"Mehmet Yaşin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Yaşin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Yaşin

Alaçatı’da radika zamanı

Alaçatı denince kiminin aklına sörf gelir, kiminin anılarına dar sokaklarındaki aşk koşuşturmaları üşüşür, kimileri de içkili gecelerin ertesindeki pişmanlıkları hatırlar. Benim aklıma ilk gelen, baharda Alaçatı’nın doyumsuz olduğudur. Gözlerimin önünden lezzetli otlar uçuşur. Bu otlardan yapılan lezzetli yemekler aklıma düşer. Bir de Alaçatı Pazarı düşlerime girer.

Cumartesi günleri kurulan Alaçatı Pazarı, bence Türkiye’nin en renkli, en lezzetli pazarıdır.

 

Aslında Alaçatı’nın tümü lezzetlidir.

 

Eti, otu, böreği, çöreği insanın aklını başından alır.

 

Yine bahar geldi, yine otlar yeşerdi, yine insanlar akın akın Alaçatı’ya gelmeye başladı.

 

Lezzetlere dalmadan önce, bir miktar Ege’nin gözbebeği bu kasabadan söz etmek gerekir ki, lezzetin sırrı anlaşılsın.

 

Alaçatı’ya gelirken, yolcuları önce yol kenarına, yamaçlara sıralanmış sarı mimozalar karşılar.

 

Sonra, rüzgârın üfürmesiyle alacalı yeşiller sergileyen zeytin ağaçları görüntüye girer.

 

Adını bilmediğim çiçekler, masmavi gökyüzü, lavanta kokan rüzgâr, beyaz beyaz köpüren lacivert deniz Alaçatı’yı süslemeye başlar.

 

Aklıma gelmişken, lavanta en güzel morunu burada sergiler.

 

Sadece ben değil, ünlü tarihçi Herodot da Alaçatı’nın, ‘en güzel gökyüzünün altında kurulmuş’ en güzel kasaba olduğunu dünya âleme ilan eder.

 

Cumbalı taş evler, Alaçatı’nın dar sokaklarına çok yakışır.

 

Kasabanın bir de özel kokuları vardır: Mesela rüzgâr denizden esince iyot kokusu dört bir yanı kaplar.

 

Öğle üstü kavrulmuş, haşlanmış ot kokuları sarar etrafı.

 

Akşama doğru anason kokusu bulutlara doğru yükselir.

 

Bu kokuya ızgaralardan çıkan balık, ahtapot, kalamar kokuları eşlik eder.

 

Bu kokular insanın aklına neler düşürmez ki!

 

Örneğin, antik dönemdeki adının ‘Agrilia’ olduğunu.

 

Osmanlı döneminde bu adın değiştiğini, buraya yerleşen Alacaat Aşireti yüzünden ‘Alacaat’ dendiğini.

 

Alaçatı’da bir çok masal anlatılır ayrıca.

 

O masalın kahramanları, Sakız Adası’ndan buraya çalışmaya gelen Rum gençleridir.

 

Kimi zeytin toplamış, kimi bağlardan şaraplık üzüm kesmiş, kimi de bugün tek tek onarılan taş evlerin inşaatında çalışmıştır.

 

Zamanla nüfusları 13-14 bine ulaşan bu Rumlar, Alacaat’a dilleri dönmediği için ‘Alasata’ demeye başlamışlardır.

 

Sonra bu da Alaçatı olup çıkmıştır.

 

O yıllarda da kasabanın meyhanelerinin, bugün olduğu gibi çok meşhur olduğu söylenir.

 

Rumların, Sakız Adası’ndan kayıklarla buraya kafa çekmeye geldikleri yemin billah anlatılır.

 

Burada geçen yaşamlar da masal gibidir.

 

Örneğin bu masalların birinde, savaş çıkınca Rum nüfusun geri döndüğü, onların boşalttığı taş evlere, adalardan ve Balkanlar’dan gelen göçmenlerin yerleştiği öne sürülür.

 

Mübadeleden sonra üzüm bağlarının sökülüp, buğday tarlasına dönüştürüldüğünü, tütün ekebilmek için sakız ağaçlarının kesildiği anlatılırken, yüreğinize bir hüzün oturduğunu hissederseniz şaşırmayın.

 

Anason üretimi hakkında da bir şeyler söylenir.

 

Onlara göre, halis Türk rakısı, Çeşme anasonundan yapılırmış, onun için anason üretimine devam edilmiş.

 

Kaliteli ürün sadece anason değilmiş...

 

Bademin en lezzetlisi, armudun en güzel kokulusu da Alaçatı’da yetişirmiş.

 

LEZZETİNİN SIRRI

 

Masalın bir yerinde, söz mutlaka rüzgâra gelecektir.

 

Ona göre rüzgâr, Alaçatı’daki sakin ve huzurlu yaşamı önüne katıp götürmüştür.

 

Çünkü sörfçüler günün birinde ‘buranın rüzgârının üstüne rüzgâr tanımadıklarını’ söylemişler, bunu duyan dünya âlem buraya koşuşturmuştur.

 

Aslında Piri Reis ‘Kitab-ı Bahriye’sinde bu rüzgârdan asırlar öncesinde bahsetmiş, Alaçatı için “Rüzgarı eksiksiz, denizi yufkadır” diye söz etmiştir.

 

İşte Alaçatı’nın mutfağının neden lezzetli olduğunun ipuçlarını veren masalın kısa bir özeti.

 

Bir yanda Osmanlı, bir yanda Ege adalarından gelenler, bir yanda Balkan göçmenleri.

 

Tüm bu karışımın oluşturduğu mutfağın lezzetsiz olma şansı var mı?

 

Onun için bu güzel kasabaya gittiğimde, bademli fasulyenin, taratorlu taze börülcenin, rokalı firik salatasının, domat aşının, vişneli yaprak sarmasının, fırında balkabağının, kişnişli köz patlıcanın peşine düşerim.

 

Limon, zeytinyağı ve sarmısakla lezzetlendirilmiş helvacı otundan, çitlenbik otundan, erik otundan, bakla filizinden ve diğer Ege otlarından asla vazgeçmem.

 

Onların bulunmadığı masanın öksüz olduğuna inanırım.

 

Festival programından...

 

7 Nisan Perşembe
10.00 Stantların açılışı
11.00 Alaçatı Bitkileri Uygulama Bahçesi Ziyareti, Dr. Ayfer Tan, Aysun Yenice, Yer: Alaçatı Eski Belediye
12.00 Yemek atölyesi: Kahvaltıda Radika ve Sıcak Radika Salatası (Obruk Peynirli), Ayşenur Mıhçı (Asma Yaprağı Bahçe)
8 Nisan Cuma
10.30 Doğa yürüyüşü: Otları Tanıma ve Toplama. Hareket: Alaçatı Eski Belediye Önü
16.00 Söyleşi: Doğadan Fışkıran Şifa: Alaçatı Otlarının Sağlık Öyküsü
Uzm. Dr. Demet Karadenizli (Kent Hastanesi), Yer: İmren Han Otel
9 Nisan Cumartesi
10.30 Sakız fidanı dikimi (Sakız Ağacı Koleksiyon Bahçesi)
Alaçatı Eski Belediye Önü
11.00 Atölye: Bitki Çayları Yapımı ve Tadımı (Tea&Pot)
Köyün Delisi (Hacımemiş)
18.00 Konser: Anason Orkestrası
10 Nisan Pazar
12.00 Yarışma: En Fazla Ot Çeşidini Toplama ve En Güzel Ot Yemeği
Alaçatı Amfi Tiyatro

 

 

PAZAR DEĞİL BOTANİK ÜNİVERSİTESİ

 

Bu yıl Alaçatı’da düzenlenen ‘Ot Festivali’nin başoyuncusu olan ‘Radika’ya ise ayrı bir saygı duyarım. Kimileri ona ‘karahindiba’, kimileri de ‘aslandişi’ der.

 

Radika Ege otları arasında en lezzetlilerden biri.

 

Onu ‘öldürmeden’ haşlayıp, üstüne limon, zeytinyağı, sarmısakla yapılmış sosu dökerek yemeye bir türlü doyamam.

 

Alaçatı’da sebzelerin bir başka güzeli de bence ‘Şevket-i Bostan’dır.

 

Bu bitkiye kimileri ‘akkız’, kimileri ‘süt dikeni’ derler.

 

Aslında Ege’nin kırlarında bulunan bu özel bitkiyi bilmeyen, onu diken zanneder, geçer gider.

 

Şevket-i bostanı sökmek hiç kolay değildir.

 

Önce çapayla etrafını açmak gerekir, sonra yapraklarından tutup, çapanın da yardımıyla toprağın derinliklerine doğru kök atmış kökü çekip çıkarmak gerekir.

 

Her derda deva olmasının yanı sıra damakları da bayram yerine çevirecek kadar lezzetlidir.

 

Tüm bu bilgileri, öyküleri Alaçatı Pazarı’nda öğrenip dinleyebilirsiniz.

 

Orası bir botanik üniversitesi gibidir.

 

Örneğin, ‘Gelincik’in çiçeklenmeden önce saplarının yenebileceğini, yabani kuşkonmazın (veya sarmaşık otunun) nerede bulunacağını, ‘Filbaşı’nın tohumlarının kıvrım kıvrım kıvrılarak hareket ettiklerini, yabani sarı papatyaların filizlerinin çok lezzetli olduğunu, üç yapraklı yoncaların salatasının yapıldığını, bal otunun sahte bal üretiminde kullanıldığını, ‘Cehennem Otu’nun, sevmediği otların yanında yetişmediğini pazarcılar size seve seve anlatacaklardır...

 

Bugün Alaçatı’da değilseniz, çok şey kaçırdınız demektir.

 

Üzülmeyin, bu güzel kasaba ne zaman gelirseniz gelin size keyifli anlar yaşatacaktır.

 

 

X