"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

‘Bana nostalji bastı moruk, kalıyorum’

“BANA nostalji bastı moruk, ben kaçıyorum...”

Cem Yılmaz’ın cuma günü gösterime girecek yeni filmi ‘Arif v 216’da bu repliğin geçtiği sahnede “Bana nostalji bastı moruk, ben kalıyorum” dediğimi fark ettim içimden.

Yılmaz’ın canlandırdığı karakter Arif’e böyle söyleten ortam, eski Türk filmlerinden aşina olduğumuz bir ortamdı.

Dar gelirli, umutları olan, mucizelere inanan, yardımlaşma/dayanışma duygularıyla zorluklara direnen, farklılıklarına rağmen bir çatı altında yaşamaya devam eden insanlarla çevriliydi etrafı Arif’in...

“İnsan olmak, eski Türk filmlerindeki gibi saf bir aşk yaşamak isteyen” Robot 216 (pek şahane Ozan Güven) için 1960’ların İstanbul’una gelmişlerdi...

Cem Yılmaz, Çınar Oskay’a verdiği röportajda derdinin “kuru bir nostalji yapmak olmadığını” söylüyordu.

İYİ İNSANLARIN İZİNDE

İçinden 1960’lar ve 1990’lar gibi iki büyük nehir akan filmi sadece bir “nostalji atağı” olarak değerlendirmek haksızlık olur.

Elbette özlem rüzgârlarıyla şişiyor yelkenler dönemin dekorunu, yıldızlarını, objelerini izlerken...

Ama filmin temel taşlarından olan “İyi insanlar yalnızca filmlerde mi yaşar?” sorusunun peşinde ilerlerken günümüz dünyasında, günümüz Türkiye’sindeki kötücül atmosferi işaret eden pek çok tabela da görüyoruz.

Filmin en kötü karakteri Besim Toker (Zafer Algöz) bile Arif’in söylediği gibi günümüz şartlarında iyi ve naif kalacak, parça pinçik edilecek türden biri mesela...

Nostalji, Cem Yılmaz-Çınar Oskay sohbetinde vurgulandığı gibi doğasında politik eleştiri de barındıran bir his tabii ki.

Cem Yılmaz bu tuzağa düşmeyecek kadar zekice davranıyor ama yeri geldiğinde taşı gediğine koymayı da ihmal etmiyor.

Sadece müthiş görsel efektlerle canlandırılabilen eski İstanbul’u izlerken ranta emanet, sistematik şekilde çirkinleştirilen şehir için “Ah be!” dememek mümkün mü?

Çağlar Çorumlu’nun olağanüstü derecede başarılı ve eğlenceli şekilde canlandırdığı Zeki Müren başta olmak üzere Ayhan Işık’tan Sadri Alışık’a toplumsal hafızanın tutkalı isimler akıp giderken “Ah be, ne güzelmiş o günler!” demekle kalmıyor seyirci...

BİZ NEREDE YANLIŞ YAPTIK?

Zihnin bir yerinden “Peki biz ne ara böyle olduk?” sorusu yükseliyor.

Bariz kötülükler karşısında bile siyasi kabilesine bakarak tavır alan bu toplumun aklı, fay hatları çatır çatır çatlarken neredeydi?

Benzer hisleri Gülse Birsel’in şahane filmi ‘Aile Arasında’yı izlerken de yaşamıştım. Gülerken, gözler nemlenirken bir yandan da kötülüğün bile içinde naiflik barındırdığı o dünyaya özlem duyduğumu hissetmiştim.

Sinema konusunda uzmanlığı olan bir eleştirmen değilim, bu işi hakkıyla yapan isimler varken bana düşmez bu iş zaten.

Cem Yılmaz’ın filmi de bir sosyal sorumluluk projesi değil, seyircinin aradığını bulabileceği türden, sıkı esprilerin serpiştirildiği 10 numara bir komedi/aksiyon...

Yaklaşık iki saat boyunca bolca güldüm, duygusallaştım, bazı sofistike esprilerin satır aralarındaki göndermelerden mana çıkartarak çok eğlendim.

Bir de görüntü ve ses kalitesinin, kostüm tasarımlarının, görsel efektlerin Türkiye’de daha önce görmediğim derecede iyi olduğunu belirteyim.

‘Arif v 216’nın harikulade atmosferini izlerken tek itirazım Arif’in cümlesineydi.

Filmin bende yarattığı his “Bana nostalji bastı, ben kalıyorum” oldu.

Emek veren herkesin ellerine sağlık...

X