"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

‘Onlar–bunlar’ diyen bölücülere dikkat

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, iftar konuşmasında şunu söyledi:
“Türkiye’nin büyümesini istemeyenler var. Benim bir Cumhurbaşkanı olarak arzum, isteğim şu: Diyorum ki biz birlikte olursak, biz iri, diri, kardeş olursak, hep birlikte Türkiye olursak, o zaman bizi kimse yıkamayacaktır.”
Bu konuşmadan anlıyoruz ki Türkiye’nin büyümesini istemeyen birileri var.
Ve bu “birileri” amaçlarına ulaşabilmek için Türkiye’de insanların “iri, diri ve kardeş olmasını, hep birlikte olmasını” engellemeye çalışıyorlar.
Bunu nasıl yapabilirler?
Bu sorunun yanıtı da çok açık ve basit: Türkiye’de yaşayan insanların arasına ayrılıklar sokarak yapıyor olmalılar!
İstiyorlar ki birbirimizden söz ederken mesela “onlar”, “bunlar” gibi tanımlamalar kullanalım.
“Bunlar–onlar” gibi sıfatları kullanmamızı sağlamak için de her fırsatı değerlendiriyor olmalılar.
Mesela en basitinden “imam hatipli olanlar–olmayanlar” gibi bir durum yaratabiliyorlar.
Aynı şekilde içki içenler–içmeyenler gibi ayrımları da!
Hatta bu ayrılığı körüklemek için hiç olmayan şeyleri bile kullanıyor olabilirler: Mesela “Kabataş’ta türbanlı bacımızın üstüne işediler, dövdüler” yalanı gibi.
Hatta Beşiktaş vapurundan inen insanları bile giysilerine göre kategorize edip, ayrımcılık yapabiliyorlar.
Her fenalığın altından bir “Gezici” çıkarmak da bizi bölmek isteyenlerin marifeti olmalı.
Öyle olmasa beş benzemez bir kitle olan Gezi protestocularının hepsini aynı kefeye koyup, “Gezici” diye isimlendirirler miydi?
Cumhurbaşkanı çok haklı!
Bizi “bunlar” filan diyerek bölmeye çalışanlara karşı gerçekten çok uyanık olmamız gerekiyor.


Erken seçim hâlâ ağır basıyor

BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, koalisyon görüşmelerinin ilk turuna başladı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile buluşmasını CNN Türk’ten naklen izledim.
Keşke bir makinemiz olsaydı ve o anda iki tarafın da aklından ne geçiyordu, onu okuyabilseydik.
Böyle bir makinemiz yok fakat kulislere kulak kabartırsanız görüşmenin esasen “dostlar koalisyon pazarlığında görsünden ibaret” olduğunu da anlayabiliyorsunuz.
Daha görüşmeler bile başlamadan herkes “kırmızı çizgilerini” ilan etti, şimdi bu ilan edilmiş çizgilerden nasıl geriye gidecekler?
Bir taraf diyor ki “Cumhurbaşkanı’nın konumunu tartıştırmam”, öbür taraf diyor ki “Anayasal sınırlarının içine çekilsin”.
Şimdi bunun üzerinde nasıl bir uzlaşma sağlanabilir ki?
Cumhurbaşkanı’nın bir koalisyon hükümetinde eskisi gibi hüküm süremeyeceği için erken seçim istediği bir sır sayılmaz.
AKP’nin önde gelen isimlerinin özel konuşmalarında söylediklerine kulak kabartırsanız, koalisyondan öcü gibi korktuklarını da görebiliyorsunuz.
En büyük korku da koalisyon nedeniyle rakip partilere verilecek bakanlıklardan ortaya saçılacak geçmiş dönem ile ilgili usulsüzlük ve yolsuzluklarla ilgili dosyalar.
Bunun bir sonraki seçimde partiyi zayıflatacağına inanılıyor.
Elbette yandaş zengin yaratmak, havuzlar kurdurtmak için verilen ihalelerden kötü kokular çıkması hatta bazı havuzların suyunun tümüyle kesilmesi tehlikesi de AKP’yi düşündürtüyor olmalı.
Eğer seçim araştırmaları da iddia edildiği gibi olası bir erken seçimde AKP’nin oylarında bir yukarı kıpırdanmaya işaret ediyorsa, bu görüşmelerin havanda su dövmekten bir farkı da kalmayacak zaten.
Benim kişisel tahminim erken seçimin hâlâ en büyük olasılık olduğu yolunda.


Erdoğan’ın istediği her şey oluyor


PKK “ateşkesin bittiğini” açıkladı ve silahlar yeniden patlamaya başladı.
Bu bir sürpriz değil.
“Barış süreci” denilen şeyin başından itibaren yanlış kurulması ve samimiyetsizlikten kaynaklanan bir sonuç bu.
AKP hükümeti, bu süreci genel bir demokratikleşme fırsatı için kullanmadı.
Seçimlere kadar yeni cenazelerin gelmesini önleyecek bir siyasi manevra olarak gördü, bütün süreç iki adım ileri–bir adım geri hesabıyla yürütüldü.
Bunca yıl tek başına iktidarda kalmış bir hükümet zaten bu konuda samimi olmuş olsaydı, ayrılıkçı silahlı güçlerin marjinalize edilmesi mümkün olabilirdi.
Ama bunu yapmadılar. Kimbilir kaç tane “demokratikleşme paketi” hazırlandı, çoğu kapağı açılmadan rafa kaldırıldı.
Ülkenin bir tarafından en basit demokratik hakların bile kullanılmasına tahammül edemeyen bir iktidarın, ülkenin bir başka köşesine demokrasi getirmesi zaten beklenemezdi.
Silahların yeniden patlamaya başlamasının sonuçları olur elbette.
Bir erken genel seçimde, HDP’nin tekrar barajın altına doğru gitmesi ihtimali küçümsenemez.
MHP’nin oylarında gözü olan AKP’nin giderek daha milliyetçi bir çizgiye ve sert söyleme kayması da beklenmesi gereken bir durumdur.
PKK’lı savaş ağalarının, HDP’nin böylesine gelişmesinden memnun olmadıklarını ve ellerindeki gücü korumak için kendi bildikleri yöntemlere geri döneceklerini de tahmin etmek zor değil.
Öyle görünüyor ki sadece muhalefet partileri değil, PKK da nasıl bir dönemden geçtiğimiz ile ilgili değerlendirmelerinde hata yapmaktan kurtulamıyor.
Her şey tam da Recep Tayyip Erdoğan’ın istediği gibi gelişiyor!

X