"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Dudaktan kalbe!

BU bayram günü siyasetten ve bitmek tükenmek bilmeyen sorunlarımızdan söz ederek canınızı sıkacak değilim.
O işlere bayramdan sonra yine döneriz nasıl olsa.
Aslına bakarsanız dönmeyi de hiç istemem ama ne yaparsınız ki işim de bu.
Ali Rıza Demircan Hoca, devlet televizyonunun bir programında “Oral seksin aşırısı haramdır” deyince, dünya medyasının gündemine eğlenceli bir konu da girmiş oldu.
Dün baktım, bu haberin yayınlanmadığı bir mecra kalmamış gibi sanki.
Demek ki bundan sonra dünya gündemine girmek isteyen bir hoca varsa, yapması gereken belli: Ortaya böyle abuk bir konu atacak!
Ali Rıza Hoca’nın açtığı yoldan ilerleyerek sizlere American Anthropologist Journal’da yayımlanan bir araştırmadan söz edeyim.
Hepimiz birbirine âşık olan çiftlerin öpüştüklerini düşünürüz ama antropologların son araştırması birçok kültürde insanların, dudak dudağa öpüşme eylemine soğuk baktıklarını ortaya koyuyor.
Dünya çapında 168 kültürel ortamda yapılan araştırma gösteriyor ki dudak dudağa öpüşmek evrensel bir durum değil.
Kültürlerin sadece yüzde 46’sında insanlar bunu yapmaktan hoşlanıyorlar, hepsi bu kadar.
Mesela Avrupa’daki 10 kültürel çevrenin sadece yedisinde bu eylem gözlenebilmiş.
Kuzey Amerika’da 33’te 18, Latin Amerika’da 33’te 4 kültürde dudak dudağa öpüşme gözlenebiliyor.
Ama burada duralım: Ortadoğu’daki 10 kültürel çevrenin 10’unda da romantik dudak öpüşmesi geçerli ve kabul edilen bir şey.
Araştırmacılar, dudaktan romantik–cinsel öpücüğün böyle yaygın olduğunu düşünmemizin sebebinin “Batı etnosentrizmi” olduğunu söylüyorlar.
Kendi kültürlerinin diğerlerinden üstün olduğuna inanan Batı dünyasının medyasıyla, sinemasıyla ve diğer kültürel faaliyetleriyle bu inanışı besleyip yaygınlaştırdığını söylüyorlar.
Hollandalı uzmanlar, on saniyelik ateşli bir öpüşme ile 80 milyon bakterinin eşler arasında yer değiştirdiğini tespit etmişler.
Eşlerin bakteri ve mikroplarını böyle değiş tokuş etmelerinin, bağışıklık sistemleri üzerinde olumlu bir etki yarattığı da tespit edilmiş.
Evrim süreci içinde dudak dudağa öpüşmenin giderek insan toplulukları içinde yaygınlaşmasında bunun da rolü olduğu düşünülüyor.
Ali Rıza Hoca’nın “aşırı” bulduğu eylemde, kaç mikrobun eşler arasında yer değiştirdiğini bilemiyoruz tabii ama öyle görünüyor ki bu insan sağlığı açısından önemli bir sorun yaratmadığı gibi yeni mikroplarla tanışıklık açısından bağışıklık sistemini de güçlendiriyor olmalı.
Kazablanka filminin unutulmaz şarkısı “As time goes by”da şöyle bir bölüm var:
“Bunu mutlaka hatırlamalısın / Bir öpücük sadece bir öpücüktür, iç çekiş, iç çekiştir / Temel şeyler sürer gider / zaman geçip giderken.”
Yüzyılın belki de en önemli aşk filmine yakışmayan bir yanlış tespit bu.
Hayır, bir öpücük, sadece bir öpücük değildir, ona yüklediğimiz anlamın da bir önemi ve değeri var.
Nitekim, Frank Sinatra, şarkıyı yorumlarken sözlerde küçük bir oynama yapmış:
“Bunu mutlaka hatırlamalısın / Bir öpücük hâlâ bir öpücüktür” diye.
London Universty College’den plastik cerrah Gus McGrouther, âşıklar arasındaki bir öpücüğün sadece basit bir öpücük olmadığını tespit etmiş.
Bir öpüşme sırasında tam olarak nelerin meydana geldiğini tespit edebilmek için lazer tarayıcıları, elektrotlar kullanarak ciddi bir araştırma yapılmış.
Elektrikle ilgili ölçümler aşk dolu bir öpücükte 34 yüz kasının tümünün olaya karıştığını ortaya koymuş.
Bu kasların hareketleri, yüz sinir nükleusları olarak isimlendirilen ve beynin belli bir kısmından gönderilen elektrokimyasal sinyallerle kontrol ediliyor.
Dudaklardaki aşırı duyarlı sinir uçları, beynin korteksinde zevk duyguları yaratan ve tutkuyu arttıran daha büyük bir alana bu sinyalleri geri gönderiyorlar.
Sonra feromonlar ve bağlayıcı kimyasallar işin içine giriyor ve böylece çiftlerin birbirlerine karşı hissettikleri aşk artıyor.
Son derece doğal ve eğlendirici bir oyun olarak gördüğümüz küçük bir öpücük bir anda yaşamın tüm değerini ortaya çıkaran bir eyleme dönüşüveriyor.
Gördüğünüz gibi yaşamdan zevk almak aslına bakarsanız o kadar zor ve bin bir türlü şartın bir araya gelmesini gerektiren bir şey değil.
Sağlıklı olmak, yediğinizin içtiğinizin tadına varabilmek ve âşık olmak yeterli.
Hayatın tadını çıkarabileceğiniz, mutlu bir bayram diliyorum.
Ramazan/Şeker Bayramınız kutlu olsun.


Eski fotoğrafları saklamak iyidir

SON günlerin en gözde magazin konusu, çok güzel genç bir oyuncu kadın ile yakışıklı, hatırladığım kadarıyla çokuluslu bir teknoloji şirketinde de yöneticilik yapan erkeğin boşanma haberleri.
İşin dedikodu kısmı beni ilgilendirmez. Keşke mutlu olsalardı ve ayrılmasalardı ama artık iş madem bu noktaya geldi, bunu herkesin önünde tartışarak yapmaları pek uygun bir tutum sayılmaz, onu belirtmiş olayım.
Gazetelerde okuduğuma göre genç kadın sosyal medya hesaplarından, boşanmak üzere olduğu eşinin tek ya da birlikte oldukları bütün fotoğraflarını silmiş.
Eskiden, yani dijital fotoğraflar çağı başlamadan önce, ayrılan çiftler birlikte oldukları fotoğrafları keserlerdi.
Böyle “tam ortadan yırtılmış” çok fotoğraf görmüşlüğüm var.
Fotoğrafların yırtıldığı zamanlarda da bunun saçma bir eylem olduğunu düşünürdüm, şimdi de fikrim değişmiş değil.
“Birlikte şu kadar süre geçirmişsin, aklında kalması gereken şey esasen yaşadığın güzel günler olmalı” diye bakarım ama sanıyorum benim gibi düşünenler azınlıkta.
Theodor Reik, “Aşk ve Şehvet Üzerine: Romantik ve cinsel duyguların psikanalizi” (Say Yayınları, Çeviren: Ali Kılıçlıoğlu) isimli eserinin birinci cildinde şöyle diyor:
Kaybolmakta olan aşk, kayıtsızlıktan çok nefrete yakındır ve aşkın bilinçdışı başlangıcı olan nefret, aşkın bitişini de belirler. Duygusal bağımlılığa karşı başkaldırı yenilenir.”
Sanıyorum bu genç çift Reik’i haklı çıkarmak için hareket ediyor!
Ama şu da var: Bütün o kötü duygular geride kalıp da eski fotoğraflara bakarsan, yüzünde tatlı bir tebessüm oluşur, çünkü kötü şeyleri değil, iyileri hatırlamak insan hafızasının bir başka özelliğidir. Onun için fotoğraflarını saklasalardı keşke.
Yıllar sonra bütün yaşadıklarınızı gözünüzün önünden geçirdiğinizde şunu söyleyebileceğinize bahse girerim:
Sevip de kaybetmek, hiç sevmemiş olmaktan çok ama çok daha iyi bir duygudur!

X