"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Sana da iyi bayramlar Yeni Osmanlıcı

Neo-Osmanlıcılık veya Yeni Osmanlıcılık hevesi, en karikatürize haliyle fes takıp gezmek, ahşap/yaldız estetiğine bulanmak, kerameti kendinden menkul âdet icat etmek gibi tuhaflıklarla günümüze tutunmaya çalışıyor...

“Seri köz getir abime” çağının simgesi nargile kahvelerinde paçaları kısalan düdük pantolonlar, sosyal medyada örneklerini gördüğümüz ama Osmanlı’nın hiçbir devrinde kullanılmamış tebrik şekillerini vs şaşkınlıkla, zor tutulan kahkahalar eşliğinde ve elbette ibretle izliyoruz.

Tarihi gerçekleri yamultarak günümüze mesaj ileten televizyon dizilerinden ezberlenen davranış kalıplarıyla, Osmanlı’nın hiçbir devrinde işitilmemiş konuşma şekilleriyle karşılaşan biraz olsun tarihle ilgilenmiş olanlara bu vesileyle bir kez daha sabır dilerim.

Tedavisi mümkün müdür bilemem ama başta Yeni Osmanlıcılar olmak üzere toplumun her kesimine bayram hediyesi olarak “Osmanlı’da nezaket kuralları” derlemesi vermek isterim.

Bayram günleri için yazı hazırlarken karıştırmayı sevdiğim bir kitap, Abdülaziz Bey’in “Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri”* adlı eseri rehberimiz olsun.

Osmanlı bürokrasisine kuşaklarca hizmet etmiş bir ailenin mensubu olan, kendisi de bürokrasinin çeşitli kademelerinde görev yapmış olan Abdülaziz ibn Cemaleddin (1850-1918) büyük bölümü bayram ziyaretlerinde “işe yarayacak” “nezaket, edep, terbiye ve iyi ilişkilere aykırı davranışları” da aktarır eserinde.

Kabalığın, anlayışsızlığın çağında kafaya fes takıp gezene kadar Abdülaziz Bey’in nasihatlerine kulak vermek “ataya saygı” noktasında daha faydalı olabilir. En azından bayram ziyaretlerinde...

Abdülaziz Bey’e göre “Sokakta ellerini arkaya bağlayıp yürümek, yolda gördüğü birine bağırarak seslenmek, kadınlara dik dik bakarak söylenmek veya büyüğüne ‘Nereye böyle?’ yollu soru sormak” çok ayıp işler.

Ya misafirlikte?

Ev sahibiyseniz misafirin yanında gerinmek, esnemek, olur olmaz gülmek, parmakları çıtlatmak, söz kesmek, dik ve yüksek sesle konuşmak, aynı hikâyeyi dön baba dön anlatmak, taklit yapmak, cesaretten, ilimden veya bir konudaki maharet ve bilgisinden bahsederek övünmek, yüksek sesle birini çağırmak, başka bir işle uğraşmak çok ayıpmış o devirlerde...

Misafirseniz ev sahibinden önce kafanıza göre seçtiğiniz yere yayılmak, evi uzun uzun incelemek, bir şey anlatılırken kafa kaşımak, sofraya ev sahibinden önce oturmak ve daha fenası kalkmak, kaşığı sonuna kadar ağzına sokmak, ekmek ufaklarını/börek kırıntılarını elle toplamak, sofrada durmadan şunun bunun yüzüne bakmak yüz kızartıcı kabahat kapsamına giriyor.

Ellerini havlunun tam ortasına silmeyeceksin, elinle dişinden yemek ayıklamayacaksın, bıyığını burmayacaksın, suyu çok hızlı içmeyeceksin, şerbeti fondip yapmayacaksın.

Kibar olacaksın, ince düşüneceksin, ister ev sahibi ister misafir ol nezakette de abartıya kaçmayacaksın, yapıştırma asilzadelik taslamayacaksın, mağrur ve makul olacaksın.

Aslında bunları her zaman yapacaksın ama madem bayram, bari bayramda biraz kendine çekidüzen vereceksin. Madem Yeni Osmanlıcılık oynayacaksın, önce iyi, vicdanlı, düşünceli, adil ve yalandan, riyadan, iftiradan uzak, dürüst ve iyi insan olacaksın...

Sonra ister fes tak, ister külah, istersen redingot giyip at arabasıyla gez yollarda.

İyi bayramlar...

*

(*) Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri, Abdülaziz Bey, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1995.

X