını ‘Sardalye’ koymuşlar.

Seni gidi gecelerin balığı! Bu huyunu bilen balıkçılar, seni karanlıkta tuzağa düşürüyorlar.

Aklını başına topla, şu gece gezme sevdasından vazgeç lütfen. Seni düşünmekten uykularım kaçıyor.

***

Balıkçılar sadece senin tuzlanmışına sardalye diyorlarmış. Benim için sen her şeklinle bir tane sardalyemsin. .

Bir de seni tirsi balığına benzeten sahtekârlar var.

Dünyanın en kılçıklı balığı tirsiyi sana benzetmeleri çıldırtıyor beni.

Bazı uyanık balıkçılar, seni tanımayan cahillere, “Gel abi, bu sardalye Akdeniz’den geldi. Daha büyük, daha yağlı” diye tirsiyi yutturmaya çalışıyorlar.

NE KEYİFLİ GÜNLERMİŞ!

Bir zamanlar gri dumanın, Ortaköy’de evimizin bulunduğu mahalleyi sarardı...

Rahmetli babamı aklıma getirdin!

Temmuz-ağustos arasında mangalın üstünden seni eksik etmezdi.

Komşu bahçenin asmasından kopardığı yapraklara itinayla sarar, sonra ızgaranın üstüne dizerdi.

Masayı bahçenin köşesindeki dev ceviz ağacının gölgesine kurardı. Bir yudum rakı, bir tane sen, bir çatal soğan.

Bu sıra hiç değişmezdi. Lodosun çevreye yaydığı koku, bazen birkaç konuğu peşine takar getirirdi.

O zaman babam daha da keyiflenirdi. Sardalye kokusu, bardakların çınlaması, babamın küçük radyosundan yayılan şarkılar, erkek erkeğe anlatılan fıkralara atılan kahkahalar.

Ne keyifliymiş o günler...

Şimdi bahçesiz evde oturduğum için babamın izinden gidemiyorum.

Seni yiyebilmek için, evimin biraz ötesindeki Parga adlı balıkçıya gidiyorum.

Sana bir haber daha vereyim.

Maltepe sahilindeki Parga’nın sahibi Cem, geçen yıl Tokat’tan getirdiği bir asmayı bahçeye dikmişti ya, o büyüdü, yaprakları el ayası kadar oldu.

Sordum, üzüm için değilmiş. Seni, onun yapraklarına sarıp sarmalayıp, mangalın üstüne koyacakmış. Bu asma çok özelmiş.

Yaprakları biraz daha kalın, tadı daha ekşiymiş.

***

Balık hastası bu çocuk. Geçen hafta gittim.

Asma yaprağı gerçekten de muhteşem bir ekşilik vermişti sana.

Düşündüm de, senin lezzetini anlatabilmek için insanın sağlam bir ruh yapısına sahip olması gerekir.

Biliyor musun, sen dişetlerimi tahrik eden yegâne canlısın aşkitom.

Ahhh gümüş pullu güzel, rakımın en kıymetli mezesi.

Aklıma neler getirmiyorsun ki!

Mesela Lizbon’u.

Daracık sokaklarda karşıma çıkan meyhaneyi nasıl hatırlamam ki!

Önce seni satın almış, sonra bir masaya oturmuştum. Yanıma küçük bir mangal getirmişlerdi. O günü hiç unutamıyorum.

SENİ YALAYIP YUTMAM LAZIM

Bir de bana Sicilya’yı hatırlatıyorsun.

Kaldırım kenarına atılmış masada oturanlar dikkatimi çekmişti. Kolsuz, beyaz fanilalı, haşmetli göbekli birkaç kişi restoranda yemek yiyordu.

Öyle iştahla yiyorlardı ki, dayanamadım, arkalarındaki boş masaya oturdum.

Sardalye kafalarından yaptıkları soteden mutlaka söz etmem lazım.

Gövdesinden ayrılmış sardalye kafaları, içinde sarmısak, kekik, kırmızı pulbiber bulunan sızma zeytinyağında bir güzel çevriliyor.

Kıtır hale gelince üstüne bol limon sıkılıp, sosuna ekmek bana bana afiyetle yeniyor.

Sözü çok uzattım. Seni soğutmadan yalayıp yutmam lazım.

Bütün tat alma duyularıyla senin kölen olan ben...

X