"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Cumhurbaşkanı haklı ‘parlamenter demokrasi bitti’

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, “Parlamenter demokrasi bitti” dedi.

Anayasa değişikliğinin, YSK’nın kendisini kanun koyucu zannedip tartışmalı hale getirdiği referandumla kabul edilmesinden sonraki durumu tarif etmek için söylenmiş bir söz.

Aslında “Parlamenter sistem bitti” demesi gerekirdi, muhtemelen onu söylemek istedi.

Çünkü Cumhurbaşkanı da biliyor ki artık Türkiye demokrasiden giderek uzaklaşıyor. Demokrasi demek, her şeyden önce güçler ayrılığı demek, sistemlerden bağımsız olarak.

İster parlamenter sistem olsun, ister başkanlık, ister yarı başkanlık sistemi, bir rejimin demokrat olup olmadığını belirleyecek şey bu: Güçler ayrılığı var mı, güçler birbirini denetleyip dengeleyebiliyor mu?

Ve Anayasa değişikliğinden sonra Türkiye buna veda etti. HSK üyelerini Cumhurbaşkanı ve onun kontrolündeki TBMM seçti.

Yargı siyasallaştı, Türkiye yıllar sonra yine partili yargı düzenine döndü.

TBMM’nin yürütme üzerindeki kontrol yetkileri neredeyse yok düzeyine indirgendi.

Partili Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi yönetmek için TBMM’ye ihtiyacı yok, istediği kararnameyi çıkarıp memleketi idare edebilir.

Yürütme gücünün, hem yasama hem de yargı gücünü kendisine bağladığı bir sürecin başındayız.

Dünya böyle bir rejimi demokrasi olarak kabul etmiyor.

İKTİDAR DA YORULDU

CUMHURBAŞKANI ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinde bir “metal yorgunluğu” olduğu kanaatinde.

Bunu sıkça söylüyor, parti kadrolarında değişimden söz ediyor.

Belli ki 16 yıl önce kurulan parti ile bugünkü arasında bir fark olduğunu tespit etmiş, bunu kadroların yorgunluğuna bağlıyor.

Başbakan Binali Yıldırım’ın şu sözlerini not ettim: “16 yıldır liderimiz Erdoğan yürüyor, bizler de yürüyoruz arkasından.”

Başbakan’ın sözleri “yorgunluğun” kaynağına işaret ediyor aslında. Yorulan iktidar.

Bu parti kurulduğunda “Bir tek adam hareketi olmayacak” denmişti.

İlk yıllarda bu partinin yönetici kadrolarının ne kadar güçlü olduğunu da hatırlayalım.

Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener, partinin “kare ası” idi.

Sonra yol arkadaşlarıyla ilişkiler yoruldu. Türkiye’yi sistem değişikliğine götüren süreç, Erdoğan’ın partide “tek başına kalmak” isteğinden kaynaklandı. Üç dönem kuralı bunun için sıkı sıkıya uygulandı.

Parti de değişti tabii.

16 yıl önce bir dava etrafında toplanmış, Türkiye için yeni bir çıkış arayan topluluk giderek zenginleşen bir topluluğa doğru evrim geçirdi.

Partide sırf dava peşinde koşabilenlerin sayısı azaldı.

Gücü tek elde toplama isteği ve buna parti içinde kimsenin sesini çıkaramıyor olması, parti ortak aklının yerini bir kişinin aklına bırakmasına neden oldu. O bir kişinin etrafındaki danışmanlar ordusunun kahir ekseriyeti ise “sonradan” harekete dahil olanlardı.

Parti, Türkiye’yi kendi ideolojisi çerçevesinde yenilemeye çalışırken, kendisi eski kaldı.

AKP, “Aman davaya zarar gelmesin” düşüncesiyle gördükleri hataları seslendirmeyenler yüzünden “yoruldu”.

Erdoğan tek başına yürüdü, parti arkasından yürüdü ve iktidar yoruldu.

Olan biten bundan ibarettir.

İÇİMİZDEKİ IŞİD’E DİKKAT

ŞANLIURFA’da 2015 yılının ekim ayında iki Suriyeli gazeteciyi öldürdüğü düşünülen Muaz El A., Şanlıurfa’da yakalandı.

Suriyeli gazeteciler iç savaştan kaçarak Şanlıurfa’ya gelmişler ve Arapça olarak haftalık yayınlanan Ayn El Vatan’ı çıkarmaya başlamışlardı.

Gazete, IŞİD karşıtı yayınlarıyla biliniyordu.

Nitekim İbrahim Abdülkadir ve Faris Hammadi, IŞİD yöneticilerinin talimatıyla, IŞİD militanlarınca öldürüldü.

Cinayetten sonra katil zanlıları IŞİD kontrolündeki Rakka’ya kaçtılar.

Rakka’nın IŞİD’den kurtarılmasından sonra Muaz El A., çifte cinayet suçuyla arandığı Şanlıurfa’ya geri dönmüş ve yakalanmış.

Cesarete bakar mısınız?

Bu cesareti nereden bulmuş olabilir?

Örgütün Türkiye’deki kapasitesine ve gücüne güveniyor olmalı.

Peki Rakka’dan kaçan ve cinayet suçuyla aranan bir militan, Türkiye’ye nasıl girebilmiş?

Hani sınırlarımız güvendeydi, kimse gelip geçemeyecekti?

Örgütün gücü, Suriye’deki militanlarını Türkiye’ye geçirmeye ve burada yaşatmaya yetebiliyorsa bundan en çok korkması gerekenler kimlerdir?

X