Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ankara ve kar

Ankara’ya kar yağdı. Şehir buz kesti, araçlar yollarda kaldı, trafik felç oldu, demeyeceğim.

Okullar gecikmeli tatil edildi, elektrikler kesildi, insanlar evlerinde üşüdü filan da demeyeceğim.

*

Ben olaylara beyaz tarafından bakanlardanım.

*

Kar yağdı Ankara’ya.
Kar, birçok şeyin üzerini örttü aslında.

*

Kar yağarken bir sevinç, bir huzur, beyaz bir mutluluk indi göklerden.
En çok da çocuklar sevindi. Çünkü çocuklar daha yakındırlar mutluluğa.
Hepimiz biraz çocuğuz aslında ve sevindik kar yağarken.
Bazılarımız için kar, birçok şeyi hatırlatarak yağdı. Anılar da yağdı karla birlikte.

*

Önce ağaçların dallarına indi kar, onları bir güzel sakladı insanların öfkelerinden.
Sonra taşıtların üzerini örttü; taşıtlardan uzaklaştırdı, korudu insanları bu kez de. Caddeleri, sokakları, parkları ak pak yaptı, beyazla buluşturdu herkesi.

*

Sonra sığ tartışmaları, ucuz hesapları; kinleri, nefretleri, kibirleri, tuzakları bir bir beyaza boyadı kar.
Kar yağınca göklerden, bir değişti ki Ankara, sormayın.

*

Kısa süreliğine de olsa beyaz bir dünya ile buluştuk; telaşsız, kaygısız, korkusuz beyaz bir dünyanın insanları olarak birbirimize selâm verdik, şakalaştık; aç kalan kuşları, sokak hayvanlarını, bu yıl bolluk bereket olacağını filan konuştuk.

*

Ne kadar iyiydi böyle.
Şu karlar erimese; şehrin, insanların ve araçların gerçek yüzü çıkmasa ortaya diye hayıflandık durduk.

İNSAN PORTRELERİ

Bir fakültenin giriş katında, asansör kapısının yanında, mütevazı bir boyacı sandığının başında oturuyordu.
Yaşı altmışa dayanmıştı.
Şaşkın, ürkek bakışları, gelip geçenlerin ayaklarındaydı sürekli.
Konuşmaya eğilimliydi. Anlatıyor, içini döküyordu çekinmeden.

• Otuz beş yıldır ayakkabı boyuyorum.
• Otuz beş yıldır sabah erkenden çıkıyorum evimden, güneş batarken de dönüyorum.
• Ankara’dan başka hiçbir şehre gitmedim ömrüm boyunca.
• Ankara’nın da öyle her semtini görmüş değilim.
• Benim için dünya şu sandıktan ve eve götürebildiğim ekmekten ibaret.
• Çocuklarımdan okuyan da var, iş arayan da.
• Bazen çok zorlanıyorum geçim konusunda.
• Bazen de evime ekmek götürüyor, mutlu oluyorum.
• Akşamları sofra kuruluyor, çocuklar oturuyorlar sofranın başına. Onlar yedikçe ben doyuyorum, onlar yedikçe ben doyuyorum.
• Onları bu şekilde seyretmek için çalışıyorum zaten.

MUCİZE

Mahsun Kırmızıgül’ün Mucize filmini izledim.
Sinema ve romanın etkisine inanırım. Sanki öteki sanat alanlarından daha yaygın bir dokunma imkânına sahip gibi gelir bana.
Aslında sinema ve roman kardeş gibidir.
Roman, filmin hayal edileni; film de romanın seyredilenidir.

• Mucize, gönlümüze dokunan, ağlatan bir film.
• Mucize’yi özellikle öğretmenlerimizin izlemeleri gerektiğini düşündüm.
• Öğretmen rolündeki Talat Bulut’un, bu mesleğin inceliklerini, sırlarını çözerek, kavrayarak oynadığını gördüm.
• 1960’lı yıllarda yol, elektrik, okul olmayan; kendi hâline terk edilmiş, unutulmuş bir dağ köyüne bir öğretmen atanıyor.
• İlgiye, şefkate, sevgiye, eğitime ihtiyaç duyan bir köyde, bir öğretmen birçok şeyi değiştiriyor.
• Engelli bir insanın sevgiyle engellerini nasıl aştığı yeniden görülüyor.
• Sezai Karakoç’un “Kaderin de üstünde bir kader vardır.” dizeleri film boyunca dilimin ucunda gezdi durdu.
• Film, ilk haftasında izleyici rekoru kırmış. İnsanımızın, yüreğine dokunan eserlere kayıtsız kalmamış olması daha da sevindirici.
• İçimizdeki “mucize”yi fark etmek için, Mucize filmini izlemeliyiz.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI