"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Nasreddin Hoca’dan Ahmet Hoca’ya

BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, genel sağlık sigortası nedeniyle gelir testi yaptırmayanlara “Stres yapmayın” dedi!

Biliyorsunuz, genel sağlık sigortası kapsamında, 18 yaşını doldurmuş ve bir işte çalışmayan kişilerin gelir testi yaptırmaları gerekiyordu.

18 yaşını aşmış 5 milyon kişinin bu nedenle 7 milyar lirayı aşan prim borçları bulunuyor.
Başbakan’ın sözlerine bakın: “Borç sıkıntısı için strese girmeyin. 1 Kasım’dan sonra ilk işimiz bütün o borçları silmek olacak.”
Peki bu “strese” neden olan kimdi diye soracak olursanız dönüp yine AKP hükümetine bakmanız gerekecek.
Çünkü bu strese neden olan 7 milyar liralık prim borcunun oluşmasının nedeni 1 Ocak 2012’den itibaren yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası uygulaması.
Onu da yapan AKP hükümeti ve şimdi o hükümetin Başbakanı, seçimi kazanırsa bütün bu borçları sileceğini vaat ediyor.
İyi de o halde neden bunu zamanında düşünüp sistemin nasıl işleyeceğini önceden planlamadınız?
Gel de Nasreddin Hoca’yı hatırlama: Sonradan bulduğunda sevinebilmek için eşeğini kaybeden Nasreddin Hoca’yı!

 


Söyleşinin kaydını internete koyun


‘KABATAŞ Gelini Yalanı’nı kimin uydurduğu ile ilgili olarak giderek sona doğru yaklaşıyoruz.
Yalan, gelinin marifeti miydi, yoksa gelin ile konuştuğunu ileri süren Elif Çakır’ın mı, öğreneceğiz.
Elif Çakır son tartışmalar üzerine, gelin ile yaptığı söyleşinin kayıtlarını isterse savcılığa vereceğini açıkladı.
Şunu söyleyeyim ki savcının bunu istemesine gerek yok.
Madem söz konusu söyleşi kayıtlı olarak elinde bulunuyor, Çakır bunu savcılık istemeden de yayınlayabilir.
Kendi gazetesi yayınlamayı istemiyorsa bile bu kadar internet sitesi var bu söyleşinin ses kaydını yayınlamaya gönüllü olabilecek.
Çakır’a önerim bu ses kaydını internet üzerinden yayınlamasıdır ki yalan kimden kaynaklanıyor, bunu öğrenmek için bir adım daha ileri gidebilelim.


Açılacak kart mı kaldı?

 

BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, havuz televizyonlarına konuştu ve Suriye konusunda şöyle dedi:
“Bu bölgede bundan sonra Türkiye’nin karşısında olanlar kaybedecek, yanında olanlar kazanacak. Herkes hesabını ona göre yapsın. Daha Türkiye kendi kartlarını tam olarak açmadı. Açtığı zaman bu kartları, tablo farklı şekillenir.”
Başbakan “kart” metaforunu kullandığına göre oradan devam edebiliriz, bu tipik bir sürekli kaybeden kumarbazın ruh durumuna işaret ediyor.
Dağıtılan her kartta, bütün kaybettiğini geri kazanacağını zanneden bir kumarbaz durumu ve sonunda genellikle ceket bile kaybedilir.
Bölgede Türkiye’nin “yanında” kim kaldı, bir düşünelim:
PYD değil. IŞİD hiç değil. Rusya, Esad’dan vazgeçmiyor. ABD pek sayılmaz, karada PYD ile iş tutuyor, silah vs veriyor. El Nusra deseniz “eğitip donattıklarımızın” elindeki silahları bile alıyor. Geriye kala kala bir ÖSO kalmış, onun da esamisi okunmuyor!
Elde açılacak bir kart kaldıysa Başbakan’ın bir an önce açmasında artık yarar var.
Ama öyle bir kart da kalmadığını biliyoruz.
Yola Emevi Camisi’nde cuma namazı kılmak için çıktık, Suriye’nin parçalanmasına yol açtık, şimdi 2.5 milyon mülteci ve sınırımızın dibinde bir sürü terör örgütüyle baş başa kaldık.
Erdoğan–Davutoğlu ikilisinin Suriye politikasının bizi getirdiği yer budur.

 


Hukuk müsameresi ile mal müsaderesi

 

KOZA İpek Grubu şirketlerine kayyum atanarak el konulması, nasıl bir ülkede yaşadığımızı herkese bir kez daha göstermiş olmalı.
Artık bu ülkede sahip olduğunuz her şeyi polis ve savcının atadığı üç bilirkişinin yazdığı bir rapor ile kaybedebilirsiniz.
Bunun için bilirkişinin yaptığınız işlemleri “şüpheli” bulması yeterli!
Bilirkişi raporunda şu dikkatimi çekti:
Ortaklıktaki kişiler, şirketlerin tümünde hâkim ortak olarak bulunuyormuş! Şirketler için aynı adres gösterilmiş!
Türkiye’de bu durumda on binlerce şirket var. Demek ki yarın bir gün onların da mallarına, mülklerine bir bilirkişi raporuyla el konulabilir!
Savcılık söz konusu şirketlerin “Fetullah Terör Örgütü”ne para aktardığını iddia ediyor, saygıdeğer hâkim de bunun üzerine şirketlere kayyum atanmasını uygun buluyor!
Böyle bir örgütün bulunduğu halen bir iddiadan ibaret. Bununla ilgili yargılama daha başlamadı bile ama mahkeme, çoktan kararını vermiş, bu iddiayı şirketlere el koyma kararı vermek için yeterli buluyor.
Şurası bir gerçek: Bu grubun yayın organları, gazeteleri, televizyonları, radyoları olmasaydı, böyle bir karar verilmeyecekti.
Fethullah Gülen cemaatine yakın isimlerin sahip olduğu onlarca şirket var hiçbirine el konulmuyor, yayın organları olan şirkete kayyum atanıyor!
Türkiye, bir kez daha adalet eliyle gerçekleştirilen büyük bir hukuksuzluğa tanık oluyor.
Artık kimsenin malı mülkü garanti altında değildir.
Saray’daki padişah emrediyor, mallar müsadere ediliyor. Olup biten, bundan ibarettir!

 

X