"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Çift başlılık sorununu çözmenin kısa yolu

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, “başkanlık, yarı başkanlık ya da partili Cumhurbaşkanlığı” isteğini tekrarladı ve “Çift başlılığı ortadan kaldırmak çok önemli” dedi.

Belli ki kimse ona söylemiyor, bu “çift başlılık” meselesini çözmenin daha basit bir yolu var, onu da ben söylemiş olayım: Anayasa’ya uymak yeterli!

Mesela Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde, böyle bir konudan şikâyet ettiğini hiç duymadık.
Ne onun şikâyet ettiğini duyduk, ne zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün.
Çünkü iki taraf da Anayasa’ya uyuyordu.
Sorumlu olan Başbakan, sorumsuz olan Cumhurbaşkanı idi.
Herkes Anayasa’da kendisine tarif edilen görevi yerine getiriyordu ve “çift başlılık” gibi bir sorunumuz yoktu.
Mesela o dönemde Erdoğan, Başbakan ve AKP Genel Başkanı olarak ne isterse yapabiliyordu.
Gül’ün, kendisine tarif edilen görevin dışına çıkıp Erdoğan’ın işlerine karışması, sanki tek yetkili o imiş gibi dünya liderleriyle filan görüşmesi söz konusu olmuyordu.
Gül bir seferinde, Ankara’da, CHP’lilerin bir gösterisini
engellemek isteyen Vali’ye müdahale etmiş ve Erdoğan’dan ağzının payını almıştı: Devlette çift başlılık olmaz!
Şimdi çift başlı bir görüntü varsa bunun iki sorumlusu var:
1– Anayasa’da kendisine çizilen sınırların dışında yaşamaya istekli Cumhurbaşkanı Erdoğan.
2– Anayasa’da kendisine tarif edilen görevin gereklerini yerine getirerek yetkilerine sahip çıkmayan Başbakan Davutoğlu!
Birincisi kendi sınırlarını kabul eder ve ikincisi milletin ona verdiği göreve sahip çıkarsa, hiçbir sorun olmaz.
Bir deneyin, bakın, göreceksiniz!

 

Niye hayret ediyorlar anlayamıyorum

 

-RUSYA Devlet Başkanı Putin’in halk arasındaki desteği yüzde 80–90 seviyesine çıkmış.
O ülkede uzun süredir ciddi bir ekonomik kriz var ama halk bunu önemsemiyor, öyle anlaşılıyor.
“Dediğim dedikçi” tavrı, Ukrayna ve Kırım meselesindeki tutumu ve Türkiye ile son uçak krizinin Putin’in durumunu güçlendirdiği söyleniyor.
Ve Türk yorumcuların bir bölümü, bu duruma çok hayret ediyor.
-ABD’de, Cumhuriyetçilerin başkanlık için aday adayı Donald Trump’un, bu parti taraftarları arasındaki durumu da gayet iyi.
Rakiplerini geçmiş gibi görünüyor, yakında Cumhuriyetçilerin adayı olarak başkanlık yarışına girip kazanması sürpriz olmayacak.
Amerikan halkının, böyle bir politikacıya nasıl olup da destek verebildiğine hayret eden, özellikle Türk yorumcuların sayısı da hiç az değil.
-Fransa’da ikinci tur seçimini kaybetmiş görünse de aslında oylarında hiç azalma olmayan ırkçı–ayrımcı Le Pen’in partisinin durumu da endişe uyandırıyormuş.
Böyle ayrımcı ve maceracı bir liderin partisinin nasıl olup da Fransa’da kendisine böyle bir halk desteği bulmuş olmasına dünyanın başka yerlerindeki yorumcular gibi, Türk yorumcular da çok hayret ediyor.
Şöyle bir endişe var: Dünyanın değişik yerlerindeki halklar nasıl olup da böyle maceracı, cahil, ırkçı liderlere sempati duyabiliyorlar, oylarını verebiliyorlar.
Dünyanın değişik yerlerindeki yorumcuların bu “beklenmedik” duruma hayret etmelerini bir ölçüde anlayabiliyorum ama bizim Türk yorumcular buna neden şaşırıyorlar, hiç ama hiç anlayamıyorum.

 

Adana’daki sorumluluklar unutulmasın

 


ADANA’da düzenlenen “Kebap ve Şalgam Festivali” eli silahlı kişiler tarafından basıldı.
Bir can kaybının yaşanmamış olmasının tamamen “şans” eseri olduğunu söylemek gerek.
Bu etkinlik yıllardır düzenleniyordu ve hiçbir olay da olmuyordu. Hatta böyle bir etkinliğin yapıldığından Türkiye’deki insanların ezici çoğunluğunun da haberi yoktu.
Ama Adana Valisi bir işgüzarlık yapıp festivali yasaklayınca olanlar oldu.
Önce festivalin adı değişti, sonra da başkalarının hayat biçimlerine karışma hakkını kendilerinde gören eli silahlı tipler ortaya çıktı.
Vali’nin böyle saçma bir kararı neden aldığı ayrı bir tartışma konusu ama festivalin basılmasındaki rolünü konuşmak gerek.
Adana Valiliği’ne kadar yükselmiş bir bürokratın, yaptığı bu yasaklamadan sonra kamuoyunda meydana gelen tartışmaları takip edip bir olay çıkabileceğini öngörmesi gerekiyordu.
Çünkü biliyoruz ki Türkiye’de başkalarının hayat biçimlerine karışmak arzusu ile yanıp tutuşan ve fırsatını bulduğunda bunu şiddet de kullanarak yapmak isteyenlerin sayısı hiç de az değil.
Ama belli ki Valilik bu işi hiç ciddiye almamış.
Adana gibi bir kentte, eli silahlı tiplerin toplanıp festivali basabileceğine yönelik istihbarat da yapılmamış. Belli ki Emniyet Müdürlüğü de görevini savsaklamış.
Kaldı ki böyle bir istihbarat elde edilmemiş olsa bile orada çok sayıda insanın toplanacağını tahmin etmek ve olası bir şiddet eylemine meydan vermemek için gerekli tedbirleri almak da Adana Emniyeti’nin göreviydi.
Şimdi can kaybı yok diye bütün bu sorumluluklar sessizce geçiştirilecek.
Eli silahlı kabadayılara göstermelik bir yargı yapılacak, sonra da salıverilecekler.
Peki Türkiye’de insanların, istedikleri gibi yaşama hakları ne olacak?
Bu hakkı korumak, herkesten önce devletin işi değil midir?

X