"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Son derece sorumsuz bir konuşma

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “özyönetim” konusunun tartışıldığı DTK toplantısında, “Bu direniş zaferle sonuçlanacak, herkes halkın iradesine saygı duyacak.

Kürtler artık kendi coğrafyasında siyasi irade olacak. Tarihi kırılmanın yaşandığı şu günlerde halkımız bunun kararını verecek; diktatörlük mü özgürlük mü, tek bir adamın sultasında yaşamak mı yoksa özyönetim mi? Bunun kararını biz verdik, Türkiye’nin batısı da bu verilmiş karara katılmalıdır, destek vermelidir. Gelecek yüzyılda bir Kürdistan gerçeği olacak. Belki Kürtlerin bağımsız devleti de olacak, federal devleti de, kantonları da, özerk bölgeleri de” dedi.

Demirtaş’ın sözünü ettiği “direniş”, hendekler kazılarak, elde silah barikatların arkasında mevzilenerek, kentleri, kasabaları yaşanmaz hale getirerek ilan edilen “özyönetim” ise şunu söylemeliyim ki son derece sorumsuzca söylenmiş bir sözdür.
Demokratik siyaset yapmak peşinde olan insanlar, şiddetin hiçbir türünü savunamazlar.
Okulları yakmak, içinde insanlar bulunan otobüslere molotofkokteyli atmak, içinde çocuklar bulunan kütüphanelere bomba koymak, dünyanın her yerinde terör eylemidir.
Kürt sorununun demokratik bir çerçeve içinde çözülmesi için aslına bakarsanız geniş bir mutabakat var.
Seçim kazanmak uğruna “barış sürecini” buzdolabına kaldıran partiye oy veren sessiz kalabalıkların da dahil olduğu geniş bir mutabakat bu.
Türkiye, bu noktaya gelmişken, yeniden silahlı mücadeleyi yüceltmenin, sayısız kayıplara neden olan “hendekçiliği” savunmanın bir tek sonucu olur: Bu sorunun, demokratik yollardan çözülmesine hazır olanların sesi duyulmaz hale gelir.
Kürt sorununun barış içinde çözülmesinden yana olan Kürt siyasetçilerin kararlarını buna göre vermeleri gerekir.

 

 

Büyük düşün hapse girmezsin

 


ANAOKULU öğretmeni bir kadın onlarca kişiyi “dini duygularını istismar ederek dolandırdığı için” 3 yıl 1 ay hapse mahkûm oldu.
Kadın, kurbanlarına “Öldüğünüzde şeyhimiz yanınızda olacak” diyor ve paralarını “hayır yapmak için kendilerine vermelerini” söylüyormuş.
Bu “teze” kananlardan birinin profesör olduğunu ve bir fakültede dekanlık yaptığını da belirteyim.
Koskoca profesör bile öldüğünde yanında olup, kendisine cennet yolculuğunda eşlik edecek şeyhin varlığına inandırılabiliyorsa, düşünün ki geri kalanları kandırmak ne kadar kolay.
Hep söylerim, bu tür işlere girişeceksen büyük oynayacaksın!
Mesela “halkın dini duygularını istismar ederek” politika yapıyor olsaydı, 3 yıl hapis cezasına mahkûm olmayacağı gibi baş tacı da olurdu.
Nasıl küçük hırsızlar yakayı adaletin elinden kurtaramıyor ama, politikacı hırsızlar ayakkabı kutularına topladıkları paraları faiziyle geri alabiliyorlarsa, aynen öyle!
“Türbanlı bacımıza Kabataş’ta üzeri çıplak erkekler saldırdı” ya da “Camide bira içtiler” gibi yalanlarla halkın dini duygularını istismar edenlerin de başına bir şey gelmediği gibi!
Hatta diyebilirim ki politikaya girecek ve o meslekte ilerlemek istiyorsanız, ilk öğrenmeniz gereken şey de zaten budur: Halkın dini duygularını istismar etmek!
Dini duygularını istismar ederek para toplarsanız ve şeyhiniz de bir tarikat lideri değil de sıradan bir yaşlı hocaysa sonunuz böyle olur.
Oysa kuvvetli bir tarikat kursanız, daha çok parayı toplayabilirsiniz.
Kurban keseceğiz, fakirlere yedireceğiz, cami yaptırıp yaşatacağız gibi birçok yolu var böyle para toplamanın ve hiçbiri de Türkiye’de suç sayılmıyor.
Bütün mesele “halkın dini duygularını istismar edenin” küçük mü oynadığı, yoksa büyük mü oynadığı ile ilgilidir.

 


Siyasi partiler ve şiddet sorunu

 


AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, “siyasi partiler terör yoluna başvurmazlar, terör örgütleriyle işbirliği yapmazlar. Terör örgütlerinin siyasi uzantısı
görünüşü içerisinde
olamazlar” dedi.
Bu düşüncesine katıldığımı söylemeliyim, siyasi partiler demokratik siyaset yaparlar, silahla, şiddetle alakalarının olmaması gerekir.
Şahin, bu sözü HDP için söylüyor ama bence kendileri için de dersler taşıyan bu sözü çerçeveletip, bütün parti binalarına asmalarını öneririm.
Çünkü siyasi partilerin, kamyonlara doldurduğu güruhu gazete binasının bahçesine sokup, camı çerçeveyi indirten, gazeteciyi “zamanında” dövmemekten söz eden magandalarla da işi olmamalıdır.
Şiddet, şiddettir. Ha tabanca, tüfekle yapmışsın, ha demir sopa ve kaya parçalarıyla!
Hepsi insanlara zarar veren eylemlerdir, demokratik siyasette bunun yeri olamaz.
Mesela sözkonusu magandanın parti kongrelerine çağrılması, sırtının pışpışlanması, pişmiş kelle gibi sırıtarak Başbakan ile pozlar vermesi, bununla yetinmeyip bürokrasideki en üst makamlardan birine tayin edilmesi gibi işlerden de siyasi partiler uzak durmalıdır.
Mehmet Ali Bey, partinin genel başkan yardımcısı olduğuna göre bunu da dikkate almalıdır.

X