"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Suriye politikası sonunda türbeyi de yıktırdı

SÜLEYMAN Şah Türbesi’ndeki “emanetler” taşındı ve bu askeri operasyon beklendiği gibi havuz medyasında “büyük bir askeri zafer” olarak sunuldu.

Zaten servis edilen fotoğraflar da bu amaca hizmet etmek için tasarlanmıştı.
“Komuta merkezinde” Başbakan, yanında Genelkurmay Başkanı, iki taraflarında kuvvet komutanları, önlerinde haritalar filan!
Biliyoruz ki IŞİD, bölgedeki türbeleri “puta tapmak” olarak değerlendiriyor ve önünde sonunda sıra Süleyman Şah Türbesi’ne de gelecekti.
Zaten aylardır türbedeki askeri değişim yapılamıyordu, bu IŞİD’in bölgedeki hâkimiyetinden kaynaklanıyordu.
Yani Türkiye’yi Suriye’deki içsavaşa daha da çok bulaştıracak ciddi bir tehlike vardı ve bu tehlikenin bu şekilde ortadan kaldırılması, doğru bir karardı.
Ama bundan bir “askeri zafer” çıkarmak için elbette havuz medyası gerekiyordu. Zaten medya üzerinde kurdukları oyun planının temel gerekçesi de bu tür gelişmeleri halka “zafer” diye yutturmak için gerekli araçları temin etmekten başka bir şey değildi.
Bu bir zafer değil, tam tersine hükümetin Suriye politikasının çarptığı bir son duvardır.
Hem bölgenin “ağabeyi” olacaksın, bölgesel güç olduğunu zannedeceksin, bin küsur odalı sarayında bir “dünya lideri” oturacak ve terör örgütü olarak tanımladığın örgütlerin göz yummasıyla üzerinde bayrağın olan bir toprağı terk edeceksin!
Tarihsel olarak önemi olan bir türbeyi korumak için belli ki caydırıcı bir gücün bile yok.
Açıklamaya göre askeri harekâttan önce IŞİD ve PKK’ya mesaj yollanmış, “Tek bir kurşun sıkarsanız ağır bedel ödersiniz” denilmiş!
Böyle ağır bir bedel ödetecek gücünüz vardıysa neden türbeyi taşımak zorunda kaldınız?
Ortaya çıktı ki ne ağabeyliğini takan var, ne de dünya liderini!
IŞİD’in zaten yıkacağı türbeyi, kendi elinle yıkman da Nasreddin Hoca’nın eşekten düşünce “Ben zaten inecektim” demesinden daha anlamlı bir durum değil. Terörist diye tanımladıkları örgütlerin bu operasyonda yardım etmediğini söylüyorlar ama açıklamalar bunun tam tersini gösteriyor.
“Öncü birlikler yerel giysiler giyip bölgedeki aşiretler ile temas kurdular, mıntıkayı güvenli hale getirdiler” açıklamasının bir tek anlamı var: Örgütler ile aşiretler aracılığıyla temas kurduk, müdahale etmemelerini sağladık!
Bunun utanılacak bir tarafı yok elbette.
Kan dökülseydi daha iyi bir iş yapılmış olmayacaktı. Ama hem bunu yapıp hem de yapmamış gibi davranmak, “büyüklük” gösterisi midir?
Askerler, “dünya liderinin” IŞİD kuşatmasından kurtuldu diye neredeyse üzüldüğünü söyleyeceği Kobani’den geçerek Suriye’ye gittiler.
Kobani’nin anlamını böylece öğrenmiştir umarım.
IŞİD, Kobani’yi ele geçirmiş olsaydı, türbedeki emanetleri ve askerleri nasıl kurtaracaktınız?


Söylenenleri dinlemiyorsunuz ki

POLİSE olağanüstü hal yetkileri veren “güvenlik yasa torbası” TBMM’de, AKP’nin şiddet gösterileri arasında parça parça kabul ediliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu torba kanun ile ilgili olarak şöyle demişti:
“Göreviniz Meclis’te yasa çıkarmak, engellemek değil. Öyle de yapsanız böyle de yapsanız bu kanun ya çıkacak ya çıkacak.”
Başbakan Ahmet Davutoğlu da şöyle konuştu:
“Her ne suretle olursa olsun, özgürlüklerin korunması ve Türkiye’de güvenlik şartlarının sağlanması amacıyla bu kanun Meclis’ten çıkacaktır.”
Biri “Ya çıkacak, ya çıkacak” diyor, diğeri “Her ne surette olursa olsun çıkacak” diyor!
Ve ondan sonra Başbakan Davutoğlu bakın ne diyor:
“Muhalefet partileri şu ana kadar herhangi bir makul teklif getiremediler. Herhangi bir makul teklifle gelinirse görüşürüz.”
Bu kanunun hazırlıklarının yapıldığının ortaya çıktığı günden beri muhalefet, ciddi eleştiriler getirdi.
Ama kimse kulak asmadı, dinlemedikleri gibi bir de “Ya çıkacak, ya çıkacak” dayatması ile muhalefetin karşısına çıktılar.
Şimdi de Başbakan “Makul teklif gelirse düşünürüz” diyor.
Ortada konuşulacak şey mi kaldı?


AKP’nin ‘korku’ paketi

MECLİS’te görüşülmekte olan ve AKP’nin “özgürlükleri koruma paketi” diye yutturmaya çalıştığı yasa torbasının bir tek anlamı var:
AKP, halkın demokratik haklarını kullanmasından öcü gibi korkuyor!
Polise 48 saat mahkeme kararı olmadan dinleme ve gözaltına alma yetkisi verilmesi, kalabalıklara karşı silah kullanma olanağını sağlamasının nedeni bu korkudur.
Molotofkokteyli atmak, polise sapanla demir bilye atmak sanki bugüne kadar serbestmiş de bundan sonra yasaklanacakmış gibi bir hava yaratmaya da çalışıyorlar.
Hayır, bunlar zaten yasak olan eylemlerdi ve kanunlarımızda bunun doğuracağı cezalar da mevcuttu.
Ama şimdi “Molotof atıldı, bilye atıldı” diye halkın üzerine ateş açma yetkisi veriyorlar.
Artık mitinglerde yüzünüzü kapatırsanız da ceza alacaksınız, terör örgütü üyesiymiş gibi hem de!
İyi de bugüne kadar mahkemelerde kaç kişinin, sırf bir mitinge katıldı diye terör örgütü üyeliğiyle suçlandığını hatırlıyor musunuz?
Hatırlayamazsınız, çünkü sayamayacağınız kadar çok.
Demokratik bir hakkı kullanırken başına iş açılacağını bilen insanların yüzlerini saklamaya çalışmasından daha doğal ne olabilir?
Bütün bu düzenlemelerin, seçimden önce yapılmasının nedeni çok açık.
AKP, halkın meydanlara çıkıp haklarını savunmasını istemiyor, hepsi bundan ibaret!

X