"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

‘Bir tık’ da bağımsız olsalardı keşke

HÂKİMLER ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekilliği’ne seçilen 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz (Türkiye’de Mehmet Yılmaz ismini taşıyan 33 binden fazla insan olduğunu biliyor muydunuz?) “Hâkim ve savcılarımız dünyadan bir tık ileride” dedi.

Yılmaz, bunun fedakârlık ve çalışkanlık bakımından olduğunu söylüyor ki adliyelerimizin iş yükü dikkate alındığında haklıdır da.

 

HSYK Başkanvekili “Türk yargıcı Avrupalı ve Amerikalı yargıçların bilgi ve birikim olarak altında değildir” de diyor.


Bilemiyorum, yargıçlar arasında bir bilgi yarışması düzenlenmediği için bunun kesin bir yanıtını veremeyiz.


Ama yargıçlarımızın da en azından kendi ülkelerinin mevzuatına hâkim olduklarını varsaymalıyız zaten.


HSYK Başkanvekili’nin bu sözlerini okurken şöyle düşündüm: Keşke, Türkiye’deki yargıçlar ve savcılar da Avrupalı ve Amerikalı meslektaşları gibi bağımsız olabilselerdi.


Çünkü biliyoruz ki adaleti dağıtma işinde savcı ve yargıçların bilgi ve birikimli olmalarının yanı sıra bağımsız ve tarafsız olmaları da gerekiyor.

 

Ve ne yazık ki Türkiye’de adalet sistemi, bağımsız ve tarafsız hiç olamadı.


Elbette yargının bağımsızlığına titizlenen yargıç ve savcıları tenzih ederim, onların bireysel çabalarına şükran duyuyorum ama biliyoruz ki artık ülkemizde süren bir soruşturma ile ilgili olarak savcılara emir bile verebilmek mümkün.


İktidarın “tak” diye söylediğini “şak” diye yerine getiren savcılar, yargıçlar var.


Bir cemaatten emir alıp hayali suçlar üretenlere de rastladık, siyasi iktidarın hoşuna gitmek için kanunları, AYM ve AİHM kararlarını yok sayan yargıç ve savcılara da.


Durumumuz ne yazık ki bu.

 

 

Ele verir talkını

 

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel’deki saldırının ardından yaptığı değerlendirmede şunu söyledi:


“Brüksel’de saldırganlardan biri daha önce Haziran 2015’te Gaziantep’te yakalayıp sınır dışı ettiğimiz kişidir. Belçikalılar adı geçeni serbest bırakmıştır. Bu kişinin yabancı terörist savaşçı olduğu yönündeki uyarımıza rağmen Belçika terörizmle bağlantısını tespit edememiştir. Hatta burada Hollanda da söz konusudur. Kendi isteği üzerine Hollanda’ya da iade edilmiş ve nota ile oraya da bildirilmiştir.”


Havuz gazetesi bu konuşmayı “Terörizmle savaştaki zaaflarını Batı’nın yüzüne vuran Cumhurbaşkanı Erdoğan” üst başlığı ile okuyucularına duyurdu.


İlginç bir “gazetecilik çabası” bu.


Terör ile savaş konusunda paçalarımızdan zafiyet akarken, bu konuda birilerine ders verecek en son kişiler de aslında bizim yöneticilerimiz olmalı.


Seçim öncesinde Diyarbakır’da başlayarak Suruç’ta, Ankara’da (ki üç kez tekrarlandı) ve İstanbul’da patlayan bombalar ve yitirilen canlar var.


Ve bunların en temel nedeni istihbarat zafiyeti.


Teröristlerin Suriye’den itibaren takip edilmemesi, ellerini kollarını sallayarak eylem yerine kadar gelebilmeleri başka ne ile açıklanabilir?


Üstelik bu eylemleri yapanların hepsinin kaydı kuydu da var.


PKK’lı olan zaten mahkemede yargılanıyormuş.


IŞİD’ci olanların aileleri çocukları için kayıp başvurusunda bulunmuş. IŞİD’e katıldıkları anlaşılmış. Buna rağmen sınırdan rahatça Suriye’ye gidip gelebilmişler.


Bu nedenle üzerinden saatler bile geçmeden bombaları kimin patlattığını öğrenebiliyoruz ama bunları saldırılarını yapmadan önce bir türlü yakalayamıyoruz.


MİT, Emniyet ve Jandarma istihbaratlarının bu zafiyetinin bir sorumlusu olmalı ama öyle biri de ortada görülmüyor.


Bakın, Belçika’da İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı, bombalı saldırıyı önleyecek beceriyi gösteremedikleri için istifa ettiler.


Bizim İçişleri Bakanı ne yapıyor?

 

 

Bu soruların yanıtlarını bekliyorum

 

ANKARA’da 20 Ekim 2015’teki terörist saldırının ardından incelemelerini tamamlayan Türk Tabipleri Birliği (TTB) bir rapor açıkladı.


Söz konusu saldırıda 102 kişi hayatını kaybetmişti.


Rapor ile ilgili Burcu Karakaş’ın haberi diken.com.tr’de yayımlandı.


Raporun önemli bölümlerini aktarıyorum:


“Atılan gaz fişeği, ilkyardım çalışmalarının durmasına neden olmuştur. Güvenlik güçlerince gaz fişeği atılması nedeniyle yaralıların kurtarılmasında hayati süre olan ilk 15 dakika içerisinde kurtarılabilecek yaralılara alanda bulunan birçok hekim ve sağlıkçı ilkyardım yapmaya başlamışken kesintiye uğramış, müdahale edilememiştir.”


“Polis müdahalesi alana ambulansların ulaşmasını engellemiştir. Bu engelleme kayıp düzeyini arttıran bir unsurdur.”


“Sağlık hizmeti açısından olay yeri yönetiminin yapılamaması kayıpları arttıran bir unsur olmuştur. Birçok hastanede ve 112 hizmetlerinde yürütüldüğünü bildiğimiz eğitimlerde üzerinde durulan bu konuda yaşananlar, başta Hastane Afet Planları ve 112 eğitimleri olmak üzere eğitim programlarının etkinliğini ve ilgili kurumların ‘yönetim’ zafiyetini göstermektedir.”


Şimdi İçişleri Bakanı’nın ve Sağlık Bakanı’nın bu rapora ne dediklerini merak ediyorum.


O gün iki teröristin üzerlerindeki bombaları patlatmalarının ardından polis neden biber gazıyla olay yerindeki insanları dağıtmaya çalıştı?


Polise, patlamadan sonra biber gazı kullanma emrini kim verdi?


Polis, neden ambulansların olay yerine bir an önce ulaşabilmesi için gerekli önlemleri almadı ve ambulansların hareketini engelledi?


Hastane Afet Planları, böyle olaylarda can kayıplarını azaltabilmek için yeterli mi?

X