Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çocuk öğretmen ve hayat

Hayatımız ince çizgiler üzerinde durur. Bir adım atarsınız, ömür boyu bambaşka biz düzlemde yürürsünüz.

Ya da sizinle ilgili birisi bir adım atar, hayatınızın seyri değişir; her şey bambaşka bir boyuta dönüşür.
Benimki öyle oldu.
Babam bir adım attı; ilkokul birinci sınıf öğretmenimse sınıftan kaçmaya hazır deli kalbimden tuttu. Bırakmadı.

* * *

Maraş’ın bir dağ köyünde, yaz günü, bir ardıç ağacının altında doğdum.
Köyde yol da okul da yoktu.
Okuma çağına gelince okula gidemedim.
Dokuz yaşıma girdiğimde, babam ansızın karar verdi.
“Çocukları okutacağım.” dedi ve kasabaya taşındık.
Okullar açılalı epeyce olmuştu.

* * *

Ağabeyimle, yabancısı olduğumuz bir ortama, okula, birbirimizin elinden tutarak varmıştık.
Dağlıydık ve kimsesiz, ıssız bir ortamda büyümüştük. Aile bireyleri dışında neredeyse hiç kimseyi görmemiştik o ana kadar.
Tedirgindik.
Heyecandan ayaklarımız yerden kesilecek gibiydik.
Okula vardığımızda ders başlamıştı.
Kapıyı çalmayı, hatta kapıyı açmayı bile bilmiyorduk.
Elimizle mi, ayağımızla mı ittirdik hatırlamıyorum, gıcırdayarak açıldı kapı.
Sınıfın huzurunda garip görünümlü iki gençtik.
Önlüklerimiz, o yıl okuldan mezun olanlardan alındığı için upuzundu. Rengi solmuştu.
Ayakkabılarımız lastikti.
Saçlarımız, makas olmadığından, koyunların tüylerini kesmekte kullanılan ve kırklık adı verilen makas benzeri bir aletle, kenarlarından yusyuvarlak kesilmişti.
Yani görüntümüz muhteşemdi!
Ne yazık ki o yıllara ait tek bir fotoğraf bile yok elimde. Ama gerçek şu ki, o yıllarda ülkemizde yaşayanların büyük çoğunluğu bizim gibiydi.
Neyse… Garip görünümlü, dağlı iki çocuk sınıfın huzurundaydık.
Birleştirilmiş sınıftı. Birden beşe kadar her sınıf grubundan çocuk vardı sınıfta.
Sınıf pür dikkat bize bakıyordu. Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra bir kahkaha tufanı koptu.

* * *

O anda içimde yekinen isyan duygularını anlatamam.
Farkında olduğumuz tek şey, sınıftakilerin bizim bu “garip” hâlimize güldükleriydi.
Birkaç saniyelik tereddüt geçirdik.
“Burası bize göre değil.” diyecek ve sınıfı, okulu, hayatı, babamın hayallerini terk edecektik veya birisi, bizi yüreğimizden yakalayacak ve orada tutacaktı.

* * *

Abdurrahman öğretmen arka sıraların arasındaydı.
Hızlıca yanımıza geldi.
“Sizi bekliyorduk, babanız bahsetmişti. Sizinle karşılaşmak ne büyük şeref, hoş geldiniz. Şu sırayı size ayırmıştık. Arkadaşlarınız tanıyamadıkları için gülüştüler, kusurumuza bakmayın.” dedi.
Elini uzattı. Büyük insanlar gibi davranıyordu bize.
Tokalaşmayı bile bilmiyorduk daha.
Abdurrahman öğretmen ellerimizden tuttu, sıktı.
Bir şefkat, merhamet ve dostluk anıtına çarpmış ve birkaç saniye önceki bütün isyan ve firar duygularımız bastırılmıştı.
Kader bizi dağlara, çobanlığa değil de daha anlamlı bir “mekâna”, okula göndermişti. Abdurrahman öğretmen ise o gün şefkat ve dostluğu ile sadece elimizden değil, yüreğimizden tutarak bizim orada kalmamızı sağlayan kişi olmuştu.

* * *

İlkokul ikinci sınıftan sonraki öğretmenimiz Ali Tanıtır ise hayatımıza yeni bir boyut kattı.
Okuma alışkanlığını, zorluklar karşısında pes etmemeyi, gecekondu okulunun öğrencileri olmamıza rağmen özgüveni Ali Tanıtır aşıladı.

* * *

Okullar açılalı bir hafta oldu.
Kimbilir kaç çocuk hayat yolunun ince çizgisinden dönecek ve hangi şanslı öğretmenin derin sezgileriyle okumaya karar verecek.
Ve o öğretmeni; yaşadığı sürece hiç unutamayacağı, boğuşup durduğu acımasız şartlardan onu çekip çıkaran tek kişi olacak.

GÜNÜN SÖZÜ

İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün, nasıl kayıp gidecek elinizden!
Nuri PAKDİL

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI