Askere yeni bir cemaat imamı

TÜRK Silahlı Kuvvetleri’nde Fetullahçı tasfiyesi sürüyor. Her hafta gruplar halinde askerin ordudan atıldığını, tutuklandığını vs. okuyoruz.

Haberin Devamı

 

Bunların ne kadarı gerçekten Fetullahçı, ne kadarı yeni bir tür kumpasa kurban gidiyor, orasını bilebilmek şu an için imkânsız gibi.

 

Her şey gösteriyor ki TSK’nın komuta kademesi, uzun yıllardır işini dikkatlice yapmamış.

 

Soruların çalındığını, Fetullahçıların gruplar halinde orduya sızdığını fark etmemişler bile.

 

Bir de buna 2002 yılından beri AKP’nin ordudan tasfiyelere direnmesi ve Balyoz ile Ergenekon’un savcılığını üstlenmesi eklenince, bu tablo ortaya çıkmış.

 

Ancak şimdi yağmurdan kaçarken doluya tutulma durumu var gibi görünüyor.

 

Haberin Devamı

Tolga Şardan, Milliyet’te dün şunu yazdı: “(TSK’daki) tasfiyelerin, sivil bürokraside olduğu gibi ‘güçlü bir yapı’ tarafından gerçekleştirildiği yönünde bilgiler yansımış durumda kulislere.”

 

Bunu okuyunca küçük bir araştırma yaptım.

 

Öyle görünüyor ki TSK’da bu işleri yapan dairelerde bir başka “cemaat” etkin. Bunlara Kurdoğlu cemaati ya da grubu deniliyor, Nurcu bir cemaat bu. Liderleri Mehmet Kurdoğlu.

 

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, kendi dönemlerinde bu gruba bağlı askerlerin MİT raporları doğrultusunda temizlendiğini söylüyordu ama öyle görünüyor ki bu tam bir temizlik olamamış.

 

Kurdoğlucular da tıpkı Fetullahçılar gibi, dershane işine önem veren bir grup.

 

Belki de bu nedenle Fetullahçılar ile aralarında hep bir çekişme olmuş ve belli ki Fetullahçılar MİT ve TSK’da etkinleştikçe bunları da temizlemeye çalışmış.

 

İleride yine bir cemaat imamından emir olan komutanlar görmek istemiyorsak, bu iddiaların ciddiyetle araştırılması gerekiyor.

 

Haberin Devamı

İçişleri Bakanlığı’nda, Sağlık Bakanlığı’nda da aynı tehlike var, tarikatlar iktidar yarışında, birbirlerinin gözünü oyuyorlar ama hükümet tınmıyor bile.

 

NE İSTEDİĞİNİ KİMSE BİLMİYOR

 


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçen hafta ortaya attığı “fiili durumu, anayasal duruma uydurma” çağrısının sonucu başkanlık sistemi konusu yeniden ısındı.

 

Ve bir tartışmadır gidiyor: AKP’liler başkanlık sisteminden yanalar. Bu gerçekleşirse artık dünya yıkılana kadar siyasi istikrara sahip olacakmışız.

 

CHP’liler buna kesinlikle karşı. Onlar parlamenter sistemi savunuyor.

 

HDP’nin ne yapacağı belli olmaz, Kandil ne diyorsa o olur, buradakilerin söylediklerinin bir değeri pek yok artık.

 

Haberin Devamı

MHP ise parlamenter sistemden yana olmakla birlikte halka başkanlık sistemini sormanın yolunu açmaya hazır gibi.

 

Gördüğünüz gibi herkesin pozisyonu net. Net olmayan, sistemlerin niteliği.

 

Parlamenter sistemde devam edecek de olsak, başkanlık sistemine geçecek de olsak yanıtını almamız gereken soru şu: Bu ülke seçimle gelen kralların yöneteceği, demokrasisi seçimden ibaret olan, demokrasisi gelişmemiş bir ülke mi olacak?

 

Yoksa, her türlü özgürlüğün anayasa tarafından güvence altına alınacağı, çoğulcu, demokratik bir hukuk devleti mi?

 

Bugünkü parlamenter sistem buna izin vermiyor. Tek adam rejimine heveslenen AKP’nin daha önce TBMM komisyonuna verdiği öneri de aynı!

 

Haberin Devamı

O zaman neyi tartışıyoruz? Hangi sistemde bir yarı diktatörlük olacağımızı mı? 

Siyasi partiler boş konuşmayı bıraksınlar, şu soruların yanıtını versinler halka.

 

Yasama, yürütme ve yargı arasındaki eşitlik nasıl sağlanacak?

Bu güçler birbirinden bağımsız olabilsinler diye ne gibi tedbirler anayasada olacak?

 

Kişisel haklarımız ve özgürlüklerimiz ne olacak?

Bu hak ve özgürlükleri teminat altına alacak anayasada, bunların kısıtlanmasının nasıl engelleneceği mi olacak, yoksa bizde hep olduğu gibi bu hakların nasıl kısıtlanabileceği mi?

 

Siyasi Partiler Kanunu, demokratik bir parti yapısına izin verecek mi?

Genel başkanların, partinin bütün organlarının yerine geçmesi engellenecek mi?

 

Haberin Devamı

Demokratik bir Seçim Kanunu nasıl yapılacak?

Partilerin adaylarını parti üyeleri mi seçecek, genel başkanların başında bulunduğu bir klik mi?

 

Her siyasi görüşün temsiline olanak verecek bir seçim sistemimiz olacak mı?

Bunları bilmiyoruz ama kimimiz parlamenter sistemden yana, kimimiz başkanlık sistemini istiyor. Cumhurbaşkanı, “Halkım başkanlık diyor” dedi ama halk neyi biliyor da neyi istiyor, kimse bilmiyor.

 

Ne zaman, ne istediğini gerçekten bilen bir halk olabileceğiz dersiniz?

 

BİNA YAPMAKLA OLMUYOR

 

Başbakan Binali Yıldırım, ABD’deki Suudi yasası nedeniyle kaçacak sermayenin “daha güvenli” yerleri tercih edeceğini düşünüyor. Bunun için de İstanbul Finans Merkezi (İFM) projesine hız verilecekmiş.

 

Vahap Munyar da İFM projesinin “binalarını” yapacak Ali Ağaoğlu ile konuşmuş.

 

Ağaoğlu diyor ki: “Bina yapmakla iş bitmiyor. Başta vergisel olmak üzere mevzuat altyapısını iyi hazırlayarak burayı finansın uluslararası cazibe merkezine dönüştürmek gerekiyor.”

 

Ali Ağaoğlu doğru ama eksik söylüyor.

 

Daha önce de yazdım, İstanbul, Dünya Finans Merkezi araştırmalarında hep geriye gidiyor. (Bu konudaki son yazım 30 Eylül 2016 günü yayımlandı.)

 

Global Finance Centres Index’in 2016 araştırmasında İstanbul 54. sırada, bir önceki araştırmada 45. sıradaydı.

 

Eski Başbakan Davutoğlu, 2018 yılında 25. sıraya çıkacağımızı söylediğinde 2012 yılının Aralık ayındaydık ve 47. sırada idik. İstanbul neden geriliyor ve “geleceğin finans merkezleri” listesinde neden yok?

 

- Türkiye şeffaf değil, yolsuzluklar önlenemiyor.

 

- Öngörülebilir hukuk düzeni yok.

 

- Vergi kanunları basit ve objektif değil, keyfi uygulamalara açık.

 

- Bilgili ve iyi eğitimli nüfus açısından İstanbul diğer rakiplerinin çok gerisinde.

 

Bina yapmakla olmuyor yani.

 

İnsanların mallarına, mülklerine bir gecede el koyulabilen, milyar dolarlık vergi cezalarıyla muhalif işadamlarının kapısına dayanılan bir ülkeye kim güvenir?

 

Başbakan bu konuda samimiyse, inşaatlara hız verirken bir yandan da bu sorunları çözecek adımları atmalı.

 

Yazarın Tüm Yazıları