"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Yanıtını çok merak ettiğim bir soru

AVRUPA Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri, bir grup akademisyenin yayınladığı bildiri üzerinde Türkiye’de koparılan fırtına ile ilgili olarak şunu söyledi:

“Hükümet yetkilisi ya da siyasetçi olarak bu görüşe katılmasanız bile doğru olduğunu düşündüğünüz şeyi söylemek akademik özgürlüktür. Üniversitelerinizde bin tane terörist ya da terörü destekleyen akademisyen olduğunu sanmıyorum.”

Önce Kati Piri’nin şu sözlerini de aktarayım ki “Avrupalılar PKK adına konuşuyor” gibi abukluklar söylenmesin:


“Türkiye’nin terör ile mücadelesini kimse sorgulayamaz.”


Piri’nin akademisyenlerin bildirisi ile ilgili sözleri, medeni dünyanın kabul ettiği ve varlığını tartışma konusu dahi edemeyeceği fikir özgürlüğünü tanımlıyor.


Hükümet yetkilileri ve politikacıların katılmadığı düşünceleri açıklamak da bir haktır, bunu teslim ediyor.


“Üniversitelerinizde bin tane terörist ya da terörü destekleyen akademisyen olduğunu sanmıyorum” sözleri de bugün içinde bulunduğumuz hukuksuzluğun tanımını yapıyor.


Bu ülkede arkadaşlarına destek için saçlarını kestiren üniversite öğrencileri bile terör örgütü kurmak, üye olmakla suçlanıp yargılandı.


Türkiye’de en kolay suçlama bu.


Çünkü savcılar biliyorlar ki böyle bir suçlamayla sanığı yargıcın karşısına çıkardığında tutuklama artık neredeyse kesin bir uygulama.


Aslında takibata bile uğramaması gereken insanlar, böyle suçlamalarla suçsuz yere hapishanede yatıyorlar.


Ve şimdi bu ülkede bir “sivil demokratik anayasa” yapılacağından söz ediliyor.


Hep bunu merak ediyorum, kim bilir kaçıncı yazışım:


Memleketin iktidar partisi, anayasayı yapacak TBMM’de çoğunluğa sahip olan parti, düşünce özgürlüğü konusunda Avrupa hukukunun fersah fersah gerisindeyken, nasıl olup da demokratik bir anayasa yapabilecek?


Hadi bir anda bir zihin açıklığına uğradılar ve demokrat olmayı başardılar diyelim.


O demokratik anayasanın gereklerini yerine getirecek, vatandaşların hukukunu devletin gücüne karşı koruyacak savcılar, yargıçlar bu zihin değişikliğini başarabilecekler mi?

 


Memleketimden 12 Eylül manzaraları

 

Havuz gazetesinin bildirdiğine göre bildiriyi imzalayan akademisyenler devlet memurluğundan atılacakmış.


Bunun için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesi işletilecek ve disiplinsizlik nedeniyle soruşturmalar açılıp akademisyenler ihraç edileceklermiş.


12 Eylül Anayasası’nı sivilleştirip demokratikleştirmeye talip olan iktidarın, üniversiteleri “temizlemek” için bulduğu yol, bana 12 Eylül’ün 1402’lik üniversite hocalarını hatırlattı.


Darbeciler, aralarında 38 profesör. 25 doçent ve 10 yardımcı doçentin bulunduğu 4 bin 891 memuru işten atmışlardı.


Onlara 1402’lik deniyordu, şimdikilere de 657’lik mi diyeceğiz acaba?


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, YÖK Başkanı ile bir araya gelerek 1.128 akademisyenin imzaladığı bildiri ile ilgili “yasal süreci” masaya yatırmış!


Gazetelerden takip edebildiğim kadarıyla memleketin değişik yerlerindeki savcılar zaten bu işi takip ediyorlar. Üniversite rektörleri deseniz, soruşturmalara giriştiler bile.


Cumhurbaşkanı, onca işinin arasında bir de bu hukuki durumu inceleme gereğini neden duydu, merak ettim. Kimseye güvenmiyor mu artık yoksa?


Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Prof. Dr. Gökçen Alpkaya hakkında soruşturma başlatıldı. Suçu: Sınavda, akademisyenlerin bildirisinin uluslararası hukuk bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiğini sorması.


Bunu da okuyunca “pes” dedim! Öğrencileri ezbercilikten kurtarıp analitik düşünmeye yönelten böyle bir sorunun üstelik de bir hukuk dersinde sorulması nasıl suç olabilir? Bu da “akademik özgürlük” sayılmıyorsa, daha ne konuşacağız?

 


Barış kiminle yapılıyordu?

 

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan’ın “Önümüzdeki süreçte ne terör örgütü, ne de onun güdümündeki parti asla muhatap alınmayacaktır” sözlerini okuyunca, yandaş medyada kalem oynatanlara üzüldüğümü söylemeliyim.


Hatırlayacaksınız, “çözüm süreci” döneminde muhalefetin “PKK’yı muhatap almayın” eleştirilerine yanıt yetiştiriyorlardı.


“Kiminle savaşıyorsan, barış görüşmesi de onunla yapılır” gibi bir savunma da geliştirmişlerdi. Şimdi eminim kara kara düşünüyorlardır.


“Ne yapsak, nasıl etsek de eski söylediklerimizin tam tersini yazsak” diye.


Gerçi tutarlılık gibi bir dertleri olmadığını biliyoruz.


Yukarıdan hangi rüzgâr eserse ona göre eğilip bükülme yetenekleri de oldukça gelişmiş sayılır.


Bir-iki gün bocaladıktan sonra daha önce söylediklerinin tam tersini yazmaya da başlayacaklardır.


Hadi bakalım, kolay gelsin!

 

X