"Mehmet Özdoğan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Özdoğan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Özdoğan

Şeyma Subaşı nefretinin dört gizli sebebi

Arada İngilizce kelimeler kullanıyormuş, mesleksizmiş, her cümleye ‘Ya..’ diye başlıyormuş, namazdan bahsedip prim kovalıyormuş, yuva yıkmış… Çok rica ediyorum, geçelim bunları. Konunun Şeyma Subaşı özelinde bunlardan ibaret olmadığını hepimiz biliyoruz. 

 

  • Konunun ‘mesleksizlikle’ alakası yok

Çünkü biz ‘mesleksiz’ de zengin olan birçok kadını bağrımıza bastık, basıyoruz. O yüzden konuyu ‘emek’ten, ‘hak etmek’ten, ‘işe yaramak’tan tutmamakta fayda var.

Mesela Bihter… Kendisi başka bir yalıdan Ziyagil yalısına gelin gelmeseydi, bu ‘mesleksizliğiyle’ bu kadar idolleşebilir miydi? Diyelim, alt, orta veya üst-orta bir ailenin kızı olsaydı, öyle Amerikalarda filan okumasaydı ve gelin geldiği yalıda kocasının yeğeniyle aşk yaşasaydı şu anda bir ‘aşk mağduru’ olarak anılabilir miydi? Bihter’in gizli gücü ve ‘ayıp örter’i batık da olsa doğuştan gelen Yöreoğlu servetiydi.

O yüzden sebep, salt mesleksizlikten ziyade, babası o kadar da zengin olmayan mesleksizlerin zenginliği…   

  • Çalışıyormuş numarası bile yapmıyor

Üç ay önce The Guardian’da Ben Tarnoff imzalı şahane bir yazı çıktı. Yazı özetle şundan bahsediyordu: “Yeni statü sembolü, ne kadar harcadığın değil, ne kadar çılgınca çalıştığın ve bunu gösterebilme kabiliyetin!” Yalan mı? Kendine yarattığın o suni ‘yoğunluklar’, “Öff yine mesai!” notuyla Instastory’e fırlattığın ördek dudaklar, “Benim bunlara ayıracak vaktim yok!” diye haykırırken yaşadığın tarifsiz ve bir o kadar manasız tatmin… Şeyma Subaşı, “Mesleğimin ne olacağına henüz karar vermedik, sosyallikten de namaz kılamıyorum” diyerek büyük oyunu bozuyor, hem ‘özünde kira yiyici, görünüşte butik sahibi’ o kitlenin, hem de bütün ‘sahte’ yoğunlukların meşruiyetini sarsıyor.

  • Mücevherlerle değil, palmiyelerle dövüyor

Çok mücevher… En güzel araba… Yatlar… Katlar… 100 bin dolarlık çantalar…

‘Koca parası yeme’ dinamikleri bunlar değil artık. Öyle olsa bile herkesi tavlamıyor, herkesi yeterince ‘uyuz’ edemiyor. Fazla demode bu devir için… Etse etse, içten içe eder; günümüz ‘cool’u kimseye açıktan açıktan “Allahım benim niye yok bu pırlantalardan?” diye dert yanamaz. Sıkıntı, bu devrin ortak, havalı ve en açıktan dile getirilebilen hayali olan “Dünyayı geziyorum, festivalden festivale hopluyorum”un el değiştirmesi… Şeyma Subaşı, onu nefretiyle var eden kitleyi mücevherleriyle o kadar da kaşıyamayacağının farkında; onları palmiyeleriyle, hindistan cevizleriyle dövüyor.

  • Sebep de sensin, sonuç da…

Çünkü insan, ona atfedilen değerler üzerinden tatminini bulur. Söylüyor işte; “Kötü yorum okuyunca mutlu oluyorum” diyor. Döngü böyle… Birilerinden nefret ediliyor. Nefret eden kitlenin hemen bir nefret edeni çıkıyor. Yeni nefret etme sebebi kah elitizm oluyor, kah kıskançlık… Sonra düşmanın düşmanı dost oluveriyor. Dostluk sıkı takipçiliğe, “Helal olsun”lara evriliyor. Yarısı nefret, yarısı karşı nefretten 1,5 milyon takipçi çıkıyor ortaya.

Günün sonunda konunun Şeyma Subaşı’yla hiçbir ilgisi kalmıyor.

Her ne kadar inkar etsen de, “Ay merak ediyorum sadece!” desen de, sana iyi gelmediğini bile bile o ‘takibi bırak’ butonuna basamama iradesizliğinle baş başa kalıyorsun.

Ve seni en uyuz eden de bu…  

X