"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

AKP bölünmez hayal görmeyin – 2

BÜLENT Arınç’ın, “Birilerine olan sevgisini kaybettiğini” de söylediği televizyon konuşmasını dinleyen bir arkadaşım, bu konuşmadan bir gün önce, cuma günü yayınlanan “AKP bölünmez, hayal görmeyin” başlıklı yazım nedeniyle “ofsayta” düştüğümü söyledi.

O yazıda, AKP içinde bir kenara çekilmeye zorlanmış isimlerin yeni bir parti kurmak için harekete geçmeyeceklerini söylüyordum.

Arınç’ın konuşmasını canlı olarak dinleyemedim ama söylediklerini dikkatle okudum.
Tekrarlayayım, düşüncelerimde bir değişiklik olmadı.
Bülent Arınç, Abdullah Gül, Hüseyin Çelik gibi isimlerin küskünlüklerinden ya da kırgınlıklarından yeni bir parti çıkmayacağı kanaatimi muhafaza ediyorum.
Tezim şu: Bu kişiler, herhangi bir siyasetçi değiller. Son derece güçlü bir siyasi davanın içinde yer aldılar, o hareket boyunca da siyasi olgunlukları arttı.
Defalarca partisi kapatılan bir siyasi davanın temsilcileri olarak kurdukları partiyi iktidara da taşımayı bildiler.
Şimdi bu partiyi, sırf bir kırgınlık ya da küskünlük içindeler diye terk edecek değillerdir.
Elbette siyasetin içinde yer almaya devam edeceklerdir ama şu anda Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü bir siyasi kişilikle kavga ederek bunu yapmalarını beklememek gerek.
Bu politikacıların,
güçlü bir siyasi çıkış yapmaları, ancak güttükleri davanın ciddi olarak tehlikeye düştüğünü, kurucusu oldukları partinin siyasi geleceğinin kararmakta olduğunu görmeleri ile mümkün olabilir.
Şu an için de böyle bir durum yok.
AKP hâlâ Türkiye’nin en güçlü partisi. Bu seçimlerde de tek başına iktidara gelme olanağı bulamasa bile onsuz bir koalisyonun kurulabilmesi de mümkün görünmüyor.
Bu nedenle partiyi içeriden bölme anlamına gelecek bir hareketin, parti tabanında kuvvetli bir destek bulmasını da beklememek gerek.
Öte yandan AKP içinde Erdoğan’a başkaldırmak anlamına gelebilecek bir hareketin, sesini parti üyelerine duyurabilme olanakları da son derece sınırlı.
Düşünün ki, Arınç ve Babacan AKP hükümetinin önemli isimleriyken bile o medyada sansüre uğradılar, görmezden gelindiler.
Erdoğan, oyununu çok usta bir şekilde kurdu.
Önce parti içinde, kendisinden sonraki en güçlü ismi, Abdullah Gül’ü tasfiye etti.
Bunu yaparken Anayasa’yı çiğnemekte de tereddüt etmedi, seçildiği gün istifa etmesi gerekirken partinin başında kaldı, partiyi kongreye götürdü ve istediği ismi yerine vekaleten bırakarak Saray’a çıktı.
Eğer yenileme seçimine gerek kalmasaydı, bugün parti listelerinde mecburen yer açtığı birçok ismi de “üç dönem kuralı” ile tasfiye ederek yoluna devam edecekti.
13 yıllık iktidar süresince parti, bir davanın temsilcisi olmaktan Erdoğan’ın çiftliğine evrilirken buna dur demeyi başaramayan bir ekibin, şimdi bütün kartlar Erdoğan’ın elindeyken bir çıkış yolu bulabilmeleri de zor.
Çünkü o parti artık kurucusu oldukları, teşkilatındaki herkesle iletişim içinde olabildikleri
parti değil.

 

‘Kabataş Yalanı’na neden soruşturma yok?


GEZİ Parkı protestoları ile ilgili olarak açılan davada 244 kişi değişik cezalara çarptırıldı. Cezalandırılanlar arasında yaralılara ilk yardımı yapan hekimler de var ki dünya yüzünde bu nedenle cezalandırılan ilk hekimler de onlar olmalı.
Gezi Parkı protestoları sürerken, Türkiye’de halkı birbirine düşürecek bir yalan uyduruldu.
Cinsel fantezilerle süslü bu yalan artık tarihe “Kabataş Yalanı” olarak geçmiş bulunuyor.
Bu yalanın o günler için özellikle uydurulduğunu söyleyen yandaş medya mensupları da var.
O gün bu yalanı uydurup, yayanların bir tek amacı vardı: Evinde sakince oturmakta olan mütedeyyin Müslümanları, protestocular aleyhine kışkırtmak!
Bunun ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini bildikleri halde bu yalanı uydurdular, yetmedi meydanlarda da günlerce dillerine doladılar.
Ve hâlâ bununla ilgili olarak açılmış ne bir soruşturma ne de bir dava var.
Her protestoda “halkı düşmanlığa tahrik etmek” suçu bulan savcılarımız, bu açık kışkırtma için öylece oturmaya devam ediyorlar.

 


Polis devleti böyle olur

 

GENÇLERBİRLİĞİ–Osmanlıspor maçında, Ankara’daki terör saldırısını protesto eden pankart açan gençlere 208’er lira “kabahat” cezası kesildi.
Gençler yanlarında getirdikleri pankartı İstiklal Marşı okunurken açmışlar, marşın okunması bittiğinde de indirmişler.
Pankartlarda yazan yazılar şöyle: “Ankara 10.04”, “Barış kazanacak”, “İyi değiliz, iyi olmayacağız.”
Şiddet yok, hakaret yok, çevreye verilen bir rahatsızlık ve hasar yok.
Ama polis buna rağmen üç genci gözaltına alıp, “sporda şiddet” kanununa göre işlem yapmak istiyor.
Spor savcısı pankartlarda bir suç olmadığını söyleyince, Kabahatler Kanunu’na göre ceza yazıyor.
Polis, kanunun suç saymadığı bir durumda bir “kabahat” uyduruyor ve demokratik protesto hakkının kullanılmasını engelliyor.
Polisin kestiği bu ceza, büyük olasılıkla idare mahkemesine açılacak bir dava ile silinecektir ama mesele o değil.
Sorun, polisin temel bir insan hakkı sayılan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve TC Anayasası tarafından korunan demokratik protesto hakkını, ifade özgürlüğünü engellemesinde.
Bunu yapıyorlar ki başkaları da bu hakkı kullanmaya kalkışmasın!
Bunu iki–üç polisin işgüzarlığı olmaktan çıkaracak şey de kuşkusuz ki İçişleri Bakanlığı’nın ve hükümetin bununla ilgili bir soruşturma yapıp, sorumluları cezalandırması olabilir.
Sorumlular cezalandırılmalıdır ki, kimse keyfine göre temel hakların kullanımını engellemeye kalkmasın.
Bakalım İçişleri Bakanlığı nasıl bir tutum takınacak.

X