"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Saray’da bir mason sembolü!

MİLLİ Güvenlik Kurulu toplantısının yapıldığı Erdoğan Sarayı’ndaki salonda yeni bir düzenleme yapılmış, fotoğrafını gazetelerde gördüm.
Salonda dev bir masa var, masa at nalına benziyor, ortasındaki boşluğa da bir piramit yerleştirilmiş.
Fotoğraftan anlayabildiğim kadarıyla granitten yapılmış bir piramit bu ve dört üçgen yüzünde de birer kocaman saat var. Alt kısma da beyaz çiçekler yerleştirilmiş.
Piramidi görünce “Bunu iyi ki Erdoğan yaptırmış” diye düşündüm.
Mesela bir CHP’li ya da MHP’li ya da gerçekten bağımsız ve tarafsız bir cumhurbaşkanı bunu yaptırmış olsaydı, AKP beslemesi basın hemen kaleme sarılırdı: “Piramit ve üçgen içindeki göz masonluk sembolüdür” diye!
Çünkü piramidin üçgen yüzeylerinin ortasına yerleştirilmiş saatler sanki bir “göz” gibi duruyor!
Kim bilir belki de salonu dekore eden “paralelci” olabilir, Cumhurbaşkanı’nın en önemli toplantılarını yaptığı yere getirip bir mason sembolü yerleştirdi ve bu hareketiyle de bir şeyler ima etmek istiyor! Benim aklıma bunlar gelmedi tabii. Bütün komplo teorilerine mesafeli olduğum gibi masonlar üzerine yazılan komplo teorilerine de kuşkuyla bakarım.
Salonun yeni dekorasyonu bana eski bir sünnetçi fıkrasını hatırlattı.
Sünnetçinin biri bir dükkân açmış, vitrinine kocaman bir saat koymuş, camına da “fenni sünnetçi” diye yazmış. Bunu görenler “Vitrine niye bir saat koydun” diye sorunca da şu yanıtı vermiş: “Ne koysaydım?”


Bunun tutarı ve kaynağı nedir?

SURİYE’de, Esad rejimine karşı savaşmak üzere yetiştirilecek muhalif güçler için hazırlanan programda son aşamaya geçilmiş.
Uğur Ergan’ın Hürriyet’teki haberine göre program 10 gün içinde başlayacak.
Bunun için ABD Özel Kuvvetleri’ne mensup 40 kişiden daha kalabalık bir ekip Kırşehir’deki Jandarma Eğitim Merkezi’ne yerleşmiş bulunuyor.
Yetkililer, bu işin Türkiye’ye kaça mal olacağını açıklamıyorlar.
Yetiştirilecek askerlerin silahlarını Amerika verecek ama aylarca sürecek bu eğitim işi Türkiye’ye kaça patlayacak, bilmiyoruz.
500 milyon doları geçecek bir bedelden söz ediliyor ama Türkiye şeffaf olmadığı için belki de hiç öğrenemeyeceğiz.
Maliye Bakanı, bu işin ülkeye kaça patlayacağını ve onun kaynağını nereden kısarak yaratacağını açıklasa iyi olacak.

Açık hava hapishanesi


PROF. Dr. Osman Özsoy, Samanyolu televizyonunda bir programda son yaşadığımız hukuk skandalı ile ilgili ileri geri sözler söylemiş.
“Bu süreci 3–5 yiğit adam sonlandırır” demiş, “AKP seçimde yüzde 60 oy alsa da bu dönem bitmiştir” demiş, “Yaşadıklarımızın oyla, sepetle, sandıkla ilgisi yok” demiş.
Doğrusunu isterseniz televizyonda seyretmedim, bu sözlerini gazetelerde okudum ve bir anlam da verebilmiş değilim.
Ne demek istediğini ben anlayamadım.
Ama Örgütlü Kaçakçılık ve Ekonomik Suçlar Bürosu bu konuşmanın “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçunu oluşturduğuna karar vermiş, resen soruşturma başlatılmış.
Bu sözlerle, bu büronun ne ilgisi varmış, bunu da anlayamadım ama profesör dün bu yazıyı yazdığım saatlerde ifade vermesi için adliyeye götürülmüştü.
Türkiye’nin nasıl bir ülke haline dönüştüğünü gösteren bir örnek daha.
Konuşmak yasak, eleştirmek yasak, fikrini açıklamak yasak.
Yeni Türkiye dedikleri demek ki böyle bir şey olacak. Bir tür açık hava hapishanesi yani!


Çok ilginç bir dava olacak

17 Aralık soruşturmasını yürüten savcı Celal Kara için hazırlanan iddianame mahkeme tarafından kabul edilmiş.
Savcı “görevi kötüye kullanmak”tan 3 yıl hapis istemiyle yargılanacak, bunun ile ilgili suç duyurusunu yapanlar da eski İçişleri Bakanı Muammer Güler ve oğlu Barış Güler.
Barış Güler’in evinde çelik kasalar içinde 1 milyon 200 bin lira bulunmuştu, hatırlarsınız. Eski Bakan da bunun üzerine “Ev satışı ile ilgili protokol yapılmış ama satış gerçekleşmediği için para evde kalmıştı” demişti.
Ama sonra evinde arama yapılırken Bakan ile oğlu arasında yapılan bir telefon konuşması kaydı ortaya çıkmıştı.
Muammer Güler, oğlunun evine yapılan polis baskını sırasında oğluyla konuşurken şu soruyu soruyor: “Evde ne var?”
“Bir şey yok baba” yanıtını alınca soruyu daha açık sormak ihtiyacını hissediyor:
“Kaç para?” Oğlan “Sen biliyorsun” deyince tekrar soruyor: “Kaç lira oğlum?”
Sonunda “1 trilyon lira” olduğunu öğrenebiliyor.
Konuşmanın gelişme şeklinden de anlaşılıyor ki Bakan Güler, oğlunun evinden hatırı sayılır bir para çıkacağını biliyordu.
Zaten o eve gitmemiş olması, boyum büyüklüğündeki yedi çelik para kasasını görmemiş olması mümkün müydü?
Sonra oğluna akıl veriyor: “Tamam, anladığım kadarıyla Zarrab ile rüşvet ilişkisinden bahsediyorlar. Şunu söyleyeceksin: Diyeceksin ki danışmanlık ilişkim var, gayriresmi danışmanlık. Resmi yapmadım, babamın şeyi olmasın. Benim para alışverişim bu. Benim alacaklı olduğum dayımın oğlu, akrabam bunların yanında çalışıyor, onun bana borcu var, senetlerimiz de var, onun şeyini yapıyorum. Gayriresmi danışmanlık ilişkim var. Rüçhan’dan alacağım var, rica ettik
Madem para, ev satışı için yapılan protokol nedeniyle evde bulunuyordu, Bakan o gün oğluna neden bunu söylemesini tavsiye etmedi?
Neden “gayriresmi danışmanlık işini” söylemesini istedi?
İşadamına trafikte durdurulmasın diye koruma tahsisi, işadamının yakınlarının Türk vatandaşlığına alınması, işadamını araştıran polis müdürünün başka ile tayini de bu gayriresmi danışmanlık hizmetinin bir sonucu muydu?
Bakalım Savcı Celal Kara’nın yargılanması sırasında bu durum açıklığa kavuşacak mı?

X