"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Kucağı herkese açık ‘affedersiniz’ Sünni–Türk

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın “affedersiniz Ermeni” olmadığını öğrendik. “Affedersiniz Rum” olmadığı gibi, “affedersiniz Yahudi” de sayılmaz zaten.

Gerçi kendisi aile köklerinin “affedersiniz Gürcü” olduğunu açıklamıştı daha önce ama, önceki gün öğrendik ki “affedersiniz Gürcü” olmaktan da vazgeçmiş.
Kendisini “affedersiniz Türk” ve “affedersiniz Sünni” olarak tanımlıyor ki affedersiniz ama ne önemi var?
İnsanların dinini, milletini kurcalamanın ne âlemi var zaten? “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü” sevmiyor muyduk?
Ben sadece insanların değil, paranın da milliyetiyle, diniyle ilgilenmem mesela.
Hatırlayan vardır mutlaka, daha önce Başbakan da söylemişti zaten, “Paranın dini, milleti olmaz” diye.
Ben de o günden beri onun gibi düşünüyorum.
“Başbakan ile aramızda bir ortak nokta olsun bari” diye düşündüm ve baktım en kolayı bu!
Onun için cüzdanımda 100–150 dolar, 50–60 sterlin, 60–70 Euro mutlaka bulunuyor.
Bir de gittiğim ülkelerden dönerken arta kalan ve hiçbir işe yaramayan paralar var.
40 ruble, 50 baht, 250 tenge, 5 yen, 65 rupi! Bir miktar gravni de vardı ama, nereye koyduğumu bulamıyorum.
Gördüğünüz gibi bunlar arasında hiçbir ayrım yapmıyorum. Onun rengi yeşil, bunun rengi mor, şunun üzerindeki resim daha güzel diye bir tercihim olmuyor.
Tıpkı Başbakan’ın da böyle bir tercihi olmadığı gibi!
Ama aramızda “affedersiniz stok büyüklüğü” ile ilgili farkları da teslim etmem gerek.
Mesela benim döviz stokum cüzdanımda küçük bir yer işgal ediyor ve “sıfırlama” ihtiyacı duyduğumda iki arkadaşımı alıp, bir lokantada rakı–balık yapmak işimi görüyor.
Her şeyi sıfırlıyorum ve doğrusunu isterseniz bu da insana bir ferahlık veriyor, yeniden toplamaya başlama isteği ve motivasyonu da cabası!
Başbakan’ın stoku tabii daha büyük ve bu işle görevlendirdiği akrabası da biraz beceriksiz olduğu için “paralarını sıfırlaması” hayli zaman alıyor.
Sabahın köründe başlıyorlar dağıtmaya, yatsı namazına kadar bitiremiyorlar.
Çocuğun geri kalanı bitirmek için bulduğu formül “dahiyane”: Beş–on tane ev alalım!
Eğitimli insanın hali bir başka oluyor tabii, kendisi “affedersiniz Amerika’da”, Harward’da öğrenmiş bütün bu iş bitirme taktiklerini!
Bir de “kucağa oturtma” işi var ki, ben bunu da yapamıyorum.
Evet, ben de “affedersiniz övünmek gibi olmasın Sünni”yim ama demek ki her Sünni bu kucağa oturtma işinde ehil olamayabiliyor. Sanırım insanların beni soğuk bulmalarının nedeni de bu konudaki beceriksizliğim.
Adamın biri 50 milyon dolar getirecekken 10 milyon dolar bulabilmiş, toplamış parayı gelmiş, baba diyor ki “Sakın alma, gitsin toplasın, nasıl olsa kucağımıza oturacak”!
Adamın yaptığı terbiyesizlik tabii! Koskoca “affedersiniz Başbakan” ile dalga mı geçiyorsun sen?
Sen kimsin ki bunu aklından geçirebiliyorsun? Eyy ahmak, akıllı ol, bornozunu çıkar, seçime gir! Ama Başbakan’ın yüce gönüllülüğünün de hakkını vermemiz gerek.
Neyse, zaten bütün mesele gördüğünüz gibi insan sevgisiyle alakalı.
İnsanları sevelim, kucaklayalım, hepsini birleştirip havuzlar kurduralım, öyle bereketli havuzlar olsun ki fışkiyelerinden para aksın, daha güçlü olalım!

Eyy Davutoğlu sabrımızı test etme!

DIŞİŞLERİ Bakanı Ahmet Davutoğlu, Gazze’de ciddi tıbbi bakıma ihtiyacı olanların uçaklar ile Türkiye’ye taşınması ve hava köprüsüyle insani yardım iletebilmek için İsrail ve Mısır ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.
Bunu kendisine hiç yakıştıramadım!
Başbakanlık hayalleri suya düşebilir, uyarmış olayım!
Bir kere Mısır’da darbeciler iktidarda. İkincisi Ekmeleddin Bey, Kahire doğumlu.
Eyy Dışişleri Bakanı, sen nasıl gider de Mısırlı bir darbeciyle pazarlık masasına oturursun?
Hani darbeci Mısır ile bütün ilişkimizi kesmiş, Büyükelçimizi bile geri çekmiştik? Bütün bunlar boşuna mıydı?
Dışişleri Bakanı, Mavi Marmara katliamından sonra açıklanan kırmızı çizgileri de unutmuş görünüyor!
Hani Gazze’ye abluka kalkana kadar İsrail’e Akdeniz dar edilecekti?
Niye kendi ilan ettiğin kırmızı çizgiyi ihlal ediyorsun da Gazze’ye yardım göndermek için İsrail ve Mısır’ın iznine muhtaç oluyorsun?
Eyy Dışişleri Bakanı, senin niyetin bizim sabrımızı test etmek mi yoksa?
Sen bir dünya lideriyle dalga mı geçiyorsun? Dünya liderinin ülkesi nasıl olur da garibanlara yardım etmek için İsrail ve Mısır’ın ağzından dökülecek iki kelimeyi beklemek zorunda kalır?

Sandığa gidin ülkemize sahip çıkın

İKİ gün sonra sandık başında olacağız ve oylarımızı kullanıp, bir cumhurbaşkanı seçeceğiz.
Bu seçimde Türkiye iki yoldan birine girecek: Ya sonu tek adam diktatörlüğüne varacak bir “Ala Turka Başkanlık” modeline geçişe yol vereceğiz ya da bu ülkede tek adam yönetimi kurma heveslilerine unutulmaz bir gözdağı vereceğiz.
Seçimin anlamı ve önemi benim için budur!
İlk turda katılımın yüksek olmasının önemini söylememe gerek yok.
Katılım yüksek olur ve bir önceki seçimde partilerin aldıkları oylar, aynı şekilde sandığa yansıyacak olursa, seçimin birinci turda bitme olasılığı da ortadan kalkacak.
Bunun bile tek başına önemli olduğunu unutmayalım, oy verelim, koyvermeyelim.
İleride aynada kendi yüzünüze ve çoluk çocuğunuzun yüzüne bakabilecek haliniz olmasını istiyorsanız sandığı gidin, oy verin.
Oy vermek içir sandık başına gitmeye gönülsüz davranan yakınlarınızı ikna edin, kollarına girip götürün, oy kullanmalarını sağlayın.
Üç adaydan hangisine isterseniz ona verin ama sakın ola ki boş oy atmayın. Boş oy kullanmak ile seçime katılmamak arasında hiçbir fark yoktur, unutmayın.
Haydi, sandık başına, memleketimize sahip çıkmaya! Seçimi kazanamazsanız bile sayınız belli olur, bunun değerli bir şey olduğunu unutmayın.

X