"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Seçime 9 ay kaldı CHP farkında değil

GENEL seçime 9 ay kala ana muhalefet partisi bir kurultay yaptı ve eski genel başkanını yeniden seçti.

Parti meclisinin de Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun istediği yönde sonuçlandığı anlaşılıyor.
Kurultayda iki genel başkan adayının konuşmalarını dinledik.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması, kaybeden aday Muharrem İnce’nin kendisine yönelttiği eleştirileri yanıtlamaktan ibaret oldu.
Konuşmasının tümünü bu işe ayırdı, en devrimci ve en solcunun esasen kendisi olduğunu anlattı.
Kılıçdaroğlu’nun bu kurultayı kazanacağı zaten kesinleşmiş gibiydi, onun için doğrusunu isterseniz ben konuşmasının iki bölümlü olmasını bekliyordum.
Birinci bölüm, parti içinden kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt vermesine ayrılır, ikinci bölümde söyleyecekleriyle parti teşkilatına genel seçimler için çalışmaya başlamak üzere start verir diye düşünüyordum.
Birinci tahminim tuttu, ikincide karavana attım!
İkinci tahminimde karavana atmam, genel seçimlerde CHP’nin de bir kez daha karavana atacağını bana düşündürüyor.
Seçime 9 ay kala zaten kazanacağın kesin olan kurultay gibi bir fırsatı parti örgütünü harekete geçirmek için kullanmayacaksan, ne için kullanacaksın?
Önemli haber kanallarının naklen yayınladığı, ertesi gün gazetelerde çarşaf çarşaf haber olacak bir konuşma yapma olanağı bu dokuz ay içinde kaç kez karşına çıkacak?
CHP’nin en önemli sorunu, kendi başına politika belirleyememek. İktidar partisinin başındaki kişiye (eskiden tek başına Erdoğan idi, şimdi Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi) laf yetiştirmekten ibaret bir politika bu!
Başbakan Ahmet Davutoğlu, güvenoyu aldıktan sonra Konya’ya giderek ilk mitingini yaptı ve bu mitingi ile de seçim kampanyasını başlattı.
Şimdi Recep Tayyip Erdoğan da Anadolu’ya çıkacak, “halka teşekkür etmek” gerekçesi altında bir dizi miting yapacak.
Davutoğlu da boş durmayacak elbette, o da ustasından gördüğünü tekrarlayacak.
Ve CHP Genel Başkanı hâlâ örgütüne “Boş durmayın, bize proje getirin” diyor!
Önümüzdeki seçimde CHP’nin yüzde 30’lara yaklaşabilmesi için her geçen gün kaybedilen gün ve ne Genel Başkan bunun farkında, ne de parti örgütü!

Savcı, katırları ürkütmek istememiş olmalı

HÜSEYİN Avni Paşa Köşkü’nün tamamen kül olmasıyla ilgili olarak köşkün bekçisi için yapılan soruşturmada takipsizlik kararı verildi.
Bir bakıma iyi oldu, çünkü gariban bekçiyi de köşkle birlikte yakacaklardı diye düşünüyorum.
Bu köşkü satın alan kişi Mehmet Cengiz isimli müteahhit.
AKP’nin gözde müteahhitlerinden birisi kendisi.
AKP yandaşı medya oluşturmak için kurulan havuzun önemli aktörlerinden birisi ve o havuz konuşmalarında “milletin anasıyla ilgili” söylediği ahlaksızca sözlerle hafızalarımızda yer etti.
Canan Coşkun’un, Cumhuriyet’te geçtiğimiz hafta yayınlanan bir haberi, Hüseyin Avni Paşa Köşkü’ndeki yangın ile ilgili olarak soruşturulması gereken konunun aslında “bekçinin ihmali” olmadığını da ortaya koyuyor.
Takipsizlik kararı verilen 25 Aralık yolsuzluk soruşturması sırasında, mahkeme kararıyla yapılan bir telefon dinleme kaydı bu.
Rüşvet ve yolsuzluk suçlamaları nedeniyle istifa eden ve hakkında TBMM’de soruşturma komisyonu kurulan eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile Mehmet Cengiz, telefonda Hüseyin Avni Paşa Köşkü ile ilgili olarak konuşurlarken yakalanmışlar. Cengiz, o konuşmada “köşkün bahçesine on tane villa yapmaktan” söz ediyor, bunun için Bakan Bayraktar’dan yardım istiyor.
Bayraktar, konuyu Başbakan ile konuştuğunu, yumuşattığını anlatıyor ve “On tane butik otel yaparsın ev olarak” diyor.
Biliyorsunuz artık imar mevzuatının arkasından dolanmak böyle oluyor. “Butik otel, turistik tesis yapacağız” denilerek ruhsatlar alınıyor, villalar yapılıyor ve sonra bu villalar özel kişilere satılıp konut olarak kullanılıyor.
Ama Mehmet Cengiz’i bu da kesmiyor, telefonda “Bilmem ne anlamam bak. Otel motel istemiyorum. 10 tane ev yapacam 85 dönüm. Ya 10 tane ev istiyorum otel motel istemiyorum” diyor.
Ve sonra nasıl oluyorsa, koca korunun içindeki köşk cayır cayır yanıyor, köşkün yanındaki şantiye binasına, müştemilata, iki metre ötesindeki çam ağaçlarına hiçbir şey olmuyor!
Bekçinin yangındaki sorumluluğu için takipsizlik kararı veren savcı bey, bu köşkün nasıl olup da tek başına çıra gibi yandığını hiç merak etmiyor mu?
Yoksa bunu merak ederse, fincancı katırlarını ürküteceğini bildiği için mi dosyayı örtbas ediyor?

Bu kaza kimin fıtratında var?


Mecidiyeköy’de Torunlar İnşaat tarafından yapılan Torun Center binasının inşaatında 10 işçi öldü.
Daha önce de aynı inşaatta yine bir asansör kazasında bir işçi hayatını kaybetmiş, inşaatı yapan şirkete 6.720 lira, asansörcü taşerona 5.600 lira cesa kesilmişti.
İlk kazadan sonra iş müfettişleri bir rapor tutmuşlar.
Gerekli güvenlik testlerinin yapılmadığını, bağlantı elemanlarının testten geçirilmediğini, asansörün kullanımına ilişkin talimatnamenin bulunmadığını, emniyet kemerlerinin takılacağı dikey yaşam hattının olmadığını saptamışlar.
Sonra da işi yapan şirketlere “süre” vermişler, zaman içinde bunları düzeltin anlamında!
Belli ki süre dolmadan önce de 10 işçinin daha kaderinde ölmek varmış!
Bu kez ölenlerin sayısı daha çok diye, bir sıkı denetim daha yapılacaktır, kuşkunuz olmasın.
Şantiyenin sorumluları hakkında davalar da açılabilir, sonucunda hiçbir şey çıkmasa da!
Peki bir şey değişecek mi diye soracak olursanız, yanıtım hayır olur!
Çünkü eğer değişecek olsaydı, ilk işçi ölümünden sonra değişir, müfettişlerin tespit ettiği eksiklikler giderilene kadar inşaat durdurulur, dün ölen 10 işçi de bugün sağ salim hayatta olurdu.
İnşaatı durdurmak için yasal bir zorunluluk yoktu diyorlar ama iş sahiplerinin vicdani sorumluluğu da mı yok?

X