"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Tutarsızlıkla dolu bir kampanya

YANDAŞ medyada, adliye destekli bir itibarsızlaştırma kampanyası olanca hızıyla sürüyor.

26 Kasım 2015’ten beri Erdem Gül ile birlikte tutuklu olarak cezaevinde bulunan Can Dündar’a yönelik bir kampanya bu.


Dündar ve Erdem’i, gazetecilik yaptıkları için daha uzun süre cezaevinde tutamayacaklarını anladılar, şimdi hedefleri Can Dündar’ın MİT TIR’ları ile ilgili haberi yayınlamak için Fethullah Gülencilerden rüşvet aldığı izlenimi yaratmak istiyorlar.


İddiaya göre, Can Dündar’ın evi, bu rüşveti örtbas etmek için, Fethullah Gülenci avukatlar tarafından satın alınmış.


Bununla ilgili yandaş medyada koparılan yaygarayı dikkatle izliyorum, bir sürü tutarsızlık var.


Birincisi Can Dündar, evini resmen 1.5 milyon liraya sattığını göstermiş ama 3.5 milyon lirayı da elden gizlice almış!


Eğer söz konusu ev, alınan rüşveti gizlemek için satıldıysa, o 3.5 milyon lira neden elden alınmış da yasal satış olarak gösterilmemiş?


Kara rüşvet parasını aklamak için evin tüm satış bedelini resmen göstermek ve parayı yasallaştırmak dururken, bunu yapmak akıl kârı bir iş değil.


Hem rüşvet parasını aklamak için evini satacaksın hem de paranın bir bölümünü yasadışı yoldan alacaksın.


Olacak iş değil!


Yandaş medyadaki iddiaya göre, MASAK söz konusu avukatların bankalardaki para hareketlerini de izlemiş ve “alıcı ya da göndericisi belli olmayan işlemler” tespit etmişler.


Artık çocuklar bile biliyor ki alıcısı ya da göndericisi belli olmayan para transferi mümkün değil.


Alıcısı belli olmayan parayı kim, bankadan nasıl alabilmiş? Göndericisi belli olmayan havaleyi hangi banka kabul etmiş?


İnsan bu haberi uydurmadan önce, bir bankaya gider “alıcısı ya da göndericisi belli olmayan” 10 liralık bir havale yapmaya çalışır, “bakalım oluyor mu” diye!


Şimdi “terör örgütü” diye suçladıkları eski ortakları, bu suç uydurma işinde bunlardan daha yetenekliymişler, öyle görünüyor.

 

 


Bu hoş bir ifade olmadı!

 

 

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Rusya’nın uçağının sınır ihlali nedeniyle düşürülmesinden sonra izlediği politikayı eleştirirken şöyle konuştu:


“Rusya, iki tane pilota, Türkiye gibi bir dostunu kaybederek böyle bir hamleye girdi.”


Neresinden tutarsanız tutun, talihsiz bir cümle.


İnsanlardan söz ederken “tane” kullanılmaz, ama eminim bunu Cumhurbaşkanı da biliyordur.


Zaten “iki” değil, bir Rus pilotu öldü, Cumhurbaşkanı bunu da biliyordur.


Belirtme sıfatı olarak “iki tane” demiş olması dilimizde, küçümsemeye işaret ediyor.


Ölmüş bir insanın ardından böyle küçültücü bir sıfat kullanmak bence yakışık almıyor.


Suriye de bizim bir uçağımızı düşürdü ve iki pilotumuz şehit oldu.


Onlardan böyle ifadelerle söz edilmesini ulusal gururumuz kabul eder miydi?


Cumhurbaşkanı, haklı olarak Rusya ile ilişkilerimizin düzelmesini, yeniden ortak çıkarlar için bir araya gelebilmemizi istiyor. Bu sadece ekonomik açıdan değil, bölgedeki savaşın yayılma tehlikesine karşı da önemli bir konu.


Onun için Rusya ile ilişkileri düzeltmeye çalışırken kullandığımız kelimelere daha özenli olmamız yararlı olur.


Naçizane önerim budur.

 

 

Sur’daki masum insanları koruyun

 


DİYARBAKIR’ın Sur ilçesinde üç aya yakın bir süredir sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.


Sur’un üç ayrı mahallesinde, 15’i on yaşın altında çocukların ve yaralıların da bulunduğu 200’e yakın vatandaşımız da o mahallelerde, çatışmanın ortasında mahsur kalmış durumda.


Ayrıca sokaklarda kaldırılamayan cenazelerin olduğu da bildiriliyor.


Bununla ilgili olarak bazı sivil toplum kuruluşları ve aydınlar bir bildiri yayınladılar.


Talepleri, 24 saatliğine de olsa ellerin silahlardan çekilmesi ve bölgedeki vatandaşlarımızın tahliye edilerek daha güvenli yerlere taşınabilmelerinin sağlanması.


Elbette hiçbir egemen devlet, kendi toprakları üzerinde, eli silahlı bir grup insanın kendince “özyönetim” ilan etmesini hoşgörüyle karşılamaz.


Dünyanın neresinde olursa olsun, o kalkışmayı bastırmak bir devletin hakkıdır.


Ama insan haklarına saygılı bir devlet, böyle bir kalkışmayı bastırırken suçlular ile masumları birbirinden ayırmanın ve masumların zarar görmemesini sağlamanın yollarını bulmak zorundadır.


Böyle bir tahliyeye olanak sağlanması, masum insanların daha fazla zarar görmesini engelleyebilir.

X