"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Senin bayramın, benim zaferim

MÜJDEMİ isterim sevgili kamuoyu...

Ayrışacak yerimiz kalmamış gibi bir de milli zaferler ve bayramlar üzerinden ayrışma noktasına yürümüş bulunuyoruz; hayırlı olsun.

 

Başbakanlık’tan Tuğrul Türkeş imzasıyla Milli Eğitim’e ve ilgili başka kurumlara bir yazı gitti 24 Şubat 2016’da.

 

“Kut’ül Amare Zaferi’nin 100’üncü yıldönümü” için görkemli kutlamalar yapılmasına karar verildiği yazıyordu bu talimatta.

 

“23 Nisan’ın ‘ötelendiği dönemde’ görkemle kutlanacak bu bayram da nereden çıktı” diyenlerle (muhalefetle), “Unutturulmak istenen tarihi zafer kaşıntı yarattı” diyenler (iktidar yanlıları) anında cephelerinde pozisyonlarını aldılar.

 

NE BABASI YA?

 

Öncelikle “Kut’ül Amare”yi tanıyalım, hatırlayalım o zaman. Osmanlı’nın parçalanma, çözülme sürecinde, Birinci Dünya Savaşı yılları.

 

Bugün “Biz sizin babanızız” dediğimizde “Ne babası ya?” diyen halklar o yıllarda İngiltere ile birlikte Osmanlı’ya karşı hareket ediyordu.

 

Bağdat, İngilizler için büyük hedefti. Hem Çanakkale’nin acısını çıkarabilecekleri bir intikam aracı hem Arap Yarımadası planları için güçlü bir merkez, hem

 

Doğu hayallerinin önemli bir köprübaşıydı.

 

Kut’ül Amare (Kut), önemli bir direnç noktasıydı Bağdat yolunda.

 

Ünlü İngiliz General Townshend yönetimindeki İngiliz birlikleri ile Von Der Goltz’a (Fon Golç) bağlı “Sakallı” Nurettin Paşa’nın başladığı, Halil (Kut) Paşa’nın bitirdiği Osmanlı ordusunun savaşı bu noktanın merkez olduğu bir alanda yaşanır.

 

“Süreci okuyamayan” Sakallı Nurettin’in yerine Enver Paşa’nın kendisinden 1 yaş küçük olan amcası Halil Paşa geçince kazanılır Kut’ül Amare...

 

Aylarca kuşattığı şehri açlıkla ve ateşle yorar ve tüketir kuşatma boyunca Halil Paşa. Hem fiziksel hem de psikolojik savaşı askeri açıdan zaferle noktaladığında hem zafere muhtaç kamuoyu tarafından hem de resmen kahraman ilan edilir.

 

HALİL PAŞA KİMDİR

 

Mustafa Kemal ve yeğeni Enver Paşa ile aynı okuldan mezun olan Halil Paşa maceraperest, atak, cesur bir asker.
İttihak ve Terakki’nin 117 (Anılarında Talat’ın kendisine ‘O 17 demektir’ dediğini aktarır) numaralı üyesidir. Enver Paşa’yı İttihat ve Terakki’ye kayıt ettiren kişidir.

 

Ateşli bir II. Abdülhamid düşmanıdır. İttihat ve Terakki’nin merkezine mektupla başvurup detaylı bir suikast mektubu sunduğunu, gönüllü olduğunu

 

Abdülhamid’i öldürerek darbe yapmayı istediğini anılarında okuyabilirsiniz. Merkez “Hayır” demiştir.

 

Pek çok cephede savaşmış, namı yürümüş bir askerdir. Ama anılarında bugün “savaş suçu” kabul edilecek uygulamalarını da gururla kabul ettiğini okuruz dehşet içinde!

 

Kurtuluş Savaşı yıllarında, devrim günleri Rusya’sıyla oluşturulan iyi ilişkilerde, Kurtuluş Savaşı’na harcanan altınların gelmesinde birinci derecede etkilidir.

 

Sonra, Kurtuluş Savaşı’nın hareketlendiği günlerde “Enver’in amcası” olmasının etkisiyle Türkiye’den uzakta bırakıldı.

 

Cumhuriyet kurulurken “Gelebilir miyim?” diye sordu, “bir sakınca” görülmedi, 1957’deki ölümüne kadar Türkiye’de yaşadı.

 

Anıları (*) 1972’de yayınlandı.

 

ÜMMETSEL HASSASİYET

 

Kut’ül Amare’nin unutturulmak istenen zafer olma hikâyesi ne derseniz?

 

1952’ye kadar kutlanan bu bayram, o dönem NATO’ya giriş ayarlamaları nedeniyle, İngiltere’nin isteğiyle, “malum odaklar” baskısıyla filan kaldırılıyor.

 

Bugün iktidar yanlısı kitle ve değdiği yakın çevresi herhalde ümmetsel bir hassasiyetle bu görüşü destekliyor ve Kut’ül Amare’ye “Kemalizm’in unutturduğu kutsal zafer” gibi bir anlam yüklüyor.

 

Bayram kutlamalarının iptal edildiği 1952’de Türkiye’de iktidarda Demokrat Parti vardı ama durum zaten yeterince karışık, yine de hatırlatmış olayım...

 

Havanda boş suyu olan durmasın dövsün, diyeceğim bu kadar.

 

Ama yine de sonuçları madde madde sıralayalım, havalı dursun:

 

BİR: Kut’ül Amare askeri bir zaferdir, dönemi için çok önemli de bir zaferdir; kutlansın tabii, niye kutlanmasın.

 

İKİ: Kutlaması, resepsiyonu iptal edilen 23 Nisan’ı da içine alacak şekilde 1 haftalık program yapılırsa millet de haklı olarak sorar “23 Nisan’a ne gıcığın var?” diye! Sorana da bir şey diyemezsin.

 

ÜÇ: Kut’ül Amare ne oldu peki neticede? Aradan bir yıl geçmeden İngilizler geri almıştı. Zayıflayan, dağılan, imkânları tükenen Osmanlı ordusu, bölge halklarının da karşısına dikilmesiyle çekildikçe çekilmek zorunda kaldı; ne Kut kaldı ne Musul, ne Bağdat kaldı ne Riyad.

 

DÖRT: Sakallı Nurettin Paşa’nın Koçgiri’de vb. yaptıklarını, Halil Paşa’nın anılarında etrafa korku salıp, kumanya toplamak için “masum Kürtleri yol kenarında, ağaçlarda sallandırttığını” anlattığını hatırlatmak isterim konuya girecek arkadaşlara.

 

(Bitmeyen Savaş. Kut’ül Amare Kahramanı Halil Paşa’nın Anıları. Hazırlayan: M. Taylan Sorgun. 7 Gün Yayınları, 1972)

X