"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Alıç ağacına selam

Yürek burkan kıyım görüntüleri, Salda’dan Fatsa’ya, Kazdağları’ndan İznik Ormanları’na talan haberleri düştükçe düşüyor...

Kirazlı’da Kanadalı maden şirketinin dımdızlak bıraktığı ormanın hakkını savunmaya çalışanlar bir yanda, “Daha Kazdağları’na 40 kilometre var” diye niyeyse savunma pozisyonuna tutunanlar öte yanda...

Orman katliamı konusunda bile ikiye bölünmüş vaziyetteyiz, dilerseniz bu konuda birbirimizi tebrik edebiliriz!

Kamuoyunun son derece rahatsız olduğu ortada... Millet beton bıkkını ve rant uğruna güzeller güzeli doğa miraslarının yağmalanmasına tepkili. Tepkinin “partiler üstü” olduğunu görmek için biraz objektif bakmak, duymak için “Ha bu çevreciler haindir” demeden kulak kabartmak gerekiyor...

Kime kulak kabartalım?

Elimde imkân olsa, okumayanı liseden mezun ettirmeyeceğim kitaplar listesinde yıllardır en yukarıda yer olan bir şaheseri yine tavsiye edeceğim...

Rahmetli Hikmet Birand’ın “Alıç Ağacı ile Sohbetler” kitabını...

Hikmet Birand, 1920’lerde, Cumhuriyet’in emekleme günlerinde eğitim için yurtdışına gönderdiği idealist, pırıl pırıl bir bilim insanıydı. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin kurucuları arasında yer alan, botanik üzerine, bitki sosyolojisi üzerine memlekete paha biçilemeyecek katkılarda bulunmuş mükemmel bir şahsiyet...

İlk baskısı 1968’de yapılan “Alıç Ağacı ile Sohbetler”, yazarın yıllarca ziyaretine gittiği bir “alıç ağacı”nın gözünden memleketimizin bitki örtüsünü duru ve edebi bir tatla aktarır. Ankara’da, Dikmen’in arkasındaki Çaldağı’nda, boşluğun ortasında duran alıç ağacı, toprağı, bitkiyi, suyu, nereden gelip nereye gittiklerini, nasıl yayıldıklarını, nasıl hayatta kaldıklarını ve insanoğluna nasıl yenik düştüklerini anlatır...

Bir zamanlar tüylü meşelerle beraber bir orman olarak yaşadıkları Çaldağı’nda tek başına kalmış olan alıç ağacı, kendisinin kurtulmuş olmasını altında bulunduğuna inanılan bir yatıra ve dallarına bağlanan çaputlara bağlar...

Önce meşeler gitmiştir, sonra alıçlar, otlar, çiçekler, hayvanlar, hayat...

“Niye?” diye sorar insanoğlu alıç ağacına “Odununu yakmak için meşe gitti, tamam ama orman ne diye kurudu?”

“Anlattım ya” diye başlar alıç ağacı söze ve devam eder: “Bizim de bir sosyal hayatımız var. Biz bitkiler teker teker değil, birlik halinde yaşarız. Bir birliğe katılan türler, o birliğin yaşamına, ortamına alışır. O ortamı bozan her olay birliğe katılmış türlere dokunur, zarar verir...”

İnsanoğlu “Yakınacaksanız haber vereyim ki buraları ağaç dikerek ormanlaştıracağız” diye söze girer az sonra... Alıç “Demek çıplak bozkır dağlarına teker teker ağaç dikip orman yetiştireceksiniz, şaşarım aklınıza!” dedikten sonra “Yapmazsanız iyi edersiniz. Serpecek çok mu paranız var? Bak dinle, teker teker ağaç dikmekle orman olmaz. Tutmazlar, çoğu tutmaz ya, tutsa bile gene orman olmaz. Çünkü orman kendi kendini eken, kendi kendini yetiştiren bir birliktir...” diye devam eder...

Kesilenin yerine hatıra fidanlığı yapmakla orman yapılmıyor yani; ha 14 bin fidan dikmişsin, ha 14 milyon fidan... Hayatı öldürüyorsun orada hayatı! Doğal kaynaklarını, doğa güzelliklerini Karadeniz’den Akdeniz’e, Ege’den Marmara’ya “gelecek yokmuş gibi” yiyoruz memleketin.

Artık yerinde yeller esen alıç ağacından veya Hikmet Birand’dan utanacağımız yok; bari çocuklardan utanalım, gelecekten utanalım...

 

X