"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

‘Sorumsuzluk’ sorumsuzca davranmak değildir!

DÜNYA yüzünde bir ikinci örneği var mıdır, bilmiyorum. Ama tahmin edebiliyorum ki yoktur.

Bir Cumhurbaşkanı, ülkesinin bankalarından birinin “acilen batmasını” istiyor.
İki–üç günde bir bununla ilgili bir açıklama yapıyor, bankaya el konulmasını istiyor, bu işler ile ilgili bağımsız devlet kuruluşlarını “göreve” çağırıyor!
Gazetecilere önceki gün yaptığı açıklamada bakın ne diyor:
“Dip yapma süreci var, BDDK kararını vermeli, aksi takdirde sorumlu olur. Bankacılık kuralları var, taşıma suyla değirmen dönmez, ben takipteyim.”
“Taşıma su”
dediği sanırım bankanın sermaye arttırımı ile ilgili girişimi.
“Dip yapma süreci” dediği de bankanın işleme kapatılan tahtasının yeniden açılmasından sonra borsada meydana gelen hareketler.
O hareketleri tetikleyenin de bizzat kendi açıklamaları olduğunu söylemiyor tabii.
“BDDK sorumlu olur” diyor ama BDDK’nın kendisinden daha sorumlu bir tutum içinde olduğunu söylemek gerek.
BDDK bürokratları biliyor ki bir bankanın batması sadece bir bankanın batması demek değildir!
Biliyorlar ki haksız yere bir el koyma işlemine girerlerse ekonomiye verecekleri zararın dışında, bu eylemleri nedeniyle ağır yaptırımlar ile karşı karşıya da kalabilirler.
Ama Cumhurbaşkanı ne de olsa “sorumsuz”, bunlara hiç aldırmıyor!
Aldırıyor olsaydı, Bankacılık Kanunu’nun ilgili maddelerine uyum konusunda titizlenirdi, ama tam tersini yapıyor.
Cumhurbaşkanlarının “sorumsuzluk” dokunulmazlığının varlığı, başında oldukları devletin kanunlarını ihlal yetkisini vermez, en azından “ahlaken” sorumlu davranmaları beklenir.
Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla yayın yapan ve bankayı bilerek batırmaya çalışan gazete ve televizyonlar için böyle bir “sormsuzluk zırhı”nın olmadığını da belirteyim.
Bankacılık Kanunu, bir bankanın itibarına, servetine ve şöhretine zarar verecek haberlerin yayınlanmasını kesin olarak yasaklıyor.
Bu suçu işleyenler hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin günden iki bin güne kadar adli para cezasına hükmedileceği de aynı kanunun hükmü.
Memlekette kanunlar var, bu kanunlara uyulmasını takip etmekle yükümlü savcılar var ama bütün bunlar yine de olabiliyor!
Gerçekten eşi benzeri bulunmaz bir “dünya liderine” sahibiz!

Gerçekten aklanmak istiyorlar mı?


DÖRT eski bakan var, yolsuzluk yapmak, rüşvet almak ile suçlanıyorlar.
Haklarında bir soruşturma komisyonu da kuruldu. Suçlu bulunurlarsa Yüce Divan’da yargılanıp kendilerini aklama olanakları da halen var.
Geçen gün bu bakanlardan Muammer Güler ile ilgili bir haber vardı. Hükümetin güvenoyu aldığı gün, TBMM’de bir grup milletvekili ile sohbet etmiş, rüşvet operasyonundan bu yana 15–16 kilo verdiğinden yakınmış.
Habere göre Güler, HSYK’ya ateş püskürmüş ve “Siz devletin bakanını nasıl dinlersiniz” demiş.
Diğerlerinden pek haber alamıyoruz ama Zafer Çağlayan’ın da, Egemen Bağış’ın da, Erdoğan Bayraktar’ın da benzer şekilde düşündüklerinden eminim.
Gerçi Erdoğan Bayraktar’ı ayrı tuttuğumu da belirtmeden geçemeyeceğim.
Bayraktar, kendisinin de söylediği gibi “ne yaptıysa Başbakan’ın talimatıyla yaptı” ve o işlerde bir katakulli döndüyse bundan tek başına sorumlu tutulması haksızlık olur bence.
Bu işte asıl sorunumuz “nasıl olup da bakanın dinlendiğinden” daha çok, “nasıl olup da bakanların bu işlere bulaştığı” olmalı.
“Nasıl olup da dinlenen” bakanların Zarrab ve adamlarıyla konuşmaları, elbise torbalarında, ayakkabı kutularında, çikolata tepsilerinde alınan milyonlarca dolarlar, saatler, hediye mücevherler vs.
Bunların hepsi bir gerçek olarak önümüzde duruyor ve bu gerçekler bakanların nasıl olup da dinlendiğinden çok ama çok daha önemli!
Ve bu iş, gerektiği gibi soruşturulup Yüce Divan yargılaması yapılana kadar da önümüzde durmaya devam edecek.
Böyle şikâyet edeceklerine, soruşturma komisyonunun çalışmalarını teşvik etseler, bir an önce yargılanıp aklanmak için çabalasalar daha doğru olmaz mı?
Bunu yapmadıkları sürece kamuoyu nezdinde “rüşvetçi” yaftası ile anılacaklarını bilmiyorlar mı?
Yoksa sonucun ne çıkacağını bildikleri için mi soruşturma komisyonunun çalışmalarını engelliyorlar?


Kimse Yok mu Derneği’nin açıklaması


“HAVUZ medyasında”, Kimse Yok mu Derneği ile ilgili olarak yayınlanmış olan bir haber üzerine yorum yapmıştım.
Dernek, bu haberler ile ilgili bir açıklama yaptı. Yanıt hakkına duyduğum saygı nedeniyle sizlerle de paylaşacağım:
“Derneğimiz bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde üç farklı denetimden geçmiştir. Yetkili mercilerden defaatle talep etmemize rağmen, söz konusu haberde bahse konu olan ve İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın hazırladığı iddia edilen denetim raporu henüz kurumumuza ulaşmamıştır.”
“Haberde iddia edilen konular da dahil, denetim süreci içerisinde denetçilerin her bilgi ve belge talebi yazılı ve imzalı bir şekilde alınmış ve aynı şekilde cevaplanmıştır. Verdiğimiz bilgiler ve belgeler esas alındığı takdirde isnat edilen suçlamaların raporda yer alması mümkün değildir.”
“Hiçbir yasal zorunluluk olmamasına rağmen, kurum olarak şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerine verdiğimiz önemden dolayı, Nisan 2014 tarihinde yayınlanan yeni internet sitemizde ‘Ülke Raporları’ bölümü ilk defa yer almıştır.”
“T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın 49 No’lu 16 Şubat 2014 tarihli resmi açıklamasında da belirtildiği gibi, Somali’de bankacılık hizmetlerinin mevcut olmamasından dolayı yerinde alım yapılarak ulaştırılacak yardımlarda kullanılan kaynaklar -devletimizin kendisinin de yaptığı gibi- ülkeye elden ulaştırılmıştır. Bu çerçevede yapılan bütün yardımlarımız, devletimizin yetkili mercilerinin bilgisine sunulmuştur.”
“Somali’ye bugüne kadar Kimse Yok mu Derneği tarafından yapılan yardımların toplamı 58 milyon TL’yi aşmıştır. Bu konuda gerekli bilgi ve belgeler yazılı olarak devlet denetçilerine sunulmuştur.”

X