"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Suçlu, kusurlu ve siyasi sorumlu

ANKARA’daki terörist saldırının olduğu gece yazdığım ve ertesi gün bu köşede yayınlanan yazımda şöyle bir cümle kullanmıştım:

“Suçlu, bir arabaya doldurduğu bombaları getirip masum insanların orta yerinde patlatandan başkası değildir.”

 

Bazı okuyucular, ki içlerinde terbiye sınırlarını aşanlar da vardı, suçlunun hükümet olduğunu yazmam gerektiğini savunan e–postalar yolladılar.


Ortaya çıkıyor ki kavramlar konusunda hassasiyetimiz pek gelişmemiş, onun için bu konuyu biraz açacağım.


Tekrarlıyorum, bu olayın suçlusu bombayı patlatanlar, onlara bu emri verenler ve bu eylemin gerçekleşmesini sağlamak için yardım ve yataklık edenlerdir.


Çünkü temel kural budur: Cinayeti kim işlediyse, suçlu odur.


Zamanında doğru istihbarata ulaşıp bu eylemin gerçekleştirilmesine engel olamayan güvenlik görevlilerinin ve onların amirlerinin “kusurlu” olduklarından söz edebiliriz, suçlu olduklarından değil.


Kusurludurlar, çünkü görevleri bu tür olayları önlemektir.


Bunun görevi ihmalden mi kaynaklandığı, eğitim eksikliğinden mi kaynaklandığı, alınan istihbaratın doğru değerlendirilmemesinden mi kaynaklandığı fark etmez.


Medeni ülkelerde böyle olaylardan sonra ciddi bir soruşturma yapılır ki bu kusura neden olan şey ortaya çıksın ve ondan dersler alınsın, daha sonraki olayları önlemekte bu bilgilerden de yararlanılsın.


Bizde böyle bir şeyin yapıldığını pek duymuyoruz.


Ama unutmayalım ki medeniyet, başa gelen felaketlerden dersler çıkarıp önlemler geliştirmekle ilgili bir durumdur.


Bizim kamu yönetimi sistemimizin en önemli sorunu da budur. Çünkü kamu sistemimize hâkim olan şey liyakate göre görevlendirme değildir. Partizanlık ve nepotizm gibi hastalıklarla malul bir sistemimiz vardır.


Amirler, beceriksiz memurlarını korumaya eğilimlidir, kimseden hesap sorulmaz, kimse hesap vermez.


Bir de siyasi sorumluluk konusu var tabii.


Medeni ülkelerde, böyle olaylardan ülkeyi yönetmekle görevli olanlar da siyaseten sorumlu tutulurlar.


Çünkü halk huzur içinde yaşamak ister, seçip göreve getirdiği insanlardan da bunu sağlamasını bekler.


Seçilip işbaşına gelenler işlerini yürütmek için doğru insanları seçmelidirler ki her şey yolunda gitsin.

 

Yolunda gitmeyen bir şeyler varsa doğru insanları bulup görevlendirmemiş ve kendilerinden bekleneni yerine getirmemişler demektir.


Medeni ülkelerde böyle bir durum genellikle istifa ile sonuçlanır, bizim çok yabancısı olduğumuz bir durum bu.


Toparlayacak olursak: Ankara’da bombayı patlatan PKK suçludur. Buna engel olamayan emniyet güçleri kusurludur.

 

“Ülkeye istikrar getireceğiz” vaadiyle oy alıp seçildikten sonra bunu yerine getiremeyen hükümet de bu işin siyasi sorumlusudur.

 


‘Türk tipi terörist’ tanımı

 


ANKARA’daki saldırının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “yeni bir terör tanımına ihtiyaç duyulduğunu” söyledi.


“Terör ve terörist tanımını en kısa sürede yeniden yaparak ceza kanunumuza derç etmeliyiz diye düşünüyorum” dedi.


Terör kavramı, artık uluslararası anlaşmalarla da tanımlanmış bir kavram.


Terör, siyasal, dinsel, ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmi, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanılmasıdır.


Bu amaca ulaşmak için organize olan gruplara terör örgütü, şiddeti bizzat uygulayana da terörist deniliyor.


Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, 18 Aralık 1972 tarih ve 3034 sayılı kararı da terörü tanımlıyor.


“İnsanların özgürlüklerini, haklarını ve masum insanların yaşamını tehlikeye sokan ya da yok eden şiddet ve cebir (zor) kullanımı terör eylemidir” diyor.


Karar, cebir ve şiddetsiz bir terör eyleminin olamayacağını vurguluyor.


Yani diyeceğim o ki üzerinde fikir birliğine varılmış bir tanım zaten var.


Cumhurbaşkanı’nın “yeni tanım” ihtiyacını neden duyduğu aynı konuşmasında açıklanıyor:


Bu mesele düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü veya örgütlenme özgürlüğü meselesi değildir” diyor.


Havuz gazetesi de anafikri manşetinde şöyle açıklıyor zaten: “Kalemini silah olarak kullanan da terörist!”


Yani Türkiye’de bir kez daha, terör bahanesiyle bazı hak ve özgürlükler kısıtlanabilecek, eline silah almamış, silahlı bir örgütün üyesi olmamış insanlar bile yazdıkları, söyledikleri nedeniyle terörist olarak tanımlanıp içeri tıkılacak.


“Türk tipi başkanlık”, “Türk tipi kadın hakları” derken “Türk tipi terörist tanımı”na ulaştık ve ulaştığımız yer, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması sonucunu doğuracak.


Bu sonuca “Şaşırdın mı” diye soracak olursanız hiç şaşırmadım, zaten beklediğim de tam olarak buydu!


Ankara saldırısının acısı daha çok taze, Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri, bu acı nedeniyle duyduğu öfkeyle söylediğini varsayalım şimdilik. Bu konuya daha sonra yine döneceğim.

 


Hatasız sınav yapamayacak mıyız?

 

BU yıl 2 milyon 255 bin 386 öğrenci Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) için başvurdu.


Bu öğrenciler neresinden baksanız dört yıldır bu sınava hazırlanıyorlar. Anneleri, babaları bu hazırlık için dünyanın parasını harcadı.


Çocukların gelecekteki yaşamlarını şekillendirmekteki en önemli dönemeçlerden biri, belki de birincisi bu yani.


Ve sınavlardan sonra gazetelerdeki haberleri dikkatle takip ettim. 2 ile 10 soru arasında hatalı soru bulunduğu bildiriliyor.


Bu kadar önemli bir sınavı bile doğru dürüst, hatasız yapamayan bir sistem var ve bir sorumlusu her zaman olduğu gibi bu kez de yok!

X