"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Bu iddianame Beştepe’yi kızdırır!

17 Aralık soruşturmasını yöneten “dönemin” Mali Şube Müdürü ve “dönemin” Organize Suçlar Şube Müdürü hakkında savcılık, iddianamesini hazırlamış.

Sabah gazetesi bunu “darbe planı ile ilgili ilk dava” diye tanımlıyor ama haberden de anlıyoruz ki bu bir “darbe” iddianamesi değil.
Polis müdürlerine yöneltilen suçlamalar usulsüz soruşturma yürütmek, üst makamlara bilgi vermemek, imha edilmesi gereken ses kayıtlarını muhafaza ederek görevi ihmal etmek!
Bu nasıl bir “darbe” soruşturması oluyor, anlayabilmek mümkün değil.
“Görevi ihmal ederek darbe yapmaya kalkışmak” gibi bir suç herhalde!
Dünya Darbeler Tarihi’ne geçecek bir suç da yaratılmış oluyor, bu da Türk adaletinin bir zaferi sayılmalı!
Öyle görünüyor ki savcılığın elinde, bir darbe iddianamesi hazırlamaya yetecek delil yokmuş!
Bununla ilgili haberde şöyle bir bölüm var ki Beştepe ve AKP’nin, “bu bir darbe girişimiydi” iddialarını da sarsacak gibi.
Buyurun Sabah’taki haberden okuyalım:
“Adli Kolluk Yönetmeliği’nin 5. maddesinde dikkat çekilen ‘karşılaşılan suçun işlenmesinin önlenmesinin öncelikli görev olduğu’ ibaresine dikkat çekilen iddianamede, şüphelilerin bu hükmü hiçe saydıkları, soruşturma süresi ve sonuçları dikkate alındığında iddia ettikleri suç işlenmeye başlandığı aşamada müdahale edilmeyerek iddia suçun oluşması için bekleyerek görevlerini ihmal ettikleri kaydedildi.”
Demek ki neymiş: Polis müdürleri, “suçun oluşması için beklemişler” ve “suç işlenmeye başladığı aşamada müdahale etmemişler”.
Bekledikleri “oluşacak suç” neydi, hatırlayalım: Rüşvet ve yolsuzluk!
E hani ortada bir “rüşvet ve yolsuzluk” suçu yoktu, bu bir darbe girişimiydi?
Suç hem var, hem yok!
Buna da kuantum fiziğinin, Türk adaletinde yansıması diyebilir miyiz acaba?


Makamın saygınlığını korumak kimin işi?


KONYA’da, Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle iki gün gözaltında tutulan ve sonra salıverilen çocuk için dava açıldı. Savcılık 16 yaşındaki çocuk için 4 yıla kadar hapis cezası istiyor!
Reşit olmayan, yaptığı işin yanlışlığının anlatılarak eğitilmesi gereken bir yaşta, hapse atılacak yaşta değil!
Ama savcılarımız onu hapse tıkmak istiyorlar ki hapisten çıktığında daha da keskinleşsin, militanlaşsın!
Başbakan Ahmet Davutoğlu, bu çocuk ile “oturup konuşmak istediğini” söylemişti.
Niye 16 yaşındaki bir çocuk Cumhurbaşkanı’na hakaret eder” diye soracak, merakını giderecekti.
Keşke bunu yapabilecek bir fırsat bulsa diye düşünmüyor da değilim ama isterse ben kendisine yardımcı olmaya çalışayım.
Cumhurbaşkanı, bizim ülkemizde Türkiye Cumhuriyeti’ni ve milletin birliğini temsil eder. Bu nedenle saygınlığının korunması esastır, onun için de yasalarımızda “Cumhurbaşkanı’na hakaret” diye takibi şikâyete bağlı olmayan bir suç var.
Zaten Anayasa’nın cumhurbaşkanlarının tarafsızlığı ile ilgili hükmü de bu nedenle vardır.
Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı ve her türlü siyasetin üzerinde olmalıdır ki, milletin birliğini temsil edebilsin, saygınlığını korusun.
Ama şu anda ülkemizde öyle bir Cumhurbaşkanı var ki bir siyasi aktör olarak hareket ediyor, açıkça tuttuğu bir “tarafı” var.
Taraf tutmakla kalmıyor, “karşı taraf” diye düşündüğü herkese, her gün attığı nutuklarla verip veriştiriyor.
Her vatandaş elbette Cumhurbaşkanı’nın makamına saygı göstermek, saygınlığının üzerine titremek zorunda ama kuşkusuz ki bu kavramlar üzerinde hassas olmak herkesten önce, o makama seçilmiş kişiye düşüyor olmalı.
O, vatandaşları arasında ayrım yapmamalı ki vatandaşlar da o makama saygı göstermeye kendilerini mecbur hissetsinler.
Cumhurbaşkanı tarafsızlık yeminini her sabah yeniden hatırlamaz ise ülkenin bir yarısını da hapse tıksanız, bu saygınlığı elde edebilmek güç olur.

Pizza olmazsa pide var


İTALYA Başbakanı Renzi, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Paris’teki terör karşıtı yürüyüşe katılması ile ilgili bir yorum yapmış ve “Paris yürüyüşüne katılması biraz sırıttı” demişti.
Belli ki o da ağzından çıkan sözlerin nereye gidebileceğini kolayca fark edebilen biri değil, densizin teki.
Bunun üzerine Başbakan Davutoğlu da, Renzi’nin bu sözleri için “Yaptığı açıklamayı asla kabul edemeyiz. Eğer çıkıp izahat yapmazsa çok sert mukabelede bulunacağız, uluslararası alanda açıklama yapacağız” demişti.
Başbakan Davutoğlu bu sözleri söylediğinde takvimler 16 Ocak 2015 tarihini gösteriyordu. Bugün ayın 26’sı. On gün oldu yani!
O günden beri takip ediyorum, İtalya Başbakanı’nın bir açıklamasını, “özür dilediğini” ya da “Amacını aşan bir söz oldu” diye kıvırttığını da duymadım.
Onun için heyecanla bekliyorum, “çok sert mukabele” acaba ne olacak diye?
Rizotto mu yasaklanacak? Parma jambonu, mozzarella ya da bresaola mı?
Pizza fırınları kapatılırsa, pideyle idare ederiz ama!

X