"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Derdi Osmanlıca değil, hesaplaşmak

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Osmanlıcanın “eskimez Türkçe” olduğuna karar verdi, “Bununla gerçekleri öğreteceğiz” dedi.

“Eskimez Türkçe” dediği lisan, Arapça ve Farsçanın karışımı, arada elbette Türkçe kelimeler de var. Arap alfabesinin Farsça ve Türkçe için uyarlanmış halini kullanıyor.
Öğrenilmesinde nasıl bir sakınca olabilir?
Neden bir sakınca olsun ki? Cumhuriyet öncesi tarih ile ilgilenenlerin mutlaka öğrenmesi gereken bir dil elbette.
Ama 21. yüzyılın ilk on yılını da geride bıraktığımız bir dönemde, herkesin öğrenmesi gereken bir dil midir?
Yaşamayan, neredeyse ölmüş bir dil bu.
Ve çocuklara doğru dürüst Türkçe bile öğretemeyen bir eğitim sistemi, bunun üzerine bir de Osmanlıca öğretecek!
Her otokratın böyle fantezileri vardır, bizimkinin fantezisi de bu olsa gerek.
“Mezar taşlarının okunmasını mı öğreneceğiz diyorlar. O mezar taşlarında bir tarih yatıyor. Bunu bilmemekten büyük acz olabilir mi” diyor.
Birincisi “Mezar taşlarını okuyamıyoruz” diyenler, Osmanlıcanın zorunlu ders olmasını savunanlar, buna karşı çıkanlar değil.
İkincisi mezar taşlarında ne yazıldığı belli: Ruhuna fatiha!
Duanı okur geçersin, mezar taşlarından tarih filan öğrenilmez, bilim ise hiç öğrenilmez.
“İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek. Bu dinin bir sahibi var. Sahibi bu dini dünya var oldukça muhafaza edecektir. Bize düşen emanetin hakkını vermektir. Emanetin hakkını verebilirsek mezhepler arası çatışma sona erecektir” diye devam ediyor.
Dini öğrenmek ile Osmanlıca öğrenmek arasında nasıl bir bağ var, anlayabilmek kolay değil. Arapça öğrenmek iyi olabilir ama dünya kadar Türkçe kaynak da var, Kuran-ı Kerim’in Türkçe mealleri de var. Dini öğrenmek için neden ölü bir dili öğrenmek gereksin?
Niyet bu değil tabii.
Bir tek amaç var, Cumhuriyet ile, Batılılaşma hareketleri ile hesaplaşmak.
Dün “200 yıldır bu ülkede bazı meseleler özgürce ve cesaretle ele alınamamıştır” derken de kastettiği bu!
Türkiye’nin yönünü çevirebileceğini zannediyor, kendinde olağanüstü güçler vehmeden bütün otokratlar gibi!


Geçmişteki yazılı kültür!

DÜN bir araştırma konusu önermiştim. Latin alfabesine geçince, Türkiye’nin geçmiş bütün kültürel birikimi ile bağlarının kesildiğini savunuyorlar, bunu biliyorsunuz.
Şunu sormuştum:
1– Türkiye’de matbaanın gelmesinden harf devrimine kadar geçen 200 yıllık süre içinde kaç kitap basıldı?
2– Latin alfabesine geçişten sonra basılan kitap sayısı kaçtır?

Bir okuyucum, Prof. Dr. Mustafa Argunşah’ın bir konuşmasından yaptığı bir alıntıyı bana gönderdi.
Prof. Dr. Argunşah’ın belirttiğine göre 201 yıllık süre içinde Osmanlıca basılan kitap sayısı 25 bin!
Buna karşılık sadece 2012 yılında Latin alfabesiyle Türkçe olarak basılan kitap sayısı 40 bin başlık altında 500 milyon adet.
Bunun 300 milyonu roman, öykü, deneme, şiir, 200 milyonu ders kitabı!
“Geçmişteki yazılı kültür ile bağlarımız kesildi” görüşünde olanların bilgisine sunarım.


Milli iradeye baraj ipoteği

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, partisinin ilçe kongresinde konuştu ve Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde olan seçim barajı hak ihlali midir, değil midir davasının bir “komplo” olduğunu söyledi.
Üç parti tarafından yapılmış bir “hak ihlali” müracaatı var. Mahkeme ne yapsaydı?
“Bu AKP’yi zayıflatmak için bir komplodur, bunu görüşemeyiz” mi demeliydi?
Arınç’ın konuşmasından bu çıkıyor!
Arınç, mahkemenin hak ihlali kararı verse bile barajın kaldırılmayacağını da söylüyor. “Hak ihlali var derse, biz yasama organıyız, istikrarı bozmayacak tedbirleri alırız” diyor.
Yani mahkeme bir hak ihlali kararı verirse, TBMM’deki AKP çoğunluğu bu karar yokmuş gibi davranacak.
Anayasa Mahkemesi ikinci bir kararla barajı kaldırırsa, yeniden koyacak! Bu konuşmadan bunu anlıyoruz.
Belli ki kalplerinden demokrasi ve hukuk aşkı fışkırıyor!
“Biz barajları gümbür gümbür yıkarak iktidara geldik” diyor, ama şimdi aynı barajın arkasına saklanarak “milli irade”ye ipotek koymak derdindeler!
Günün birinde seçimi kaybederlerse, bırakıp gitmemek için neler yapabileceklerini de artık tahmin edebiliriz!


Okuyucularıma

Bugünden itibaren 10 gün sürecek okyanus aşırı bir iş gezisine katılacağım için yazı yazamayacağım. 19 Aralık günü, bu köşede yeniden buluşmak üzere, hoşça kalın!

X