"Köşem Sultan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Köşem Sultan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Köşem Sultan

Yeşilçam'ın unutulmaz kostümleri

28 Ocak 2012
‘Hollywood Kostümleri’ vadlı sergide ziyaretçiler, Hollywood sinema tarihine damgasını vurmuş yüzden fazla kostümü görme imkanı yakalayacaklar... ‘Tiffany’de Kahvaltı’ filminde Audrey Hepburn’un canlandırdığı Holly Golghtly’nin Siyah elbisesi, ‘Karayip Korsanları’nda Johnny Deep’in giydiği korsan kıyafeti, ‘Aşık Shakespeare’ filminde Gwyneth Paltrow’un yeşil elbisesi sergilenecek kostümlerden yalnızca birkaçı...
Böyle bir serginin kısa zaman içerisinde Yeşilçam özelinde de yapılacağını umut ediyorum. İzleyerek büyüdüğümüz filmlerdeki kahramanların kostümlerini görmek bence harika olur...
‘Al Yazmalım’ filminde Türkan Şoray’ın al yazması, Kadir İnanır’ın siyah deri ceketi, Cüneyt Arkın’ın Malkoçoğlu kostümleri, Sadri Alışık’ın canlandırdığı Turist Ömer’le özdeşleşmiş olan krem rengi pantolon-kahverengi gömlek-şapka üçlemesi, Kartal Tibet’in Tarkan kostümleri, Şener Şen’in ‘Eşkıya’ filminde üzerinden çıkmayan uzun paltosu ve boynunda taşıdığı muskası, ... Ve tüm ulaşılabilen Belgin Doruk, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Türkan Şoray, Gülşen Bubikoğlu kostümleri... Hepsini bir arada görmek, zaman tünelinden geçer gibi tek tek o filmleri hatırlamak eminim herkesin oldukça hoşuna gidecektir...
Konu kostümse, son günlerin en çok konuşulan filmlerinden ‘Zenne’nin kostümlerini de böyle bir sergide görmek, ziyaretçiler için görsel bir şölen olacaktır.

Sihirli mendiller yeni yılda bizimle

Kadınların çantasında yok yoktur aslında ama en gerekli olduğu anda ıslak mendil kesinlikle çantada değildir. Ya gereksiz yer kapladığı düşünülerek çantadan çıkarılmıştır ya da makyaj malzemeleri kadar eğlenceli olmadığı için yanınıza almak aklınıza bile gelmemiştir.
Eczacıbaşı, yeni yılda bizi Magic Napkin’le (Sihirli Mendiller’le) tanıştırıyor. Mendiller draje formunda, üzerine bir damla su damlattığınızda ise ıslak mendile dönüşüyor. Alkol, parfüm ve kimyasal madde içermediği için gönül rahatlığıyla kullanabileceğimizi düşünüyorum.
Artık hem mendiller çantalarda çok az yer kaplayacağı için, hem de Magic Napkin oldukça eğlenceli bir ürün olduğu için, bence çantasında mendil olmayan kadın kalmayacak.
Yazının devamı...

Bir smokin hikayesi

21 Ocak 2012
Yaklaşık 150 yıllık bir tarihi olan smokinin hikayesine gelince: İlk kısa yemek ceketi 1860 yılında Kral VII. Edward için dikilmiş. 1880’lerde İngiltere’yi ziyaret eden Amerikalı milyoner James Potter ise bu yeni ceketlerden alarak, bu trendi ülkesine taşımış. Ülkemizdeyse, zamanının en şık erkeği olan Atatürk, frak ceketi ile siyah melon şapka, beyaz deri eldiven takar, smokini ise resmi davetlerde giyerdi.
Atatürk, Şapka ve Kıyafet devriminin ardından, eğitim için Paris’e altı kişilik bir ekip gönderiyor. Ekiptekilerden biri de Levon Kordonciyan. Başta Atatürk olmak üzere birçok önemli isim, kendisinin yıllarca müşterisi olmuş. Şimdilerdeyse bu sanatın aile içerisindeki yeni temsilcisi büyük dedesiyle aynı adı taşıyan Levon Kordonciyan.  Bugüne kadar devlet adamlarından iş adamlarına, hatta Hollywood yıldızlarına kadar birçok tanınmış isme smokin diken Levon Kordonciyan, yerli-yabancı film ve dizilere de smokin ve frak hazırlıyor. James Bond Casino Royal filmi de bunlardan biri.
Bilgiye ulaşmanın kolay olduğu ancak her işin ustasının, püf noktaları kendine saklamak istediği günümüzde Levon Kordonciyan, öğrencilere smokin ve frak dikmenin tüm inceliklerini tamamen ücretsiz olarak öğretiyor.
Bu hafta Şehit Aileleri Derneği tarafından kendisine verilecek ödül için Ankara’da olacaktı fakat hava muhalefeti nedeniyle, gelemedi. Ancak, yine de kendisine ulaşma ve sizler için 2012 smokin modasını sorma şansım oldu.
2012’de frak ön planda
“Smokinin babası” olarak tanımladığı şal yaka smokinlerin yeni yılda da revaçta olacağını belirtiyor ve ister damatlık ister mezuniyet abiyesi olarak giyilsin smokin ceketlerinin günlük hayatta da kot üzerine kombin yapılarak rahatlıkla kullanılabileceğini ekliyor. Düğün mevsimi gelmeden, beylere bir tüyo vereyim; artık damatlar gelinin yanında sönük kalmamak için pasta kesilene kadar frakı tercih edip, pasta sonrası krem rengi ceket tercih ediyorlarmış. Yine gecenin sonlarına doğru bağlamalı papyonun açılarak yakada bırakılması Levon Kordonciyan’ın beyler için verdiği tüyolardan biri.
Kadınlar için de frak ve smokin tasarlayan Levon Kordonciyan’a erkek ve kadın fraklarının farklarını sordum. Kadın fraklarında fark, kupların biraz daha fit olmasının yanı sıra astar renklerinde fuşya,pembe gibi daha feminen renklerin tercih ediliyor olmasıyımış. Smokinlerde ise pantolon şeridi yerine swarovski taşlar işleyerek daha feminen bir tarz yakalayabildiklerini söylüyor Kordonciyan.
Her ne kadar Levon Kordonciyan’ın provalara uçakla gelip dönen müşterileri olsa da, biz Ankara’lılar olarak Levon Kordonciyan imzalı smokinleri, frakları artık Ankara’da da rahatlıkla bulabileceğiz.
Otuz yıllık Akay Gelinlik’in beş yıldır da Ankara Filistin Caddesi’nde bayiliği bulunuyor. Arzu Yılmabaşar’ın sahip olduğu Akay Gelinlik bayii artık yalnızca gelin adaylarına değil, Levon Kordonciyan smokin ve fraklarıyla damat adaylarına da hizmet verecek.
Bu derece usta, hünerli ve tecrübeli ellerden çıkan smokin ve fraklarla damatların, mezun olan gençlerin veya özel davetlerde yer alan beylerin ne kadar hoş görünebileceklerini tahmin edebiliyorum.
Yazının devamı...

Başarılar Can Bonomo!

14 Ocak 2012
Bu açıklamanın hemen akabininde çeşitli yorumlar, eleştiriler geldi. Yaşının çok genç olmasından tutun, henüz yeteri kadar tanınmıyor olmasına veya tarzına kadar türlü türlü eleştiriler aldı Can Bonomo.
Ben, TRT’nin seçiminin gayet yerinde olduğunu düşünüyorum. Can Bonomo, enerjisiyle ve yeteneğiyle ülkemizi eminim ki en iyi şekilde temsil edecek. Fakat eğer bu seçim, rivayet edildiği gibi, TRT’nin artık Eurovision’a kadın temsilci göndermeme kararının bir sonucu ise ülkemde sanatın herhangi bir dalıyla uğraşan tüm kadınları çok kırılacaktır. Söylenti; 2009 yılında Eurovision’a katılan Hadise ile, kıyafet, klip gibi konularda problem yaşayan TRT yönetiminin, Eurovision’a bir daha kadın finalist göndermeme tercihinde olduğuydu.
Bu ülkeye birinciliği, Eurovision tarihi boyunca yalnızca bir kadın sanatçı getirebildi. 2003 yılında Sertab Erener’in ‘Everyway That I Can’ parçasıyla bu gururu ilk kez yaşadık. Umarım aynı gururu, bu sene Can Bonomo sayesinde, ilerleyen yıllarda da kadın-erkek fark etmeden yetenekli sanatçılarımızla tekrar tekrar yaşarız.

En Sıcak Trend ? Kar Botları

Hafta içi Ankara’ya çok yakışan karla hasret giderdik. Kısa sürede erise de, şehri bir kez daha bembeyaz görebildik. Kar yağışıyla ve soğuk havanın iyice kendini göstermesiyle birlikte, sezonun hit parçalarından olan kar botlarımızı kullanma şansımız da oldu. Ben biraz fazla üşüyen birisi olarak bu trendden son derece memnunum. Ayrıca bir türlü sevemediğim UGG’lara rakip olacağı için bu yeni kar botları trendinin destekçilerindenim. Sıcak tutmasının, yürüken kaymayı engellemesinin hatta koşmaya dahi olanak sağlamasının yanı sıra son derece de estetik duruyorlar. Geçtiğimiz yıllarda Sienna Miller, Paris Hilton ve Lindsay Lohan gibi isimler sayesinde tanıştığımız Rubberduck Snowjoggers başta olmak üzere tüm kar botları taytlar, dar jeanler ve hatta mini elbiselerle oldukça şık duruyor.
Meteoroloji Ankara için önümüzdeki hafta da, yine kar yağışı uyarısında bulunuyor, kar botlarınızı hazırlayın!

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü bu hafta içi kutlandı. Emek, hangi alanda olursa olsun her zaman çok kutsal. Ancak, bilmemizde, öğrenmemizde, muhakeme etmemizde katkıları tartışılamayacak olan gazetecilerin emeklerinin yeri mutlaka ki ayrı. Ülkemdeki tüm gazetecilerin geçmiş Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum.
Yazının devamı...

Yeni yıl bizden neler bekliyor

31 Aralık 2011

10 yaşındaki Hannah ve 7 yaşındaki Alfred, Noel Baba’dan yağmurluk, eldiven, oyuncak bebek, elma şekeri ve altın-gümüş paralar istemişler. Ayrıca Noel Baba’ya zorlu görevi için iyi şanslar dilemeyi de unutmamışlar. Evin bacasına yerleştirdikleri mektup yüz yıl sonra biraz hasar görmüş olsa da okunabilir bir şekilde bulunmuş.
Bu haberi okuduğumda 7-8 yaşlarındayken Tanrı’ya yazdığım mektup geldi aklıma. ‘Allah’ım...’ diye başlayan kısacık bir mektuptu. Yazmayı bitirdikten sonra mutfak penceremizden ağaçlara doğru atmıştım mektubumu, nasıl olsa yerine ulaşır diye düşünerek. Yirmi yıl önce neler yazdığımı, hangi isteklerde bulunduğumu hatırlayamıyorum ama mektubumu postaladıktan birkaç gün sonra, onu alt kat komşumuz Aysel Teyze’nin mutfak tezgahında görünce ne kadar utandığımı çok net hatırlıyorum. Mektubum Tanrı’ya fiziki olarak ulaşmamıştı ve istemek, istemiş olmak bir de bunu yazıya dökmüş olmak beni çok utandırmıştı...
Aradan geçen yirmi senede tecrübelerimle ve biraz da kişisel gelişim kitaplarına merakımla istemenin ve ne istediğini bilebilmenin ne kadar ciddi bir iş olduğunu öğrendim. İstemek, beni hayata bağladığı için vazgeçilmez. Ama harekete geçirdiği sürece önemli. İsteklerimizi küçük bir kağıda yazıp (ya da yazmayıp) evrene doğru atarsak, bunun sonucunda evren de bize ‘sana yardım edeceğim’ diyen küçük bir mektup gönderir her seferinde. Düşünmeden, istemeden eylem olmadığı için önemlidir istemek. O yüzden artık, beni harekete geçirecek olan isteklerim için mektup yazmaktan da uzun uzun listeler yapmaktan da çekinmiyorum. Yeni yıl isteklerim için yeni bir mektup yazmadım ama yazarsam sayfalar süreceğine eminim...
Şimdi senenin son gününde, dönüp 2011 yılına bir göz atıyorum. Hayat bana, sizlere de olduğu gibi, her gün her dakika sorular sordu. Bir sonraki soruyu, bir önceki soruya verdiğim cevapla (sizin de kendi hayatlarınızda yaptığınız gibi) ben belirledim. Bu belirleyişlerimiz hayatın bizden beklentileriydi. Hayatın sorularına her zaman doğru cevap vermek mümkün değil belki ama George Bernard Shaw’un dediği gibi ‘hayat kendini bulmakla ilgili değil, yaratmakla ilgili’ ise eğer 2012’nin de bizden bazı beklentileri olacaktır mutlaka...
2012’nin bizden neler beklediğini ancak yaşayarak görebileceğiz. Fakat genel anlamda ben 2012 yılına, 2011 yılında uğradığım haksızlıklar için başkalarını ve yaptığım hatalar için kendimi affederek başlamaya çalışacağım. Yıl içerisinde günlük koşuşturmaları hayatımın önüne geçirmediğim, her anının farkında olduğum bir yıl yaşamaya gayret edeceğim. Gerçekten istediğim ve alışılageldiği için istediğimi sandığım şeyleri ayrıştırmaya çalışacağım. Kimseyi ötekileştirmeden, herkesi anlamaya çalışacağım... Bunların hepsini de sadece kendim için yapacağım. Çünkü hayatın bizden beklediği şeyler yine hep kendimizle ilgili.
Herkese, cevaplarını kolay verebileceği sorularla karşılaştığı, eğlence ve mutluluk dolu bir yeni yıl diliyorum.

Yazının devamı...

Kısa kış günlerini uzatacak öneriler

9 Aralık 2011
Mesela iş çıkışı arkadaşlarınızla buluşacaksınız. Eve gidip akşama uygun bir şeyler giymeyi aklınızdan bile geçirmeyin bence. Gün geçtikçe kalabalıklaşan Ankara trafiği, programınıza gecikmenize neden olurken, erkenden batan güneş de geç kalmışlık hissinizi pekiştirecektir. Böyle zamanlarda birkaç küçük değişiklikle sıradaki programa hazır olabilirsiniz.
Eğer işyerinde rahatlıktan yanaysanız ve ofisinizde topuklu ayakkabı kullanmıyorsanız mutlaka ofisinizde, arabanızda veya uygun farklı bir yerde en çok kullandığınız renklerle uyumlu olacak topuklu bir ayakkabınız bulunsun. Bu, şüphesiz en önemli parçanız olacaktır. Gün içerisinde ne giymiş olursanız olun, altına giyeceğiniz topuklu bir ayakkabı görünümünüzü tamamen değiştirecektir.
İş çıkışı program yapacağınız günlerde diz üstü elbiseleri tercih etmeniz işinizi çok kolaylaştıracaktır. Bu tip elbiseleri iş yerinde de, akşam programlarınızda da rahatlıkla kullanabileceğiniz gibi birkaç aksesuar değişikliğiyle bambaşka tarzlar yaratabilirsiniz.
İş hayatında otantik, büyük veya abartılı aksesuarlar hoş durmaz ve sizi kurumsal kimlikten uzaklaştırır. Ancak akşam programınız varsa, sabah evden çıkmadan çantanıza atacağınız uzun bir kolye, püsküllü bir kemer veya sallantılı küpeler akşam için hayat kurtarıcı olabilir.
Şüphesiz hatırlamanız gereken en önemli şey makyaj çantanızı yanınıza almak olacaktır. Böylece yorucu bir günün ardından makyajınızı tazeleyerek, eğlence için hazır olabilirsiniz.

Yaşayan en zevkli kişiden renkler

Daphne Guinness... Tom Ford’un ‘yaşayan en zevkli kişi’ dediği Haute Couture’un prensesi... Lady Gaga, Kate Moss ve Eda Taşpınar’ın stil ikonu. Karl Lagerfeld, Tom Ford ve Alexander McQueen Daphne’den ilham aldıklarını itiraf etmekten çekinmiyorlar. Farklı, iddialı ve cesur stiliyle tüm moda dünyasına ilham veren Daphne ise modayı sanattan farklı görmüyor ve giyinirken Salvador Dali’den esinlendiğini söylüyor. Eylül ayında, gardrobundaki çok özel parçaları iki yıllık uğraş sonucu New York FIT Müzesi’nde bir sergiye dönüştürdü. Bu sergiye de hiç tasarım eğitimi almamış olan ve Twitter sayesinde tanıştıkları 22 yaşındaki Hogan McLaughlin’in tasarımı bir elbiseyle katıldı. Ve böylece stiliyle olduğu kadar cesaretiyle de fark yarattı.
Daphne’nin daha önce Comme des Garçons’un kendisi için çıkardığı ve kendisiyle aynı adı taşıyan parfümü vardı. Şimdi de MAC için tasarladığı makyaj koleksiyonuyla biz de cesur renklere kavuşabileceğiz. Daphne Guinness renk seçiminde porselen vazolar, kelebek kanatları ve güvercin kanından ilham almış. Allık, far, göz kalemi ve rujlardan oluşan koleksiyonda mor, soluk pembe ve lavanta renkleri hakim.
Ben renklerim konusunda kendimi ‘dünyanın en zevkli insanı’nın kollarına bırakmakta sakınca görmüyorum. Umarım yakışır...
Yazının devamı...

Yerli malı yurdun malı

3 Aralık 2011
Okunan şiirler ve okulun zil sesi birbirine karışıyor. Normalde ders saatinde yemek yemek yasak ama bu hafta her ders, her teneffüs birer ziyafet. Hala kutlanıp kutlanmadığını bilmiyorum ama ilkokulda “Yerli Malı Haftası”nı ne kadar sevdiğimi çok net hatırlıyorum. Siz de eminim şu sözü çok net hatırlayacaksınız “Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı.”

Söz ettiriyoruz

Geçenlerde bir okuyucumdan trendler ve moda hakkında bilgi verirken hep yabancı markalardan yola çıktığımla ilgili bir eleştiri aldım. Belki şu an için dünya modasına yön veren belli başlı tasarımcılar ve markalar arasında yerli markalar pek yer almıyor. Ancak kumaşlarımızın, üretimlerimizin kalitesi ile ve birçok başarılı tasarımcımızla uluslararası platformda hali hazırda sıkça adımızdan söz ettiriyoruz. Türkiye, dünya çapında birçok tekstil devinin üretimlerinin yapıldığı ve moda sektöründe hızla ilerleyen bir ülke. Şüphesiz ki çok kısa sürede yalnızca adımızdan söz ettirmekle kalmayıp, dünya modasına yön veren markalar ve tasarımcılar arasında başarılı temsilcilerimizi göreceğiz.

En beğendiklerim

Yerli malı haftası 12-18 Aralık haftasıymış. Ben de eskiden çok sevdiğim bu hafta yaklaşırken, okurumun haklı eleştirisi ve kulağımda “Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı” sözüyle birkaç yerli markanın en beğendiğim parçalarını sizlere yazmak istedim.
İlk olarak yerli markalar içinde tarzıyla favorim olan İpekyol ve Twist’e attım kendimi. İlk dikkatimi çeken İpekyol ve Ajda Pekkan koleksiyonuyla Twist, bu senenin en hit parçası olan parkaları harika bir şekilde güncellemişler. Kürkler ve payetler eklenen parkalar çarpıcı, şık ve bir o kadar da rahatlar. Payetlerin ve leopar desenlerinin çantadan eteğe, hırkadan trench coata cesurca kullanılması, Chanel ceket şıklığının ve apoletlerin yalnızca ceketlerle sınırlı kalmayıp hırka formunda da karşımıza çıkması... Hepsi harika...

Kısa eldivenler

Vakko’nun uzun deri eldivenleri bu kış ne giyerseniz giyin en güzel aksesuarınız olabilir. Ayrıca Chanel ceketlerin kürk ve pötikareyle yorumlanmış hallerine de eminim bayılacaksınız. Pötikareyi klasik siyah-beyaz kullanımı dışında toprak renkleri ile de kullanmışlar ve ortaya harika bir uyum çıkmış. Vakko’nun dirsekte biten uzun deri eldivenlerinin tersine Network’un neredeyse elin yarısında biten kısacık deri eldivenleri de bu kış için harika bir aksesuar.
Beymen’in ofis elbiseleri, Parkbravo’nun pileli pantolonları, Roman’ın pelerinleri, Koton’un cesur neon renkler, yıldız desenleri... O kadar şık, o kadar kaliteli ve akıllı tasarımlarımız var ki hayran kalmamak, gidip almamak elde değil.
Dediğim gibi ilerleyen yıllarda bu başarımızın katlanarak artacağından hiç şüphem yok...
Yazının devamı...

Bugün benim doğumgünüm

26 Kasım 2011

Dokuz-on yaşlarındayken kuzenimle 2001 yılında reşit olacağımızı hesaplayıp da “Aman Allah’ım kocaman olacağız” dediğimiz günler dün gibi. Bugün yirmi sekizimi bitiriyorum ve yirmi sene sonra, buralarda olursam eğer, bugünü hatırlayıp “Dün gibi” diyeceğimi çok iyi biliyorum.
Ben her yıl doğumgünü pastamın mumlarını yakarken neler dileyeceğimi aklımda toparlayamayıp, sonra da bomboş bir zihinle üflerim mumlarımı. Bu sene farklı olsun, tüm dileklerimi güzelce bir toplarlayayım istedim.
Hafta içi yeni yaşımdan neler isteyeceğimi, mumlarımı üflerken ne dileyeceğimi düşünürken Can Dündar’ın eski bir yazısı geldi mail olarak, ben de parçalar halinde sizinle paylaşmak istedim.

Hayatın dönemeci

“Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele.
Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yaşamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece.

Yazının devamı...

Benetton’un yeni dersi

19 Kasım 2011
Benetton yine geleneğini bozmadı ve “Unhate/Nefret Etme” başlıklı yeni sıradışı kampanyasını Çarşamba günü başlattı, afişlerini de belirlediği merkezlerde astı. Kampanyanın ana fikri “öpüşme” eylemi. Amacı da nefret kültürüyle mücadele. Dünyada herkesin, her ulusun, her dinin bir diğerini bu kadar ötekileştirdiği bu günlerde harika bir amaç. Bugüne kadar AIDS, ırkçılık, kıtlık gibi birçok sosyal meseleyi kampanyalarında konu edinen Benetton yeni kampanyasında da ‘toleransın önemi’ni anlatmayı amaçlamış. Kampanyada Barack Obama ile Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jinta’nun; Papa 16. Benedict ile Kahire’deki ünlü Al-Azhar camiinin imamı Ahmed Mohamed el-Tayeb’in, Mahmoud Abbas ile Benjamin Netanyahu’nun ve Merkel ile Sarkozy’nin öpüşen fotoğrafları yer alıyor. Toleransın önemini göstermeyi amaçlayan kampanyanın devlet başkanları ve din adamlarınca toleransla karşılanıp karşılanmayacağını önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.

DÖRT METRELİK GÜVERCİN HEYKELİ

Kampanyanın projeleri sadece Milano, Roma, New York, Paris ve Tel Aviv’de eş zamanlı asılan afiş ve posterlerle bitmiyor. Çeşitli projelerin arasında en önemlilerinden biri, sıcak savaş bölgelerinden toplanan boş mermi kovanlarından yapılan, dört metrelik dev güvercin heykeli.
Benetton’un insanlar, halklar ve kültürler arasındaki benzerlikleri keşfetmek için başlattığı yeni kampanyasının yaratıcısı Fabrica. Yani bu zamana kadar Benetton reklam kampanyalarının çoğunu yapmış olan Oliviero Toscani’nin kurmuş olduğu sanat ve iletişim okulu.
2000 yılında Oliviero Toscani ile Benetton’un yolları ayrıldı, bu ayrılıkta aynı yıl Tosccani’nin Benetton için hazırladığı kampanyanın etkisi olabileceği konuşulmuştu. Kampanyada Amerikan cezaevlerinde ölümü bekleyen 26 mahkumun portreleri ve haklarındaki bilgiler reklam panolarına yerleştirlmişti. Kurban yakınlarının kurdukları bazı dernekler Benetton ürünlerinin boykot edilmesi için kampanyalar başlattılar. Benetton amaçlarının idam konusunun tartışılması olduğunu söylese de bu açıklama dernekleri tatmin etmedi.

SULTAN PORTRELERİ REKLAMI ETKİLEDİ

Toscani, Benetton’la yollarını ayırdıktan sonra da çeşitli markalarla sosyal içerikli kampanyalar yapmaya devam etti. 2010 yılında da, Mavi için bir kampanya hazırladı. Belki hatırlarsınız büyük nazar boncuklarının modellerin boynunda asılı olduğu, jean’lerini ise başlarına geçirdikleri şu reklam. Jeanleri modellerin başlarına geçirme fikrinde, Oliviero Toscani’nin ilham kaynağı İstanbul’da kaldığı otelde gördüğü sultan portreleri olmuş.
Reklamın iyisi kötüsü olmazmış. Benetton’un da ses getirmeyen reklamı olmuyor. Devlet başkanlarını, din adamlarını öpüşürken görmek insanlara ne hissettirir bilmiyorum ama umarım kampanya yerini bulur ve nefret kültürünü bir nebze de olsa dindirmeyi başarabilir.
Yazının devamı...