"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Polis mi paramiliter güç mü

YOZGAT Polis Meslek Eğitim Merkezi’nde (POMEM) kadın polislere ettirilen bir yemin CHP’li Zeynep Altıok tarafından bir soru önergesiyle gündeme getirildi.

Yemini YouTube’da izledim. Sadece Yozgat’ta değil, başka POMEM’lerde de aynı yeminin ettirildiğinin birçok videosu var.

Yemin “Bismillahirahmanirrahim” diye başlıyor. Ve şöyle devam ediyor:

“Ol deyince olduran, gönülleri iman ile dolduran, Allah’a, Kuran’a, Peygamberlere, bayrağa ve silaha yemin olsun! Şehitlerim rahat uyusun, gazilerim emin olsun. İntikam! İntikam! İntikam daim olsun. Unutursak kanımız kurusun. (3 kez tekrarlanıyor.) Allah Türk’ü korusun. (3 kez tekrarlanıyor.) Amin. (3 kez tekrarlanıyor.)”

Oysa internette bulduğum yönergeyle belirlenmiş resmi yemin metni şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İlke ve İnkılâplarına, Anayasada ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatle bağlı kalacağıma, Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarını Milletin hizmetinde olarak, tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma, Türk Milletinin, Milli, Ahlaki, İnsani, Manevi ve Kültürel değerlerini benimseyip, koruyup bunları geliştirmek için çalışacağıma, İnsan Haklarına ve Anayasanın Temel İlkelerine dayanan, Milli, Demokratik, Laik bir Hukuk Devleti olan, Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

Belli ki bu yeni yemin metni, “zamanın ruhuna” uygun olarak gayriresmi olarak ihdas edilmiş.

Türkiye Cumhuriyeti’nde polisin görevi bellidir: Anayasa ve kanunların emrettiği çerçeve içinde kalarak, huzuru ve asayişi sağlamak, suçu önlemek ve savcıların soruşturmalarında adli kolluk görevi yapmak.

Bunların arasında “intikam almak” yoktur, çünkü modern bir hukuk devleti, kimseden intikam almaz.

İntikam, ilkel kabile düzenlerinde geçerli bir kavramdır.

Polis, Anayasa ve kanunlara uymak için yemin eder, görevini de o çerçeve içinde yerine getirir.

Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’ya göre sadece bir hukuk devleti değil, aynı zamanda laik bir devlettir.

Laik bir devletin polisi, yeminine besmele çekerek başlamaz, başlamamalıdır.

Laik devlet, vatandaşları arasında din ve inanç farkı gözetmez, polislerin arasında da başka inançlara mensup ya da inançsız insanların olmasından daha normal bir şey de yoktur.

Onları bir dinin mensubu olarak yemin etmeye zorlamak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de, Anayasamıza da aykırıdır.

Polis Meslek Eğitim Merkezleri, hukuk devletine polis mi yetiştiriyor, yoksa paramiliter bir organizasyon kurmayı mı hedefliyor?


'EYYY AVRUPA' DEMEDEN ÖNCE KENDİNİZE SORUN
BEKLENEN oldu ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Türkiye’yi “denetim sürecine” aldı.

Bundan böyle Avrupa’daki yerimiz, Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Rusya Federasyonu, Sırbistan ve Ukrayna’nın yanı.

AKP Grup Başkanvekili, kararı “nesnel olmayan, hasmane” diye niteledi.

Bugün yarın “Eyyy Avrupa” diye başlayan nutuklar dinleyeceğimize de kuşku yok.

Tabii kimse kendisine şunu sormayacak: “2004’te, denetim sürecinden çıkarken de biz iktidardaydık. Ne değişti de yeniden denetim sürecine alınıyoruz?”
Bunun nedeni, AKP’nin 2002’deki iktidarıyla başlayıp, kısa süren demokratikleşme hevesinin artık ortadan kalkmış olmasıdır.

Günümüzün dünyasında her şey herkesin gözünün önünde cereyan ediyor.

Milletvekillerinin hapse atıldığı bir ülke burası. Çoğu hakkında açılan davalar, yaptıkları konuşmalar ile ilgili. Bunu demokratik Avrupa’ya anlatabilir misiniz?

Hapisteki gazetecilerin sayısı her gün artıyor. Haklarında müebbet hapis istenen gazeteciler ile ilgili iddianameleri herkes gördü. Suçlamalar yazıları ile ilgili.

Bir gazetecinin yazdığı yazı nedeniyle hapse atılması, hakkında müebbet hapis cezası istenmesi, demokratik bir ülkede mümkün olabilir mi?

Sadece muhalif oldukları için onlarca üniversite hocası mesleğinden atıldı. Avrupa, bunu kabul edebilir mi?

Yüz binden fazla memur işinden atıldı. Haklarını arayabilecekleri, haklı olduklarını kanıtlayabilecekleri yargı olanağı ellerinden alındı. Daha hâlâ itiraz komisyonu bile kurulamadı. Yargıya açık olmayan idari kararlar, Avrupa’nın neresinde var?

AKP iktidarı, şimdi bu kararı Avrupa karşıtlığını körüklemek için kullanacak, zaten böyle bir fırsat bekliyorlardı.

Çünkü Avrupa’nın eşit bir parçası olmak gibi bir hedefleri artık kalmadı.

Artık “model ülkede” değil, “denetim altında bir ülkede” yaşayacağız.


'HASRET KALDIM GÖZLERİNİN RENGİNE'
ADALET Bakanı Bekir Bozdağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “hasret kalmış”.

Referandum sonuçlarının resmen ilan edilmesinden sonra artık Cumhurbaşkanı’nın parti üyesi olabileceğine dikkat çekiyor ve “Biz de Cumhurbaşkanımızı bekliyoruz. Artık bu hasretin bitmesi lazım” diyor.

Hasret kalmayı nasıl başarabilmiş anlayamadım.

Seçildiği günden beri Cumhurbaşkanı zaten bir partili Cumhurbaşkanı gibi davranıyor.

Hatta seçilmiş Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu istifa ettirip, Binali Yıldırım’ın genel başkan ve başbakan olmasını sağlayan da o.

Bunun da ötesinde Bakan Bozdağ ile baş başa görüşmeler yaptığını, hükümet toplantılarına katıldığını da biliyoruz.

Birçok “devlet töreni” görünümlü mitingde de birlikte oldular.

Şimdi Cumhurbaşkanı, partisine yine üye olursa, Bekir Bozdağ için ne değişecek, merak ettim.

X