"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Partili Cumhurbaşkanı ‘eşit’ olacak mı?

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, dün AKP TBMM Grup Toplantısı’na katıldı ve burada AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olarak bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı konuşmasını yaparken internet sitelerinde Şanlıurfa’da 5 kişinin “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçuyla tutuklandığı, 21 kişinin de adli kontrol ile serbest bırakıldığı haberleri vardı.

Eski anayasaya göre Cumhurbaşkanı, “tarafsız ve partisiz” bir kişilikti.

Bu yönüyle de devletin ve milletin birliğini temsil ettiği için yasalarımızda “Cumhurbaşkanı’na hakaret” diye bir suç var.

Devletin ve milletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanı yasalarla korunuyordu çünkü amaç aynı zamanda devletin de saygınlığını korumaktı.

Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin, bir yerel mahkemenin başvurusu üzerine verdiği kararda “Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlarında Cumhurbaşkanı’nın kişiliği yanında devletin saygınlığı da korunmak istenmektedir. Sınırlama, ifade özgürlüğünün kullanılmasını zorlaştırmaz” deniliyor.

Ancak şimdi durum değişti.

Cumhurbaşkanı partili, tarafsız değil, bu yönüyle de diğer parti genel başkanlarından ya da siyasetçilerden bir farkı yok.

Anayasa Mahkemesi’nin Balıkesirli gazeteci Önder Balıkçı hakkında açılan bir hakaret davası ile ilgili olarak verdiği şöyle bir karar var:

“Rahatsız edici de olsa siyasilere ve tanınmış kişilere ilişkin yapılan bilgilendirme ve eleştirilerin cezalandırılması, caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir.”

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla uyumlu.

AİHM siyasetçiler ile ilgili eleştirilerin rahatsız edici içeriğe sahip olsalar bile ifade özgürlüğü nedeniyle cezalandırılamayacağını söylüyor.

“Bir siyasetçiye yönelik eleştirinin kabul edilebilir sınırları özel bir kişiye kıyasla daha geniştir” diyor. (Lingens kararı.)

Şimdi hukukçuların önünde böyle bir soru var: Cumhurbaşkanı bir parti genel başkanı olduğuna göre, diğer siyasetçilerden farklı bir koruma rejimine tabi olacak mı, olmayacak mı?

Yanlış anlaşılmasın: Her türlü eleştirinin, terbiye sınırları içinde kalmasını savunuyorum, yazılarımda ona özen gösteriyorum.

Ama öte yandan Anayasa’nın bir de “Eşitlik ilkesi” var.

Bütün siyasetçiler eleştiri karşısında “eşit” iken, partili Cumhurbaşkanı “daha eşit” olacak mı, olmayacak mı?

 

İNSAN HAKLARI KARNESİ

 

TBMM İnsan Hakları Komisyonu, 8 aylık bir aradan sonra geçen gün toplandı, ama ne toplanma!

İnsan Hakları Komisyonu’nun iki üyesi, HDP’li Ayhan Bilgen ve Burcu Çelik Özkan tutuklu olarak cezaevinde bulunuyor.

Öte yandan Ankara’da, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevine başladıkları İnsan Hakları Anıtı’na çıkan yollar da polis ekipleri tarafından kapalı tutuluyor.

Mahkemelerin gazeteciler için verdiği tutuklama kararları deseniz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına da aykırı.

Yani şu anda Türkiye’de en zor bulunan şey “insan hakları”!

 

LİYAKAT ARANMAYINCA BÖYLE OLUYOR

 

MİT’in, darbe girişimini araştırmak için kurulan TBMM Komisyonu’na gönderdiği raporda FETÖ’nün devlet kadrolarına yeniden sızmaya çalışacağına dikkat çekiliyor.

Raporda şöyle bir bölüm var: “Örgütün devlet kurumlarına ilk kez atanacak/yeni alınacak memur kadrolarını öncelikli olarak hedef alması, elindeki kamu görevlilerine ait kimlik bilgilerini de kullanmak suretiyle yaratacağı şaibelerle devlete olan güveni zedelemeye matuf propaganda ve provokasyonlara yönelmesinin olasılık dahilinde olduğu değerlendirilmektedir. Kamu kurumlarına personel seçme ve yerleştirme aşamalarında liyakat esaslarına riayet edilmesine özen gösterilmelidir.” 

MİT’in bu değerlendirmesi doğruysa şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu çetenin devlete sızma olasılığı hâlâ var!

Çünkü, bu iktidarın önemli zaaflarından biri de kamu kurumlarına personel seçmekte, tayin ve terfilerde “liyakat” diye bir konuya hiç önem vermiyor olmasıdır.

Liyakatin yerini, partili olmak, imam hatipli olmak gibi özellikler almış bulunuyor.

Geçmişte bu çetenin devletin kılcal damarlarına kadar sızabilmiş olmasının nedenini Cumhurbaşkanı açıklamıştı: “Aynı amaca farklı yollardan varmaya çalışan insanlar” olarak!

Bugün de bu durumun değiştiğini gösteren hiçbir şey yok.

Son HSK seçimlerinde de gördük ki kriter “iyi hukukçu olmak” değil, partili olmak, partinin amaçlarına göre davranmak.

FETÖ’cü subayların Genelkurmay Karargâhı’nda önemli görevlere getirilmelerinin, Cumhurbaşkanı yaverliğine seçilmelerinin nedeni de buydu.

İktidar, MİT’in bu uyarısına kulak vermeli. Aynı hatayı bir kez daha tekrarlamamalı.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI