"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Ve babaları onları okula gönderdi

O fotoğraf Milliyet’in yazıişleri masasında önüme geldiğinde aklıma ilk gelen şey Ceyhun Atuf Kansu’nun yazdığı bir şiirdi.
Rahmetli Ceyhun Atuf Kansu, bu şiiri yıkılan bir köy okulunun duvarının altında hayatını kaybeden bir öğretmenden etkilenerek yazmıştı.
O köy öğretmeninin adı Şefik Sınığ idi ve son sözleri “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin” olmuştu.
Şöyle yazacaktı Ceyhun Atuf Bey:
“Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, / Bütün çiçekleri getirin buraya, / Öğrencilerimi getirin, getirin buraya, / Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer / Bütün köy çocuklarını getirin buraya, / Son bir ders vereceğim onlara, / Son şarkımı söyleyeceğim, / Getirin getirin ... ve sonra öleceğim.” (Dünyanın bütün çiçekleri isimli bu şiiri internetten bulup sonuna kadar okumanızı öneririm.)
Medine Dilek Yıldırım’ın sonradan “Baba Beni Okula Gönder” kampanyasının sembolü olan o fotoğrafını gördüğümde hatırladığım dize de buydu:

Ve babaları onları okula gönderdi

“Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer!”
Gizli, sessiz, bakımsız ama kokusu eşsiz bir çiçek!
Medine, o tarihte 5 yaşındaydı.
Siirt’in Meydandere köyünde yaşıyordu.
Dalgalı sarı saçları, yüzünün neredeyse yarısını kaplayan iri mavi gözleri, pırıl pırıl dişleriyle, kocaman gülümseyen dudaklarıyla günler boyu bilgisayarımın ekran görüntüsü olarak bana bakıp durdu.
Ona her bakışımda Yasemin’i düşündüm, Yasemin’e her sarılışımda onu hatırladım.
“Baba Beni Okula Gönder” kampanyası olmasaydı, Medine ve daha binlerce kız çocuğu bir istatistikte yer alan, kimliksiz rakamlar olarak kalacaklardı.
O tarihte resmi rakamlar 600 bin kız çocuğunun okula gönderilmediğinden söz ediyordu, gayriresmi rakamları elbette bilemiyorduk.
Milliyet’in bir sosyal sorumluluk projesiydi.
Projenin ilk hazırlıkları yapılırken Milliyet’te Genel Yayın Yönetmeni’ydim. Hanzade Doğan Boyner’in bu kampanyayı hayata geçirmek ve sürdürmek konusundaki azmini hayranlıkla izlemiştim.
Doğarken bütün şanslar adeta kucağına bırakılmış bir genç kadının, böyle olanaklara sahip olmayan kız çocukları için bir şeyler yapmak için didindiğine tanıklık ettim.
Tijen Mergen’in, rahmetli Türkan Saylan’ın emeklerini de anmalıyım.
Bu kampanya olmasaydı, yüz binlerce kız çocuğu aynı kaderi yaşayacaktı.
Okula gitmeyecek, şiir okumayı, adını yazmayı, aritmetiği öğrenemeyecekti.
Tıpkı anneleri gibi. Tıpkı yüz binlerce kız çocuğu gibi.
Babaları onları okula göndermeyecekti, çünkü büyük çoğunluğunun köylerinde okul yoktu.
Köyün erkek çocukları topluca yakınlardaki bir okula giderlerken, köyün kız çocukları yaşıtlarını camdan seyretmek zorunda kalacaklardı.
Su taşıyacaklar, yerleri süpürecekler, bulaşıklara yardım edecekler, kendilerinden küçük kardeşlerine bakacaklardı.
Biraz büyüdüklerinde de evlendirilip evden gönderileceklerdi.
Aynı işleri bu kez kaynanalarının evinde yapacaklardı.
Çocukları kendisi gibi kız olduğunda da içlerinden sessiz bir feryat kopacaktı.
Dışa hiçbir zaman vuramayacakları, kimselere duyuramayacakları bir acı çığlık.
Medine, şimdi 15 yaşında, doktor olmak, İstanbul’da ya da Ankara’da okumak istiyor.
Hanzade bu iş başladığında “Hayalimiz, hayal kurabilen çocuklardır” diyordu, Medine’nin de bir hayali var şimdi: “Aslında İngiltere’de okusam süper olur!”
Kaya diplerinde açan, eşsiz çiçeklerin solup gitmemesi için başlatılan Baba Beni Okula Gönder kampanyası da artık Aydın Doğan Vakfı tarafından sürdürülüyor ve 10. yılını bitirdi.
BBOG in ilk adımlarını atıldığında kız çocuklarının okula gitme oranı erkeklere göre yüzde 30 geride idi.
Bugün ilkokul çağındaki kız ve erkek çocuklarının okullaşma oranında hiçbir fark kalmadı.
3’ü Aydın Doğan Vakfı tarafından yaptırılmış 33 yurt şu anda kız çocuklarının kendilerine çizilen kaderi değiştirmeleri için hizmet veriyor.
Bundan sonra da AD Vakfı hem maddi olarak hem de manevi olarak bu projenin öncülüğünü yürütmeye devam edecek.
Biliyorum ki Aydın Bey ve çocukları bunların dillendirilmesini istemiyorlar ama ben bir tür “yalnız kurt” sayılırım, söyleyebilirim: Bu vakıf, yurtlar dışında sayısız derslik, kurs olanağı sundu. Bakımsız yurtları yaşanabilir hale getirdi.
BBOG yurtlarında kalan başarılı kız çocukları yılda bir kez İstanbul’da misafir ediliyorlar. Yurt yöneticilerine her yıl İstanbul’da bir hafta eğitim veriliyor.
BBOG yurtlarında yetişip üniversitelerin 4 yıllık bölümlerine girmeye hak kazanan kız çocuklarına bu yıldan itibaren üniversite bursu da verilecek.
Bunun parayla ilgisi kuşkusuz ki vardır ama mesele sadece para vermek de değildir.
Sadece insanın içinde bir duygu gerekir, çaresi olmayanlara bir çare yaratma duygusu!
Hanzade Doğan Boyner’in şu sözlerine dikkatinizi çekmek isterim, yapılan işin ne kadar önemli bir sonuç doğurduğunu daha net görebilmeniz için:
“Baba Beni Okula Gönder projesinin yarattığı sosyal etkiyi ölçmek amacıyla bir araştırma yaptırdık. Seferberliğimizden faydalanan kız çocuklarının sadece yüzde 6’sı üniversiteye devam etmeyeceğini ve çalışmayacağını söylerken, aynı bölgede aynı yaş grubunda bu oran yüzde 38’e çıkıyor. BBOG yurtlarında kalan veya burs imkânlarından faydalanan kız çocuklarının yüzde 88’i ‘Tek başıma sağlık ocağına veya hastaneye giderim’ derken, aynı bölgelerde yaşayan aynı akran grubunda bu oran yüzde 70’e düşüyor.”
Proje, kız çocuklarına sadece okuma olanağı vermekle kalmadı, birey olarak toplum içinde tek başlarına ayakta durabilme, hayata asılma gücü vermeyi de başardı.
Projenin ilk gününden beri içinde olan bir insan olarak, Aydın Doğan Vakfı’na, bu projeye yurt yaptırarak, küçük tasarruflarıyla bağışta bulunarak destek verenlere teşekkür etmek de boynumun borcudur, sağ olsunlar, var olsunlar.

X