"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Siyasi sorumluluklarını örtmek istiyorlar

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç’ın, Suruç’taki saldırıda neden hiç HDP’li milletvekili ya da yöneticinin orada olmadığını sorduğunu okuyunca gözlerime inanamadım.

Arınç’ın içini rahatlatır mı bilmiyorum ama orada olan ve ölen bir HDP’li yönetici var. Saldırıda hayatını kaybeden Duygu Tuna, HDP Maltepe İlçe Eşbaşkanı’ymış.
Her fırsatta gözlerinden yaşlar akıtacak kadar duygusallaşabilen Arınç gibi bir insanın bile, böylesine bir katliamdan sonra bu hale gelebilmesi neyin işareti?
Soğukkanlı bir şekilde “Neden HDP’li milletvekili, yönetici orada yoktu” diye sorabilmesi, artık insanlık konusunda da dibe vurduğumuzu gösteriyor.
Sorunumuz bu saldırılarda kimin neden orada olmadığı değil, bu saldırılarda insanların ölmüş olması, Bülent Bey.
Ve sizin göreviniz, bunun gerçekleşmesini önlemekti.
Onun için hükümet oldunuz, bu memleketi iyi yöneteceğiz diye söz verdiğiniz için o oyları aldınız.
Ama gördüğümüz gibi her şeyi de yüzünüze, gözünüze bulaştırdınız. Suruç’taki katliamın ardından her beceriksizlikten sonra tekrarladıkları sözleri yine duyduk.
“Ölümleri siyasi rant için kullanmayın!”
Bunu ölenlerin acısı kalplerinin içinde hissettikleri için söylemiyorlar.
Bunu söylerken akıllarında gencecik yaşta ölüp gidenler yok.
Bunu söylüyorlar çünkü bu olaylardaki paylarının ortaya dökülmesini, başarısızlıklarının nedeninin konuşulmasını istemiyorlar.
Bunu her olaydan sonra papağan gibi tekrarlıyorlar ki siyasi sorumluluklarının üzerini örtebilsinler, vatandaşın gözünden kaçırabilsinler.
Önce şunu bilelim: Demokratik bir toplumda her şey önünde sonunda siyaset ile ilgilidir.
Toplumdaki her olayın, her sorunun bir siyasi karşılığı vardır ve siyasi partiler de zaten bunun için vardır.
Suruç’taki katliam, akşam yatıp sabah kalkınca canlı bomba olmaya karar veren birinin eseri değil.
O insanı, ki o da gencecik yaşında bir hiç yoluna ölüp gitti, o noktaya kadar getiren siyasi gelişmeleri yok mu sayacağız?
O çocuğun vücuduna bombayı sarıp gönderenler bir günde mi ortaya çıktı? Onların gelişip, palazlanmasını sağlayan şartları yaratan hangi siyasi kararlardır? Bu kararları hangi siyasiler aldı?
Bunları konuşacağız ki gencecik yaşta ölüp gidenlerin ruhu huzur bulsun.
Bunları soracağız ki aynı hatalar tekrarlanmasın.
Bunları tartışacağız ki bu hataları yapanların siyasi sorumluluğu ortaya çıksın, millete hesabını versinler.


Artık Suriye’den elinizi çekin


DÜN gazetelere yansıyan haberlere bakılırsa Türkiye, ABD’nin, IŞİD’e karşı operasyonlar için İncirlik üssünü kullanmasına izin verecekmiş.
Bunun karşılığında da Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) hâkim olduğu Cerablus’tan Afrin’e kadar olan bölgenin PYD ya da IŞİD’in eline geçmesi tehlikesi belirirse, Türkiye’nin burada bir tampon bölge oluşturmasına ABD’nin itiraz etmemesi bekleniyormuş.Türkiye, ABD’nin IŞİD’e karşı kurduğu koalisyona katılmamıştı.
ABD, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) tehdidine karşı eylem planını bizzat Başkan Obama aracılığıyla açıklarken Irak ve Suriye’de daha kapsamlı bir operasyon hazırlığında olduğunu da ilan etmiş ve Türkiye’yi de bu koalisyona davet etmişti.
Başbakan Davutoğlu, “Ulusal Güvenlik Mekanizması” diye bir toplantı icat etmiş ve bu toplantıda IŞİD’e karşı ABD önderliğinde kurulan koalisyona katılınmama kararı alınmıştı.
Yandaş medya o tarihte bu haberi “Türkiye oyuna gelmez” başlığıyla manşetine taşımıştı. Türkiye pasif destek verecek ama kara ya da hava harekâtlarına katılmayacaktı. Bunun için İncirlik üssünün ABD İHA’ları tarafından kullanılmasına da izin verilmemişti.
Tarih 2014 yılının eylül ayıydı, IŞİD’in elindeki Türk rehineler yeni kurtarılmıştı.
Aradan dokuz ay geçti ve Türkiye şimdi İncirlik’i ABD’nin IŞİD operasyonuna açma kararını vermiş bulunuyor.
Yani dokuz ayda o zaman verdikleri kararın yanlışlığı ortaya çıktı, şimdi el mahkûm İncirlik’i operasyonlar için kullandıracaklar ama karşılığında da ÖSO’yu koruma kararı çıkarmaya çalışıyorlar.
Bir kez daha yanlış hesap yapıyorlar, bunda da burunlarının sürtülmesi yakındır.
Şunu artık anlamaları lazım:
Suriye, bundan sonra hiçbir şekilde tek parça kalamayacak. Böyle bir içsavaşı yaşayan ülkenin, hiç bunlar yaşanmamış gibi tek parça kalabileceğine inanıyorsanız, kendinizi kandırıyorsunuz demektir.
Suriye, Alevi Araplar, Sünni Araplar ve Kürtler arasında bölünecek, buna kendinizi alıştırın, o parçaların her biriyle nasıl iyi komşuluk yapabileceğinizi düşünmeye başlayın.
Artık Suriye’nin işlerine daha fazla burnunuzu sokmaktan vazgeçin.
Suriye’nin parçalanması sizin sorununuz değil.
Irak’ın Kürtleriyle kardeşçe geçinebiliyorsunuz, Türkiye’nin Kürtleriyle bir arada yaşamaya devam edeceğiz, Suriye’nin Kürtleri ile geçinmeye neden gönlünüz yok?


Saldırı altındaki ülkede kişisel hesaplar


IŞİD’in düşmanları arasında artık Türkiye’nin de bulunduğunu, bu örgütün her türlü iğrenç saldırısına hedef olduğumuzu bilelim.
PKK’nın savaş ağalarının, HDP’nin demokratik siyaset fikrinden ve parlayan yöneticilerinden hiç hoşlanmadığını, ilk fırsatta kendi en iyi bildikleri işe döneceklerini de unutmayalım.
Gencecik iki polis memurunun evlerinde öldürülmelerini utanmadan “Suruç saldırısına misilleme” diye ilan ediyorlar.
Suruç’ta öldürülenlerle, Ceylanpınar ve Adıyaman’da öldürülenler arasında ne fark var?
Bu cinayetlerle yaptığınız, her şeyden önce Suruç’ta öldürülenlerin anısına hakarettir.
Ciddi bir saldırı altındayız. Bir yanda IŞİD, diğer yanda PKK’nın savaştan beslenen ağaları.
Ve böyle bir ülkede siyaset, bir hükümet kuramıyor.
Cumhurbaşkanı, yeniden seçim olursa belki başkanlık rüyaları yine canlanır diye ümit içinde, bir koalisyonu zorlaştırmak için elinden geleni yapıyor.
Onun baş destekçisi de her zaman olduğu gibi yine Devlet Bahçeli, o da seçim istiyor.
Ahmet Davutoğlu’nun ne siyasi becerisi ne de siyasi geçmişi, Erdoğan’ın isteklerine karşı koymaya yeterli değil. Bir koalisyon kurmayı başarsa bile hepimiz biliyoruz ki koalisyonun ömrü, Erdoğan’ın “Bu kadar yeter, hadi seçime gidin” diyeceği güne kadar.
CHP bir koalisyonu samimi olarak isteyen tek parti görünümünde.
HDP’yi ise zaten herkes yok sayıyor, sanki bu ülke seçmenlerinin yüzde 13’ünün oyunu almamış gibi.
Öyle görünüyor ki bu ülke Erdoğan ve Bahçeli’nin kişisel hırslarının elinde perişan olacak.

X