"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Duymak istemeyeceğini söyleme

‘ALÇAK, zalim, kapkaranlık, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı artığı, ruhu kirlenmiş.’

Birisinin yüzüne karşı bu kelimeleri kullanacak olursanız en iyi ihtimalle benzeri sözlere muhatap olursunuz.

 

Kötü ihtimal kafanıza bir şey atılması olabilir ki şiddete eğilimli bir toplumda böyle bir tepkiyle karşılaşmanız da yadırganmaz.

 

Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatları, bu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanısındalar.

 

Ama onlar bu kanıdalar diye sakın ola ki siz aynı sözleri tanıdık, tanımadık kimse için kullanmaya kalkmayın derim yine de!

 

Bu sözleri Cumhurbaşkanı Erdoğan, akademisyenler bildirisi nedeniyle genel olarak aydınlar, özel olarak da imzacı akademisyenler için kullanmıştı.

 

Prof. Dr. Baskın Oran da bunun üzerine bir hakaret davası açtı ve bu vesileyle Cumhurbaşkanı’nın avukatlarının aslında AİHM kararlarının yılmaz birer savunucuları olduğunu da öğrendik.

 

Mahkemeye verdikleri dilekçede şunu söylüyorlar:

 

“(İfade özgürlüğü) Devletin veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şoke edici veya rahatsız edici bilgiler ve düşünceler için de geçerlidir ve bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz.”

 

Avukatlar meselenin bu kısmında haklı.

 

Düşünce özgürlüğü ağır eleştiri hakkını da içeriyor ve fikirlerin şoke edici olması, toplumun bir bölümünü rahatsız etmesi nedeniyle kısıtlanamıyor, AİHM ve AYM içtihatları bu yönde.

 

Ama öte yandan da “yol yordam” diye de bir şey var.

 

“Fikir özgürlüğümü kullanıyorum” diye size söylenmesinden hoşlanmayacağınız kelimeleri, sıfatları başkaları için kullanmamanız gerekir.

 

Fikrinizi açıklarken kullanabileceğiniz binlerce kelime varken, bu tür kelimelerden uzak durmak o kadar da zor olmasa gerek.

 

BİR SORUM VAR

 

ENSAR Vakfı ile ilgili tartışmaları izlerken, 28 Eylül 2010 tarihinde bu köşede yazdığım bir yazıyı da hatırlamıştım.

 

Artık mahkeme süreci de bittiğine ve sanık 500 küsur yıla mahkûm olduğuna göre o yazıyı tekrar hatırlatmamın zamanı geldi.

 

Önce yazıyı okuyalım, sonra size bir soru soracağım:

 

“Çorum’da Ensar Vakfı’na eğitimi için burs almaya giden 15 yaşından küçük bir kız çocuğunun vakıf başkanının cinsel tacizine uğraması ile ilgili davada ilginç bir gelişme yaşandı.”

 

“Çorum Ağır Ceza Mahkemesi, küçük kızın ‘beden ve ruh sağlığının bozulduğuna ilişkin’ Adli Tıp raporunu dikkate almadı.”

 

“Gerekçe, söz konusu taciz ile ilgili haberlerin ulusal basında yer alması ve kızın ruh sağlığının bu nedenle de bozulmuş olabileceği olasılığı!”

 

“Mahkeme, Vakıf Başkanı Zekai İşler’in duruşmalardaki “iyi haline” de bakarak cinsel istismardan verdiği cezayı 4 yıl 8 ay olarak belirlemiş!

 

“Adli Tıp raporu dikkate alınmış olsaydı cezanın 15 yıla kadar çıkması söz konusu olabilecekti.”

 

“Cinsel tacize uğramış küçük bir çocuğun ruhsal durumunun bozulması için bunun gazetelerde haber olmasının gerekmediğini bir kenara bırakıyorum.

Bunun için aslına bakarsanız Adli Tıp raporu bile gerekmez.”

 

“Böyle bir olay başına gelmiş hangi çocuk, ilerideki yaşamında bunun psikolojik izlerini taşımaz?”

 

Yazıyı okudunuz, şimdi şu soruyu kendi kendinize düşünmenizi rica ediyorum:

 

Çorum’daki mahkeme kararından sonra Karaman’daki sapığın mahkûm edilmesine bakarak “Türkiye’de adalet gelişiyor” diye sevinmeli miyiz?

 

Yoksa, eskiden Ensarcıları mahkeme yargıçları koruyormuş, şimdi bakanlar Ensarcılara kendilerini siper ettikleri için “geriye gidiyoruz” diye üzülmeli miyiz?

 

ENSAR OLSAYDI BÖYLE YAPMAZLARDI

 

İLGİNÇ bir Aile Bakanlığımız var. Yüzde 92 engelli 12 yaşında küçük bir kıza evde bakım hizmeti verilmesi için 2007 yılında aylık 600 lira yardım bağlanmış.

 

Bakanlık 5 yıl süren yardımdan sonra bir de bakmış ki, çocuğun babasının maaşı artmış!

 

Hemen gereğini yerine getirmişler tabii.

 

Çünkü bunlar devletin beş kuruşunu çarçur etmezler.

 

Engelli çocuğun aylık 600 liralık yardımını kestikleri gibi o güne kadar yardım olarak verilen 14 bin 802 lirayı da faiziyle geri almak için dava açmışlar.

 

Nurettin Kurt’un dünkü Hürriyet’te yer alan haberine göre kızcağız tekerlekli sandalye ile geldiği duruşmada gözyaşları içinde kalmış.

 

Şimdi babanın “artan maaşının” kaç lira olduğunu açıklıyorum: Küçük kızın babasının maaşı 1976 lira olmuş!

 

Merak ettim, bu davayı açan Aile Bakanlığı memurlarının maaşları kaç liraymış?

 

O maaşlarıyla müreffeh bir hayat mı sürüyorlarmış?

 

Ensar Vakfı için göğsünü siper eden bakanlığın tek derdi şimdi bu mu?

X