"Mehmet Özdoğan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Özdoğan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Özdoğan

Alışmak sevmekten daha zor gelmiyor

Bütün günler böyle geçiyor bu ülkede.

Ahmet Şık, ‘tarihi’ bir konuşma yapıyor mahkeme salonunda.

Hepimiz bundan bahsediyoruz.

Hepimiz, arkadaşlarımızın bu savunmayı -veya ithamı- çok uzun bulacağını bildiğimiz için “Mutlaka tamamını okuyun!” diye paylaşıyoruz.

İsteniyor ki, herkes okusun; herkes duysun ve gerçekten ‘tarihi’ olsun; ‘tarih’ olmasın.

Fakat alışma gücü neyi, nasıl ve ne zaman ‘tarihi’ yapabilir; hiç kestirilemiyor.

O güç, hepsinin üstüne bir güzel oturuyor…

O güç, kaygıdan o ya da bu şekilde üstün geliyor…

Kaygının iç sıkıcılığı ve yetersizlikle açıklanan atalet, çözüm yollarını tıkıyor…

Çözümsüzlük seni ‘mış gibi’ yaşamanın konforuna emanet ediyor.

Ve sonra alışma hızı yeniden sahneye çıkıyor.

Az evvel senden bağımsız beyninin attığı tohumları rüzgarına katıp dağıtıyor; “Bunlar burada güneş almaz” diyor, tekmeliyor.

ASGARİ CAN ACISI

Bizim buraların insanlarının canları artık gerçekten yanmıyor.

Ağlamayı sevmediğimizden değil. Kimse bizim kadar iştahlı ağlayamaz.  

Lanet etmeyi, beddualar yağdırmayı beceremediğimizden değil. Onlarda da en iyisiyiz.

Bunlar hep ‘çok çok’… Hep çok iddialı…

Ama sonra o çok çok yükseklerdeyken sanki biri “Sakinleş” diye su veriyor; öyle yalandan bir dudak titremesiyle bir yudum alınıyor ve evet… Gerçekten de mucizevi bir şekilde her kavga, her acı asgari sınırlarına çekiliyor; sakinliyor.  

Bir iki artçı hıçkırık kalıyor geriye; hepi topu bir dakika geçmeden gülüşmeler başlıyor.

PEKİ, NİYE BÖYLEYİZ?

Niye bir şeye tam canımız yanmışken başımıza o sakinleştiriciler, oturaklı sesiyle toparlanmamızı tavsiye edenler, zaten bir şeyi değiştiremeyeceğimizi söyleyenler toplanıyor?

Neden en çok onların sesi çıkıyor; niye en akil onlar kabul ediliyor?

Çünkü her şey, hep ‘azar azar’ oluyor bu ülkede.

Öyle çat diye değişmiyor her şey.

Ondalık değerlerle gidiyor giden.

Toplamayı, çıkarmayı, kıyaslamayı imkansızlaştıracak kadar küçük değerlerle inceliyor her şey.

Kimsenin kimseye söylemediği “Hiç değilse…”ler hareket alanlarını daraltıyor; iki veya üç sene öncenin “Hiç değilse…”leriyle başlayan cümleleri unutuluyor.

Onlar hala geçerli mi; hatırlanmıyor.

“Hiç değilse…”yle cümleye başlamak normalin konforuna dönmenin en kestirme yolu oluyor hep.

İşte başımıza ne geliyorsa, bu normallere dönmeye duyduğumuz anormal aşktan geliyor.

Alışmak; ne isyan etmekten, ne sevmekten, ne özlemekten, ne de nefret etmekten daha zor gelmiyor.

Çok uzun yıllardır sarılmayan bu açık yara, acımayı bırakıyor.

X