"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Tarihe bu ifadeyle geçecek

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, önceki gece NTV’de yayınlanan söyleşisinde şunu söyledi:

“Bırakın Türkiye’de Türk, Türk olduğunu, Kürt, Kürt olduğunu söylesin. Bunda ne var? Benim için bir ara neler dediler. Bana Gürcü dediler. Çıktı bir tanesi affedersin çok daha çirkin şeylerle, Ermeni diyen oldu.”
11 Haziran 2011 tarihinde de yine NTV’de şöyle demişti:
“Bizlerle ilgili çok sayıda yazılmış kitap var ki bu kitapların içerisinde bizim ne Yahudiliğimiz, ne Ermeniliğimiz, ne affedersiniz Rumluğumuz, hiçbir şeyimiz kalmadı, düşünebiliyor musunuz?” demişti.
Başbakan’ın aralarında 3 yıl olan iki konuşmasında da, etnik kimliklerle ilgili olarak aynı vurguyu yapmış olması, bunun artık bir dil sürçmesi olmadığını, “amacını aşan” bir söz olmadığını açıklıkla ortaya koyuyor.
Ve ne yazık ki ortaya ırkçı bir Başbakan portresinin çıkmasına da neden oluyor.
Bir etnik kimliği hakaret olarak algılamak, ondan söz ederken “affedersiniz” eklemesi yapma ihtiyacını duymak, başka hiçbir şeye işaret etmiyor.
Bu açık bir ırkçı nefret suçudur! Ama kuşkusuz ki Türkiye’de kovuşturulamayacak bir suç!
Birincisi söyleyen Başbakan, yargı kendisine bağlı, hiçbir savcının cesaret edip de bir fezleke düzenleyemeyeceği bir sistem var.
İkincisi zaten dokunulmazlığı var, üçüncüsü cumhurbaşkanı olmayı da başarırsa zaten artık hayatının sonuna kadar sürecek bir dokunulmazlığa da sahip olacak!
Ama işlediği bu suçun kovuşturulamıyor olması, bu suçun üzerine yapışmış bir kara leke olarak ebediyete kadar kalmasına da engel olmayacak.
Tarih, birçok başka kötü özelliklerinin arasında “ırkçı” sıfatını da isminin önüne ekleyecek, öyle anılacak.
Bundan sonra istediği kadar kardeşlikten, “yaradılanı yaradandan dolayı sevmekten” söz etsin.
Hepsinin boş bir laf olduğunu zaten biliyorduk, önceki gece bir kez daha teyit etmiş oldu.


Aklı başına yeni mi geldi?

ENERJİ Bakanı Taner Yıldız da telefonlarının dinlendiğinden şikâyet etti.
“Siz bu ülkenin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nı 2.5 yıl resmi ve illegal bir gerekçeyle dinliyorsunuz. Niçin dinliyorsunuz” dedi.
Bir bakanın telefonlarının dinlenmesinden şikâyet ettiğini duyunca, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın kulaklarını çınlattım!
Kendisini hatırlarsınız.
Bütün Türkiye, telefonlarının usulsüz olarak dinlendiğinden şikâyet ederken, “telekomünikasyondan da sorumlu” bakan olarak, unutulmayacak bir vecizeyi tarihe altın harfler ile yazmıştı:
“Yanlış işiniz, yasal olmayan işiniz yoksa, dinlenmekten korkmayın, istediğiniz kadar konuşun.”
2009 yılının Ocak ayıydı!
O vakit, bugün “paralel” diye kavga ettikleriyle canciğer kuzu sarması durumundalardı.
O günlerde bu iddiaların üzerine ciddiyetle gitselerdi, bugün “2.5 yıldır sen bir bakanı nasıl dinlersin” demeleri de gerekmeyecekti.
Merak ettiğim konu, Binali Yıldırım bu sözleri söylediği tarihte, acaba Taner Yıldız ne düşünüyordu? Aklı neredeydi?


Aynı suçu işlediler

İKİ ayrı operasyon ile gözaltına alınan ve tutuklanan polislere yönelik suçlamalardan birisi sahte isimler adına alınmış dinleme izinleriyle, birçok kişinin telefonlarını dinlemek.
Bu nedenle sadece “casusluk” suçlamasıyla değil, “resmi evrakta sahtecilik” suçlamasıyla da soruşturuluyorlar.
Yandaş medyada bu konuda yazılanları ve hükümet yetkililerinin bu konudaki konuşmalarını tebessüm ile izliyorum.
Hatırlayacaksınız, Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Amberin Zaman, Markar Eseyan ve Mehmet Baransu gibi gazeteciler de 2008–2009 yılları arasında aynı yöntem ile dinlenmişti.
Ahmet Altan için “Caşit”, Amberin Zaman için “Demi” (neden acaba, Demi Moore’a benzettikleri için mi?), Mehmet Altan için “Pastör” takma isimleriyle dinleme izni alınmıştı.
Bugün suçlanan polislerin “İran casusu yakalayacağız” diye izin aldıkları gibi, bu gazeteciler için de “terör, uluslararası terör örgütlerinin faaliyetleri, ülkemiz aleyhine yürütülen casusluk faaliyetlerinin önlenmesi” gibi gerekçeler ile izin alınmıştı.
Bu rezillik ortaya çıktığında, gazeteciler doğal olarak suç duyurusunda bulunmuşlar ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “soruşturma izni” istemişti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu suçu işleyen MİT görevlileri için soruşturma izni vermedi.
Başbakanlığın bu soruşturma için izin vermediğini bildiren yazısının üzerinden bir yıl 3 ay geçti.
O vakit MİT, savcılığa gönderdiği yazıda yaptığı işin “hukuki” olduğunu savunuyordu.
Tuhaf bir durum değil mi?
Aynı şekilde işlenmiş iki suç var, birisi soruşturuluyor, diğerinin “hukuki” olduğu iddia ediliyor!
Ve Başbakan, bundan sonra telefon dinleme işlerine “MİT’in bakacağını” söylüyor.
Sahte isimlerle telefon dinleme izni alıp, bunu fütursuzca kullanan sabıkalı bir teşkilata, bu yetkinin verilecek olmasının nedeni acaba “sahte isim bulmakta artık sıkıntı çekiyor olması” mı?

X