Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Savaş önce sözcükleri öldürür

Sezon sonuna doğru, Moda Sahnesi’nden çarpıcı ve sıra dışı bir oyun geldi. Şiddetin sıradanlığını çılgın bir atmosferde sunan ‘Bira Fabrikası’.


Savaş önce sözcükleri öldürür

‘Bira Fabrikası’, konusu ve yazarlık üslubuyla olduğu kadar oyunculuk başarısıyla da dikkat çekiyor. Koffi Kwahulé, Fildişi Sahili doğumlu, Fransa’da tiyatro doktorası yapmış, çağdaş bir yazar. Oyunlarını izlememiştim. Kemal Aydoğan bu oyunu sahneleyerek bizi yazarla tanıştırmış oldu. Çevirmen Ezgi Coşkun ciddi bir dramaturg hassasiyetiyle çok başarılı bir çeviri yapmış. Hikâye şu: Az gelişmiş bir ülkede bir iç savaşın sonundayız. Yüzbaşı ‘Ölümü Sallamaz’, yardakçısı Onbaşı ‘Asalak’la beraber herkesi vahşice öldürüp iktidarı ele geçirmiş. Fakir ülkenin tek gelir kaynağı olan bira fabrikasını almışlar ama nasıl çalıştıracaklarını bilmiyorlar. Fabrikanın sahibesi ‘Patron Beyazbüyü’ karnı burnunda, çılgın bir kadın. Üstelik Paris’te revü yıldızı. Fabrika işçilerinden birini damızlık kullanıp hamile kalmış. Özetle durum son derece absürd. Gerillaların tek hedefi biraları satıp Las Vegas’ta lüks içinde yaşamak. Bakalım ‘Beyazbüyü’ fabrikanın sırrını onlara verecek mi? İki perdelik oyun bu hat üzerinde ilerliyor. Öykü akışında büyük sürprizler filan yok. Ama başka bir şey var. Savaş, önce sözcükleri öldürür. Kelimelerin içleri boşalır, anlamlarını yitirirler. Şiddet olağanlaşmaya başlar. Artık konuşacak bir şey kalmamıştır. Yazar, ilginç bir tekrarlama estetiği kurarak, üzerinde konuşulamayacak olan şeyi bambaşka bir forma dönüştürmüş. Caz müziğinden, özellikle Coltrane’den etkilenmiş. Aynı temaları ısrarla tekrar ederek önce bir yabancılaşma, ardından bıkkınlık, en sonunda da bir arınma, yani katarsis oluşturuyor. Kökeni Artaud’nun Vahşet Tiyatrosu’na dayanan, absürd ögeleri de kullanan ve caz müziğini entelektüel bir şablon olarak rehber edinen çok özel bir yazarlık tekniğinden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu oyuna gündelik beklentilerle gitmemek lazım. Hikâyedeki tutarsız taraflar, olay akışındaki tekdüzelik ve zayıf final birer eksiklik olarak algılanmamalı. Yazar tam da bunu yapmak istiyor. Yönetmen tam bir başarıyla bunu uyguluyor. Bu açıdan son derece sağlam bir iş. Oyuncular hakkını fazlasıyla veriyor. Beğenenler sahnedeki büyük marifeti ve yazarın modernizm eleştirisini beğenir. Ama yeknesak bir üslup fetişizmi olarak değerlendirip, uzun bulanlar da olacaktır.

* Cuma 20.30’da Moda Sahnesi’nde. Biletler www.modasahnesi.com adresi ile gişede.



X