"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Bugün, yarın, daima 30 Ağustos

Bundan 97 yıl önce, 29 Ağustos’ta Milli Mücadele’nin kahramanlarından İzzettin Çalışlar’ın düştüğü notlar “28 Ağustos akşamına kadar aldığımız genel bilgiye göre düşman Eskişehir cephesinden de geri çekilmeye başlamıştı...” diye başlar.

26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’da, Afyon’un Çalışlar köyünden başlayarak İzmir’e kadar işgalci Yunan kuvvetlerini önüne katıp perişan eden İzzettin Paşa’ya askerleriyle birlikte yazdığı kahramanlık destanından dolayı “Çalışlar” soyadı bizzat Mustafa Kemal tarafından verilmiştir.

Yıllar sonra torunu, kıymetli tarihçi İzzeddin Çalışlar tarafından “Gün Gün Saat Saat İstiklal Harbi’nde Batı Cephesi” adıyla kitaplaştırılan anılarını okurken, askerlik mesleğinden, savaş taktiklerinden anlamayan biri olarak ne kadar etkilenmiştim...

Hayatı cephe cephe savaşarak geçen, Balkan Savaşı’ndan Anafartalar’a, Sakarya’dan Dumlupınar’a kanla, ateşle, imkânsızlıklarla, hem dışarıdan hem içeriden düşmanlıklarla sınanan genç subayın tevazuu, kahramanlıkları kadar etkilemişti beni.

Zaman içinde neredeyse “Basit, kim olsa yapardı canım” noktasına indirgenmeye çalışılan 30 Ağustos 1922 tarihi “Büyük Zafer”e giden yolun kimlerle mücadele edilerek, kimlere rağmen kazanıldığını hatırlamak ve unutmamak için okunması şart kitaplar arasındadır gözümde.

Yıllardır biri bitmeden diğeri başlayan savaşlardan yorgun düşmüş askeri ve Anadolu halkını ayağa kaldırmak, işgalcileri vatandan söküp atmak için uğraş verilirken zaten yoksul olan halkı haraca kesen, düşmana yataklık eden çetelerle de uğraşmak gerekiyordu, içerideki inançsızlarla da...

Kitabın girişinde o dönemde Peyâm-ı Sabah’ta Milli Mücadele karşıtı yazılar yazan Ali Kemal’in (Evet, İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın atası, dedesi Ali Kemal) satırlarını da aktarır Çalışlar...

İstanbul’da işgal altında oturduğu yerden Mustafa Kemal ve arkadaşları için “Serseriler, kurusıkı kahramanlar, canavarlar, yırtıcı hayvanlar, şımarık mahlûklar, ahlak ve irfan bakımından aşağılık kimseler...” diye saydıran Ali Kemal miydi sadece inançsız olan? (Peyâm-ı Sabah çöpünün 10 Eylül’de, İzmir’in kurtuluşunun ertesi günü bittiğini, isim ve çizgi değişikliğiyle yola devam ettiğini de hatırlatayım...)

Mustafa Kemal, ‘Nutuk’ta Sadrazam Tevfik’ten gelen telgraftaki “Aman Fransız kamuoyunu rencide etmeyelim, Kilikya’ya taarruzdan tevakki edelim (sakınalım)” önerisini hatırlatıp “(Osmanlı ricali) Vatanımızı işgal edenlerin efkâr-ı umumiyesini rencide etmemeyi tembih edenlere, vatanı işgal olunan milleti niçin rencide ettiklerini ve etmekte devam eylediklerini niye sormamıştır?” sorusunu yöneltir haklı olarak.

Mustafa Kemal ve ‘Nutuk’ demişken...

Ankara’da, Birinci Meclis çatısı altındaki muhalif grupların da “Nereye gidiyoruz? Bizi kim, nereye sevk ediyor? Mechûlâta (bilinmeyene)?.. Koskoca bir millet; belirsiz, muzlim (karanlık) hedeflere serseriyâne (serserice) sürüklenir mi?” diye söylendiklerini ve bu söylenmelerini sahadaki askere kadar aksettirmeye çalıştıklarını da not düşer Mustafa Kemal...

İnançsızlara, korkaklara, teslimiyete eğilimli olanlara, yardakçılara, işbirlikçilere, ikbal uğruna kimliğini satılığa çıkarmışlara rağmen de kazanılmıştır o zafer...

Unutmamak, hiç unutmamak, unutturmamak, hep hatırlamak gerekir.

Bugün, yarın, daima...

30 Ağustosunuzu kutlarım...

(Gün Gün, Saat Saat İstiklal Harbi’nde Batı Cephesi, Hazırlayan: İzzeddin Çalışlar, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2009)

 

X