"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Sarayın korkularının sonucu

BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu’nun “Bana oy verin, ben de götürüp mührü Saray’a teslim edeyim” anlamına gelen seçim beyannamesi dört ay önce CHP’ye “Kaynak nerede” diye çıkıştıkları vaatlerin benzerlerini içeriyor.
O vakit CHP’yi bu ekonomik vaatleri nedeniyle “Nasıl olsa iktidara gelemeyecek, bol keseden dağıtacağını söylüyor” diye eleştirenler şimdi de aynı şeyi AKP için söyleyecekler mi, hiç sanmam.
Tabii, bunları madem yapabiliyordunuz, 13 yıldır tek başınıza iktidardayken neden aklınıza gelmedi sorusu da bir kenarda duruyor.
Seçim beyannamesi, esasen Saray’ın korkularını yansıtıyor.
En büyük korku da bağımsız yargının bu ülkedeki varlığı!
Onun için bu bağımsızlığı sona erdirecek, vatandaşların devlete karşı hak arayışlarını sınırlayacak bir yaklaşım var.
Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru olanaklarının sınırlanması bunlardan biri.
“Bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesi’ne getirdiği aşırı iş yükünün, mahkemenin işlevselliğine zarar verme ihtimali karşısında bu uygulamayı gözden geçireceğiz” diyorlar.
İyi ama bu hakkı getiren de bu parti değil miydi?
O zaman yapılan mı yanlıştı, şimdi yapılmak istenen mi? Şimdi yapmak istedikleri doğruysa, bundan nasıl emin olabileceğiz?
“Yargının toplumsal meşruiyetini arttırmak için” Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçimini, TBMM’deki çoğunluk partisinin keyfine bırakacak vaat de var.
Bunu yapmak istiyorlar çünkü ne olur ne olmaz, günün birinde bir bağımsız yargıç, geçmişin hesabını sormak konusunda kararlı davranabilir, önlemini şimdiden almak istiyorlar.
Elbette bütün bunları yapabilmek için Anayasa değiştirecek bir çoğunluğa ulaşmak da gerekiyor.
Araştırmalar, geçen seçimdekinden farklı bir sonuç göstermediğine göre bunu nasıl yapabilecekler?
Bu daha çok mezarlıktan geçerken korkmamak için ıslık çalmaya benzer bir durum olmalı!


AKP’nin şiddet ile mesafesi

BİR siyasi parti şiddet ile arasına nasıl mesafe koyabilir?
İlk akla gelen ve kolay yol tabii ki bizim gibi memleketlerde bol bol demeç vermektir.
“Şiddete karşıyız, lanetliyoruz, tasvip etmiyoruz” vs.
Kürsülere, meydanlara çıkar bunları söylersiniz ve sanki şiddete karşıymış gibi bir algı yaratabilirsiniz. Ama yetmez.
Bir partinin şiddete gerçekten karşı olduğunu anlamamız için, şiddete bulaşmış üyelerine nasıl davranıyor, ona bakmamız da gerekir.
Ayrım gözetmeden hemen üyelikten atıyor mu? Onu bir daha parti çevrelerine, toplantılarına sokuyor mu? Hoş mu görüyor yoksa tecrit mi ediyor?
Bunlara bakmamız gerekir!
Mesela AKP, Ahmet Hakan’a saldıran üç üyesini partiden hemen tedbirli olarak ihraç etti. Doğru bir iş yaptı.
Ama bir üyesi daha var ki o ayrıcalıklı bir muamele görmeye devam ediyor.
Kendisi açıkça şiddete bulaşan, kamyona doldurduğu belediye işçilerini Hürriyet’in önüne getirip camı çerçeveyi kırdırtan bir milletvekili.
O gün o maganda sürüsü, binanın içine girmeyi başarabilselerdi nelere sebebiyet verirlerdi, onu da bilemiyoruz.
Ama bütün bu olayları organize eden, bizzat içinde de yer alan, sonra da Ahmet Hakan’ı, Sedat Ergin’i “döverek akıllandırmaktan” söz eden adam, bu partinin içinde ve son derece de itibar görüyor.
Kongrede divan üyesi yapıldı mesela.
AKP’nin seçim beyannamesi açıklanırken de oradaymış. Partililer adeta kendisiyle fotoğraf çektirmek için yarışmış. Gazetede gördüğüm fotoğraflarda yanağını okşayan mı ararsınız, ağızlar kulakta fiyonk olmuş elini uzatan bakanlar mı ararsınız, iki-üç sıra yukarıdan koşturarak gelip el sıkmak isteyen kadın milletvekili mi ararsınız? Hepsi ama hepsi var!
Belli ki bu adamın marifetleri parti içinde de onay görüyor, kimse “Yakıştı mı sana” gibisinden hafif bir tepki bile göstermiyor.
Bir kahramanmış gibi karşılanıyor, iltifatlar alıyor.
Ne diyeyim bilmiyorum, siyasi hırslar utanma duygusundan baskın çıkınca, bunların hepsi kolayca olabiliyor demek ki!


Hukuk tanımayan bir parti

AKP seçim beyannamesini açıkladığı toplantıda YSK tarafından kullanılması yasaklanmış seçim şarkısını kullandı.
Gerçekten çok vahim bir durum ile karşı karşıyayız.
Bu sadece dinin siyasete alet edilmesi meselesi değil. Bu şarkıya gelene kadar daha neler yaptılar, orası ayrı mesele.
Sorun şu ki şu anda TBMM’de çoğunlukta olan parti, hukuk, kanun, mahkeme kararı vs dinlemiyor.
YSK kararları, itirazı mümkün olmayan kararlar. Seçimin selamet içinde yapılması ve sonuçlarının güvenle alınıp ilan edilmesi bu kurulun işi ve kararları kesin.
Ama çoğunluk partisi bu kurulun kararına uymuyor, “Seni takmıyorum” diyor.
Öyle bir parti var ki işine gelmediğinde en sıradan hukuk kuralına, mahkeme kararına bile uymamak konusunda kendisini serbest hissediyor.
Bir de bu partinin Anayasa değiştirecek çoğunluğu elde ettiği günün ertesini düşünün.
Neleri yapabileceklerini kestirmek artık mümkün değil diyemiyorum, çünkü mümkün olduğu bu son derece sıradan YSK kararına bile uymama ısrarlarından belli oluyor.
Maça çıkıyor ama hakemin düdüğünü dinlemiyor, bildiği gibi oynamaya devam ediyor.
Yola böyle çıkan bir partinin Türkiye’yi götüreceği yer, her türlü hakkın ve hukukun çiğnenebildiği, otokratik bir rejimden daha ötesi değildir.
Türkiye, İslamcı bir faşizmin karanlığına mı gömülecek?
Bu seçimde oylanacak olan konu budur.

X