"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

CHP kayığındaki anlamsız kavga

REFERANDUM sonucundan sonra CHP’nin “hayır” oylarını konsolide edip edemeyeceği tartışılırken bir de baktık ki CHP’de kayıkçı kavgası alevlenmiş.

Deniz Baykal’ın “Kılıçdaroğlu aday olmayacak ise adayı kurultay belirlesin” çıkışı, ilk kıvılcım gibi görünüyor.

Ama aslına bakarsanız Baykal doğru bir konuya temas etti.

2019’da bir referandum yapmayacağız, başkanlık sisteminin Cumhurbaşkanı’nı seçeceğiz.

Ve bu seçimi yüzde 50.01 oy alan kazanacak, sonraki beş yıl tek başına ülkeyi yönetme yetkisine sahip olacak.

Bu kişi kaçınılmaz olarak politikanın içinden geliyor olmalı ki toplumsal bir karşılığı da olsun.

“Hayır” oyu veren “beş benzemez”i, bir tür “çatı aday” etrafında birleştirebilmek hayal kurarken belki mümkün olabilir, ama politikanın gerçekleri bunu taşımaz.

Hedef de zaten yüzde 49’u korumak değil, yüzde 50.01’i kazanmak olmalıdır.

Önümüzdeki seçimin adaylarından biri Allah sağlık verirse şimdiden belli.

Recep Tayyip Erdoğan’ın çok organize bir partisi var, bu partinin ideolojisinin toplumsal bir tabanı var.

Çok büyük sürpriz olmaz ve seçim ikinci tura kalır ise finalde yarışacak ikinci adayın da CHP’nin göstereceği aday olacağını söylemek de bir falcılık sayılmamalı.

Onun için CHP’nin şu an içinde bulunduğu ve dışarıdan bakıldığında “kayıkçı kavgasına” benzeyen durumun bir anlamı ve önemi var.

CHP, bugünkü yapısı ve ideolojisiyle bir devekuşunu andırıyor. Ne kuş, ne deve.

Sosyal demokrat desem, değil. Solcu hiç değil. Kemalist desem eh işte.

Bütün bunları tam anlamıyla temsil edemediği gibi hepsini birden olmaya çalışarak hiçbir şey olmayı da başaramıyor ve toplumdaki karşılığı da yüzde 50.01 oyu almaya yeterli değil.

Bu, kişilerden bağımsız bir durum.

Kemal Kılıçdaroğlu da olsa böyle, olağan adaylardan biri olsa da bu böyle.

Onun için evet, Baykal’ın dediği gibi bir kurultay yapılmalı ama bu kurultay, küçük dükkânın yeni sahibini belirlemek için değil, bu partiyi günün ve Türkiye’nin gerektirdiği bir ideolojik çizgiye çekebilmek için yapılmalı.

Referandum ortaya koydu ki Türkiye toplumunun kentleşmiş, eğitimli kesimlerinde ciddi bir “demokrasi ve özgürlük” hassasiyeti var.

Ama bu hassasiyet, ayakları yere basan bir ekonomi vizyonu ve sosyal politikalar demeti ile örtüştürülemediği sürece, seçim için çok anlamlı olabilecek bir şey de değil.

CHP’nin ihtiyacı, geniş kesimleri kucaklayacak yeni bir politikanın tespit edilebileceği bir kurultaydır.

Aynı zamanda tüm parti örgütünün yenilenmesini, parti tüzüğünün demokratik katılıma izin verir hale getirilmesini de sağlayacak bir kurultay.

Parti üyelerinin en geniş katılımıyla, tabandan yukarıya doğru oluşacak bir politika.

Onu da bugünkü CHP yönetimi ister mi, parti içindeki muhaliflerin böyle bir talebi var mı?

Kayıkçı kavgasının sürdürülüş biçimine bakınca, bu soruya olumlu yanıt veremiyorum.

VATANDAŞ KİME GÜVENECEK?

ÖĞRETMEN Kumru Konak, bitişikteki kaçak inşaata dökülen beton harcın yıktığı binada yaşıyordu.

Solunum yoluna kaçan harç yüzünden uzun süre soluksuz kaldı ve bitkisel hayata girdi.

Ailesi, tazminat davası açmak için gereken dava harcını yatıramadığı için mahkemeden adli yardım istedi ama mahkeme “Ağabeyi çalışıyor, o versin” diyerek bu talebi geri çevirdi.

Beykoz’da 2.5 yıl önce devrilen ağacın altında kalan üç kadın hayatını kaybetmişti.

Bununla ilgili olarak beş memur hakkında dava açılmıştı.

Mahkeme, sanıkların ağacın devrileceğini tahmin edemeyeceklerine karar verdi, memurlar beraat etti, ölen de öldüğüyle kaldı.

3 yıl önce cemevi avlusunda bir cenaze törenine katılmak için bekleyen Uğur Kurt’u tabancayla vurarak öldüren polis memuru, 12 bin 100 lira para cezası ödeyecek.

Mahkeme, polis memurunun silahını usulüne uygun kullanmadığına yönelik müfettiş raporunu da dikkate almamıştı.

Bir yıl önce Kadıköy’de yürürken belediyenin hafriyat kamyonunun altında kalarak hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Şule Dere ile ilgili ceza davası da halen açılabilmiş değil.

Çünkü İstanbul Valiliği, memurların yargılanması için izin vermedi.

Antalya’da bacağını kaybeden küçük bir kız çocuğunun fizik tedavi masraflarının karşılanması için babanın açtığı dava reddedilmişti. Olay haber olup Cumhurbaşkanı el koyunca, çocuk ücretsiz tedaviye alındı ve Antalya Başsavcısı da babayı çağırıp davayı yeniden açmasını söyledi.

Bunun için olayın haber olması ve Cumhurbaşkanı’nın müdahalesi mi gerekiyordu?

Öteki olaylarda vatandaşların haklarını korumak için de Cumhurbaşkanı’nın duygulanmasını mı bekleyecektik?

Gördüğünüz gibi vatandaşların hakları, hele de devlete karşı korunması söz konusuysa idare de mahkemeler de güvenilecek kurumlar değiller.

Böyle bir ülkenin vatandaşı olmak, size güven veriyor mu?

BAHÇELİ’DEN İKİ BİLMECE

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Twitter’da bazı görüşlerini paylaşmış.

Şu ikisi dikkatimi çekti:

1– “Yaprak döken ağaç ağlamaz. Bilir ki baharla beraber yeniden yeşerecektir. 16 Nisan’da tel tel dökülenler bir daha yükselemeyecektir.”

“Yaprak döken ağaç”, oylarını koruyamadığına göre MHP olmalı, Bahçeli de onun için “ağlamaz” diyor zaten. Peki 16 Nisan’da tel tel dökülen kim?

2– “Eski defterleri karıştırıp yeni hikâye yazmak miadı dolmuş yüzlere umut bağlamak, başlanılan yere dönmektir ki bunun adı iflastır.”

“Miadı dolmuş yüz” derken, kimi kastetti acaba? Bilen var mı?

CHP kayığındaki anlamsız kavga

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

X