"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Polis, polisin görev yapmasını engellerse

BU köşeye aldığım fotoğraf, geçtiğimiz salı akşamı Hürriyet’e yapılan ikinci baskın sırasında çekilen bir videodan alındı.

Polis, polisin görev yapmasını engellerse

Bu videoyu şu bağlantıdan izleyebilirsiniz, sözünü ettiğim görüntü videonun 4 ve 5 saniyeleri arasında:
http://webtv.hurriyet.com.tr/haber/hurriyet-e-saldiri-ani_119309?hid=30021792

İŞTE O VİDEO



Videoyu izlerken de görebileceğiniz gibi saldırganlar Hürriyet’in bahçesine girdikten sonra ana kapıya hücum ediyorlar ve ellerindeki demir ve taşlarla kapıyı kırmaya çalışıyorlar.
O sırada bahçe girişinde saldırganları durduramayan polislerden bazıları da ana kapının önüne geliyor.
İçlerinde biri (mavi gömlekli olan) belli ki görevinin saldırganları engellemek olduğunun bilincinde.
Ama siyah giysili polis, onu kapının önünden iterek uzaklaştırıyor.
Bunu neden yapıyor, tahmin etmek zor değil: Ya saldırganlardan korkup kaçıyor ya da “Bırakalım, ne yapacaklarsa yapsınlar” diye düşünüyor.
Bunu yaparken de görevini yapmaya çalışan arkadaşını iterek kapıdan uzaklaştırıyor.
Bundan nasıl bir sonuç çıkarmalıyız, bilemiyorum.
Ya polis yeterince eğitimli değil, görev yerini terk edebiliyor ya da saldırganları engellemek istemiyor. Neden istemiyor olabileceği belli: İktidar partisinin bir milletvekili “Artık bunlara alışsınlar” diyor, o da alışmamız için saldırganları bırakıp kendi arkadaşını çekiştiriyor.
Ve son bir not: Dün yayınladığım, saldırganla poz veren polis fotoğrafı ile ilgili olarak İstanbul Emniyeti yetkililerinden bir açıklama almadım, bir soruşturma başlatıldığını da duymadım.
Sessiz kalırlarsa unutturabileceklerini düşünüyor olabilirler ama söylemeliyim ki ben unutmam, unutulmasına izin vermem.

Şehit ailelerinden özür dileyin


ÇÖZÜM süreci Cumhurbaşkanı tarafından buzdolabına kaldırılmadan önce, bölgede görevli güvenlik güçlerine valilerin talimatı dışında kimseye müdahale etmeme emri verilmişti.
Bu emrin verilme nedeni sorumluluğun artık güvenlik güçlerinden siyasi otoriteye geçtiğinin altını çizmekti.
Güvenlik görevlilerinin PKK’nın eylem ve icraatlarına müdahale ederek bir çatışmaya meydan verilmemesi ve çözüm sürecinin bundan zarar görmemesini sağlamaktı.
O vakitler bunun yanlış bir tutum olduğu çok yazılıp çizildi ama buna dikkat çekenler AKP trolleri ve yandaş medya tarafından barış istemeyen “kan üzerinden siyaset yapmak derdinde olanlar” olarak niteleniyorlardı.
Şimdi Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak, en alttaki yetkililere ve yandaş medyaya kadar hepsi, PKK’nın çözüm sürecinde bölgeye silah ve patlayıcı stokladığını söylüyor.
Bunu söylüyorlar ama ağızlarından bir kere bile “Hata yaptık, o zaman uyarılara kulak verseydik bunlar olmazdı” özeleştirisinin çıktığını da duymadık.
Şimdi şehit haberlerinden öğreniyoruz ki PKK yollara yüzlerce kilo bomba döşemiş, araçların gelmesini bekliyor ve patlatarak katliam yapıyor.
Yüzlerce kilo patlayıcı yolların altına döşenirken bu neden seyredildi?
Bir tek nedeni var: Hükümet, “Kimseye dokunmayın” emrini verdi ve sonuç bugün şehit cenazeleri olarak karşımıza çıkıyor.
Ve Cumhurbaşkanı, bu emri Başbakanlığı zamanında veren kendisi değilmiş gibi “Güvenlik güçleri müdahale etmeyelim dedi” diye konuşuyor.
Bir kere de “Hata yaptık” deyip şehitlerin ailelerinden özür dilemiyor!


Dediğini yap yaptığını yapma

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’nin ateş dili kullanan provokatör siyasetçilere değil, sorumlu siyasetçilere ihtiyacı var” dedi.
Biliyorsunuz her zaman olmasa bile arada bir Cumhurbaşkanı ile aynı fikirde olduğumuz olabiliyor.
Bu sözü de onlardan biri, tamamen katılıyorum.
Çünkü öyle bir dönemden geçiyoruz ki bunun bir adım ilerisi Türkiye’nin hiç istemeyeceğimiz bir ateş çemberinin içine düşmesinden başka bir sonuç doğurmaz.
Gerçi Cumhurbaşkanı’nın kendisi bu sözlerinin gereğini ne kadar yerine getiriyor, orası ayrı mesele.
Umuyorum ki bir daha mikrofonu eline aldığında konuşmaya “onlar-bunlar” diye ayrımcı ifadelerle başlamasın.
Sivil siyaset yapan partiler ile elinde silahla terör estirenleri aynı kefeye koyup veryansın etmesin!
Çünkü o teröristler ile partiler arasında bir ayrım yapmadığı vakit, insanlar da kalkıp Türkiye’nin değişik yerlerinde parti binalarını ateşe verebiliyorlar.
Bir Madımak daha yaşamak istemiyorsak ateşle oynayanları sakinleştirici bir üslup edinmesi gerek.
Bunun kendisi için çok zor olduğunu biliyorum.
Çünkü konuşmaya başladığı zaman kendi ses tonundan etkilenip iyice gaza basıyor.
Düşünün artık, kendisi bile kendi sesinden bu kadar etkilenince, taraftarları nasıl etkilenmesin?
Onun için “sorumlu siyasetçilere” örnek olacak konuşmalar yapmasını, tarafsız bir Cumhurbaşkanı gibi davranmasını bekliyorum.
Yoksa ortaya atasözündeki gibi bir durum çıkıyor: Dediğini yap, yaptığını yapma!


X