"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Kararnamelerle ülke yönetmek

"OLAĞANÜSTÜ Hal” neden ilan edilmişti, hatırlayanınız var mı?

Hafızanızı zorlamayın, ben Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 Temmuz’da gazetelerde yayımlanan açıklamasından size hatırlatayım:

“MGK üyeleri olarak yaptığımız kapsamlı değerlendirme sonunda terör örgütünün bertaraf edilebilmesi için Anayasamızın 120. maddesi uyarınca OHAL ilan edilmesini hükümete tavsiye etme kararı aldık. Bakanlar Kurulumuz da Türkiye’de 3 ay OHAL ilan edilmesi kararını aldı. Olağanüstü Hal ilanının amacı ülkemizde demokrasiye, hukuk devletine, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerine yönelik bu tehdidi ortadan kaldırmak için gereken adımları en etkin ve hızlı şekilde atabilmektir.”

Yeterince açık, değil mi?

O zaman hükümetin yeni hazırladığı ve olağanüstü hal yetkisine dayanarak çıkaracağı “torba kanun hükmündeki kararnamede” neler olduğuna da bakalım:

- Ulaştırma ve altyapı projeleri için yapılan kamulaştırmalarda, itirazlar ve dava süreçlerinden kaynaklanan gecikmelerin önlenmesi için düzenleme yapılacak. Açılan davalar sürerken, çalışmaların kesintiye uğramasının önleneceği belirtiliyor.

- SGK’ya ait binaların ödenmeyen kira borçları için yeni bir sistem getiriliyor. Buna göre, SGK kiracıları, kirasını para ile ödeyemiyorsa, gayrimenkul ile ödeyebilecek.

- SGK’nın Yönetim Kurulu üyeliği için kamu çalışanı olma şartı kaldırılıyor. Kamu personelinde aranan şartlara sahip olan özel sektör çalışanları da yönetim de görev alabilecek.

Bunların, “darbe girişiminde bulunan örgütün bertaraf edilmesi amacıyla” ne alakası var?

OHAL kararnameleri, Anayasa’ya göre sadece OHAL ilanını gerektiren konularda ve onunla ölçülü olarak düzenlenebilir. OHAL’in kalkmasıyla kendiliğinden ortadan kalkarlar.

Ortaya bir kez daha çıkıyor ki olağanüstü hal ilanı ile ilgili niyet, sadece FETÖ ile mücadele değil. Aynı zamanda Meclis’i devreden çıkararak, ülkeyi kararnamelerle yönetmek amacını taşıyor.

Yukarıdaki örneklere bakınca, aksi söylenebilir mi?

HIRSIZLAR ÇETESİNİ KORUYAN KİMDİ?

2010 yılındaki KPSS sorularının çalınmasıyla ilgili olarak 105 askerin eşi hakkında gözaltı kararı verildi.

Söz konusu asker eşlerinin darbe girişiminde aktif olarak yer aldıkları, eşlerinin himmet parası bağışladığı, ‘FETÖ’ tepe yönetimiyle irtibatları olduğu, Bank Asya’da para hareketleri olduğu iddia ediliyor. Şüpheliler arasında araştırma görevlisi, öğretmen, sosyolog, danışman, bilgisayar işletmeni olarak kamu kadrosunda çalışan memurlar bulunuyor.

Şüphelilerden ikisinin eşi albay, 14’ünün eşinin yarbay, 40’ının eşinin binbaşı, 40’ının eşinin yüzbaşı ve dördünün eşinin üsteğmen rütbelerinde olduğu belirtiliyor. Hatırlarsınız, bu soru hırsızlığı ortaya çıktığında zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal’ı ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı yanına çağırarak, “Suçluları bulun, dosyayı da önce bana getirin” talimatı vermişti.

Bu iki bürokratın da kendilerine verilen bu emri yerine getirdiklerine kuşkum yok.

Çünkü birisi ödül olarak AKP milletvekili yapıldı, diğeri başarılı ki hâlâ görevinin başında.

Hem bunu hem de soruları çalanların Fetullahçı çete olduğunu bildiğim için yıllarca her pazartesi günü bu köşede sordum, “Soruları çalanlar nerede” diye.

Fetullahçı olduklarını nereden biliyordum: 10 Eylül 2010 günü, Milliyet’ten Tolga Şardan ve Türker Karapınar, 2010 KPSS’nin kilit isimlerinden Ispartalı Baki Saçı’nın tam ifadesine ulaştılar.

Saçı, ifadesinde, KPSS sorularını “Sana bir hediyem var” diyerek e-mail’ine gönderdiğini söylediği Berat Koşucu’nun, geçmiş yıllarda bir akrabasına da yine e-mail yoluyla Yüksek Lisans Sınav Soruları’nın geldiğini itiraf etmişti.

Saçı, ifadesinde “Arkadaşım Berat Koşucu’nun bildiğim kadarıyla aynı cemaatle bağlantısı vardır ama ne derecede olduğunu bilmiyorum” demişti. Saçı, ifadesi alınıp serbest bırakıldı.

Ben de sordum durdum, “Bu çete neden yakalanmıyor” diye. O gün o çetenin üstüne gidilmiş olsaydı, FETÖ’cü askerlerin izine ulaşmak ve ordudan temizlemek mümkündü. Öyle olsaydı 15 Temmuz’da darbeye de kalkışamazlardı.

Şimdi tekrar soruyorum: Emniyet Genel Müdürü ile MİT Müsteşarı, bu soruşturmayı Başbakan’ın emrettiği gibi yaptılar mı? O dosya nerede? O dosyayı sümen altına kim attı?

Dosyayı yok eden o görevli her kimse FETÖ’den soruşturuluyor mu?

ACILARIN BİRLEŞTİRDİĞİ TOPLUM OLDUK

İZMİR Adliyesi’nde katliam yapmayı planlayan teröristler, polis memuru Fethi Sekin’in hayatını hiçe sayarak görevinin gereklerini yerine getirmesi sayesinde hak ettiklerini buldular.

Sosyal medyadan ve haberlerden takip ediyorum, bütün ülke şehit polis Fethi Sekin’in ailesine yardım için seferber olmuş durumda.

Bir acı, toplumumuzu yeniden birleştirmiş gibi görünüyor.

Keşke farklılıklarımızı koruyarak birlikte hareket edebiliyor olmamız için böyle acılar yaşamamız gerekmeseydi.

Şehit polis memuru Fethi Sekin’e ve adliye görevlisi Musa Can’a rahmet, yakınlarına da başsağlığı ve sabır diliyorum.

X