"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Uzaklarda bir adada

EGE, bir Osmanlı Gölü iken bu adalar topluluğuna Tavşan Adaları denirmiş. Neden bu ismi uygun gördüler, kolayca tahmin edebiliyorum.

Bizim adalara isim vermek konusunda ciddi bir tembelliğimiz var çünkü.
Adanın iki tepesi varsa, hörgüce benzer, olur Deve Adası. Önündeki otları yemeye çalışan bir tavşana benzer uzaktan, olur Tavşan Adası. Antalya’da Sıçan Adası da var, sıçanı bol olduğu için değil, karadan bakıldığında silueti ona benzediği içindir bu.
İstanbul’dan çıkın, boylu boyunca sahillerimizi takip ederek Antalya’ya kadar gelin, aynı ismi taşıyan bir sürü ada görürsünüz.
Tavşan Adaları’nda da tavşan vardır hiç kuşkusuz, ben gerçi hiç görmedim ama olabilir, bu konuda iddialı değilim.
Atalarımızın Tavşan Adaları dediği bu adalar grubuna şimdi Cyclades deniliyor. Baş ada Syros’tur ama bizim memlekette meşhur olanı Mikonos’tur. Gerçi onu da doğru telaffuz edemeyip Mikanos deriz ama ne zararı var.
Ben orayı sevmem. Pahalılığı bir yana, görmekten hazzetmeyeceğim görüntüler diğer yana.
Kim bilir belki de orayı pek beğenmiyor olmamın nedeni, diğer küçük adalardaki ıssızlık ve yalıtılmışlık duygusunun Mikonos’ta olmamasıdır.
Yarın Hürriyet ile birlikte alacağınız Seyahat ekinde yayınlanmak üzere editörüm Serkan Ocak, benden bir yazı istedi. Ege Adaları’nı gezmek isteyenler için işe yarayacak, küçük pratik bilgiler verdim.
Ve şimdi de bu yazıyı Cyclades takımadalarının en sessizlerinden birinden, Amorgos’tan yazıyorum. Buraya gelmeden önce de Naxos’taydım.
Naxos’u seçmemin nedeni, Ece Aksoy’un hediye ettiği bir kitap oldu.
Uzun yıllar Korfu’da yaşamış, Yunan adalarının neredeyse tümünü gezmiş Lawrence Durrel’in Greek Islands isimli kitabı.
Yorgo Seferis ismini edebiyata, şiire meraklı olanlar iyi bilirler.
Kendisi Anadolu’dan çıkıp, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk hemşerimizdir, Orhan Pamuk’tan çok yıllar önce, 1963’te bu ödüle layık görülmüştü.
Seferis, 1900 İzmir doğumludur. Birinci Dünya Savaşı’na kadar kışları İzmir’de, yazları Urla-İskele’de yaşamış.
Birinci Dünya Savaşı başladığında babası uzak görüşlü adam olmalıymış ki nelerin yaşanabileceğini görüp, aileyi topladığı gibi Atina’ya taşınmış.
Urla’daki evi, içindeki bütün eşyaları bırakarak kilitleyip çıkmışlar, yanlarına sadece kapıyı kilitledikleri anahtarı alarak.
O anahtar, ölene kadar Seferis’in Atina’daki evinde duvara asılı olarak kalmış.
Seferis’in esasen Naxos kökenli olduğunu, ailesinin İzmir’e, Naxos’tan göç ettiğini Durrel’in kitabından öğrenince, bu yaz izleyeceğim rotanın başlangıç noktası da belli oldu.
Ve doğal olarak Naxos’taki sessiz gecelerde Seferis okudum, Durrel’in tavsiyesine de uyarak uzo değil, şarap eşliğinde.
Denize yakın mağaralarda / bir susuzluk duyarsın, bir aşk / bir coşku / deniz kabukları gibi sert / alır avucuna tutabilirsin.
Denize yakın mağaralarda / günlerce gözlerinin içine baktım / ne ben seni tanıdım, ne de sen beni.”
Amorgos’ta bir gemi enkazı var, Zakintos’daki kadar meşhur değil, turizm posterlerine girmeyi başaramamış.
Adanın güney ucunda Kalotaritissa yakınlarında küçük bir koyda yan gelmiş yatan, paslanmış bir yük gemisi enkazı.
Kim bilir hangi fırtınada o kıyıya savrulmuş. Büyük olasılıkla makinesinde bir arıza olmuş olmalı.
Evet, bu bölgenin sert rüzgârları var ama yine de bir mil kadar ilerlemeyi başarabilse, rüzgârdan korunaklı koya sığınabilecek bir konumda. Gerçi öyle büyük bir fırtınada o kadar dar girişi olan bir koya sığabilir miydi, orası da meçhul.
Kalotaritissa inanılmaz güzellikte bir koy. Turkuvaz bir su, altın rengi bir kum.
O gemi enkazını görünce Seferis’ten bir şiir okumadan yapamadım.
“Masallarımı gemilerden öğrendim ben / yolculardan değil, denizcilerden de değil / ceplerinde sigara arayıp duran / iskelede bekleyen daimi işsizlerden de değil.
Gemi simaları dünyama yerleşmiştir benim / kimisi Kyklops gibi tek gözle bakar / hareketsizce denizin aynasına / kimisi karınca gibi davranır. kimisi kelebek / kimsi uykuda gezer gibi ilerler tehlike / saçarak
Ve kimisi uyuya kalmıştır denizin / derinliklerinde / Tahtalar, halatlar, zincirler.”
İyi bir hafta sonu diliyorum herkese, bu son haftada yaşadığımız acılardan sonra ruhumuzun buna ihtiyacı var. Ve birkaç gün izin istiyorum sizlerden. Çarşamba günü yine birlikte olacağız.


Yitirdiğimiz tüm gençlerimiz için

SEFERİS’in Argonotlar için yazdığı destandan bir bölümü sizlerle paylaşmak istedim.
Geçen hafta Suruç’ta, Ceylanpınar’da, Adıyaman’da, Elbeyli’de sözde fikirleri farklı ama yöntemleri aynı katiller tarafından, yaşayacakları çok şey varken katledilen gençlerimizin anısına.
Melih Cevdet Anday çevirisiyle.
“İyi çocuklardı yoldaşlarımız, hiç/ yakınmıyorlardı / yorgunluktan, susuzluktan, soğuktan, / ağaçlar ve dalgalar gibi dayanıklıydılar / rüzgârla yağmuru kabul eden, / geceyle güneşi, / onca değişim içinde hiç değişmeden.
İyi insanlardı, / günlerce başlarını eğip / hep birden soluyarak / küreklerde ter döktüler, / kanlarıyla kızardı kutsal derileri.
Kimi zaman türküye durdular, başlarını eğip, / hintincirlerinin bittiği ıssız adadan geçerken / köpeklerin havladığı burnun ötesinde, / batan güne doğru.
Kendini tanıyacaksa ruh, diyorlardı / bir başka ruhun derinliklerine bakması gerek / Ve kürekler vuruyordu denizin yaldızına gün batarken.”

X