"Kadir Kır" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kadir Kır" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Kadir Kır

İki yeşil dağ, bir zümrüt koy ve açık deniz arasındaki cennet Marmaris Yatmarin

4 Haziran 2007
Açık denizin bitişiğinde, korunaklı bir koyda. Teknenizin iskelesi, sancağı dağlar tarafından kucaklanıyor. Avrupa’nın en büyük kışlama, ağır hizmet ve çekek marinası özelliğini taşıyor. Ayrıca Doğu Akdeniz’in, yat bağlama kapasitesi en büyük tesisi.

Marmaris’te, yalancı boğaz adı verilen bölgede, sınırlı imkanlarla kurulmuştu Yatmarin. Aradan geçen zamanda, Avrupa’nın en iddialı marinaları arasına girdi. 330 tonluk dev gezer vinci sayesinde bugün megayatlara bile hizmet verebilecek donanıma sahip. 2000 yata aynı anda ev sahipliği yapan tesis, gemi yapımcısı, işadamı Bilgin Özkaynak’ın kurduğu bir ortaklık tarafından işletiliyor./images/100/0x0/55ea8966f018fbb8f8866d4e

TEKNENİZ İNTERNETTE

Yatmarin, personelin gece ve gündüz olmak üzere iki vardiyada çalıştığı, 24 saat hizmet sunulan bir tesis. Bar, kulüp, TV salonu, okuma salonu, bilardo salonu, yüzme havuzu günün büyük bölümünde açık. Marina içinde FM bandından Türkçe ve İngilizce radyo yayını yapılıyor. Gece ve gündüz güvenlik kameralarıyla izlenen marina bu sayede uzaktaki yat sahiplerine teknelerini internet kanalıyla görme imkanı sağlıyor.

Tesiste, teknelerin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak mağazalar mevcut. Dev çamaşırhane ve restoranlar yatçılar için çalışıyor. Bu nedenle kış aylarında da marina yoğun ilgi görüyor. Yatmarin’de teknesini eve dönüştüren birçok yatçıya rastlamak mümkün. Çoğunluğu Avrupa ülkelerinden gelen emekliler.

Dünya turu yapan tekneler de çoğunlukla Akdeniz’de bakım gerektiğinde Yatmarin’i tercih ediyor. Birçok Yunan armatör, dev yatlarını bakım için Marmaris’e getiriyor. Nedeni tesisteki hizmet fiyatlarının cazip olması. Ayrıca onarım sırasında isteyen yatçı, tesisin 7 apart odasında konaklayabiliyor. 50 metre boyundaki tekneleri bile kaldıracak donanımı bulunan marinada, motor, boya, elektrik, tamir üniteleri faaliyette. 300 kişilik tecrübeli teknik personel yaz kış karınca gibi çalışıyor. Yakında 1000 tonluk bir vinçle, bakım ve onarım hizmetlerinin geliştirilmesi planlanıyor.

SAHİBİ OFFSHORE YARIŞÇISI

Marinanın sahibi Bilgin Özkaynak, çocukluk yıllarında denizle ve teknelerle haşır neşir olmaya başlamış. İstanbul’un Bostancı sahillerinde büyümüş. Denize yürekten bağlı. Tersanesinde tanker filoları inşa ederken, kendisi saatte 60 / 70 mil sürat yapan teknelerle yarışıyor. Kimi Offshore yarışlara üç tekneyle katılıyor. Şampiyonalarda kupa alacak kadar iyi bir yarışçı. Aynı zamanda Göcek Tüneli’ni inşa eden bir müteahhit.

Özkaynak, gönüllü turizm neferi. Marinaya gelen yatçılara Türkiye’yi tanıtmak için elinden geleni yapıyor. Eğlenceler düzenliyor, otobüs firmalarıyla anlaşıp İstanbul’a kadar uzanan turlar organize ediyor. Bir yandan da Paris, Cenova, Moskova’da düzenlenen boatshowlar’da Yatmarin ve Marmaris’i tanıtan standlar açıyor. Çabasının sonucunda Marmaris Yatmarin bugün Akdeniz’in en popüler marinaları arasına girdi.

Marmaris çevresinde günübirlik gezilecek koylar

GEBEKSE KOYU

Sıcak yaz günlerinde Marmaris’ten kaçmak, sakin bir koyda demirlemek isteyenler için ideal. Karşıdaki Rodos Adası’nı seyrederken, meltem rüzgarıyla serinleyebilirsiniz. Koyda bir de kilise harabesi bulunuyor. Teknenizi marinadan çıkarmak istemezseniz, Marmaris’ten kiralayacağınız 50 beygirlik motorlu bir tekneyle buraya yarım saatte ulaşabilirsiniz. Karayoluyla gelmeye kalkarsanız yarım gününüzü alır. Bu arada dağcılık yapmak zorunda kalırsınız.

ÇİFTLİK KOYU

Ay şeklindeki koyun tam karşısında çam ormanıyla kaplı bir ada bulunur. Koya her iki taraftan da giriş var. Dağlardan gelen çam kokuları eşliğinde geçer geceleriniz. Otel, motel ve kısa bir iskelesi var.

KADIRGA KOYU

En beğendiğim koy. Rodos’tan gelen ya da o yöne giden teknelerin uğrak yeri. Koyda yüzebilir, yandaki Kumlubük’teki balık restoranlarında akşam yemeği yiyebilirsiniz. Bu koyda Bill Gates ya da yeni Rus zenginleriyle karşılaşırsanız şaşırmayın.

RODOS

Marmaris’e tekneyle 40 dakikalık mesafede. Yeşil Marmaris firması adaya düzenli feribot seferi düzenliyor. Sadece "eski şehir" bölümündeki saat kulesinden gün batımını izlemek için bile gitmeye değer. Ortaçağ yerleşimlerini andıran bu bölgede, Osmanlılar’dan kalan birçok cami, Türk çarşısı bulunuyor. Kaleler, burçlar, UNESCO ve Avrupa Birliği fonlarıyla restorasyon geçiriyor. Dev limanı büyük tur gemilerinin uğrak yeri. Yunan adaları arasındaki sefer yapan büyük gemilerin de uğradığı liman oldukça yoğun.

TURUNÇ KOYU

Yıldız Adası karşısındaki koya Yatmarin’den tekne ile ulaşmak çok kolay. Yüzme ve mola vermek için ideal bir bölge. Eğer teknenizi yormak istemiyorsanız, gezi motorlarını da kullanabilirsiniz ya da günlük tekne kiralayabilirsiniz. Koy, Marmaris’e İçmeler Yolu ile bağlanıyor. Koyun yakınlarındaki Amos Harabeleri görülecek yerler arasında. İçmeler Koyu’nu ise koyun darlığı ve otellerin yoğunluğu nedeniyle tavsiye etmiyoruz.
Yazının devamı...

Bugün dünya yatçılarını ağırlayan eski maden iskelesi PORT GÖÇEK

28 Mayıs 2007
Teknesi olanlar, almayı düşünenler veya tekne kiralayacaklar için klavuz olması niyetiyle, "vira demir" diyoruz ve mavi yolculuğa başlıyoruz. Bu sayfada bir süre, marinalardaki hayatları, oralardan başlayacak mavi yol rotalarını, yakın koyları, yol anılarını anlatacağız sizlere. Dilerseniz buna "düş yolculuğu" da diyebilirsiniz. Kimbilir belki bir yazıyı okurken aniden karar verip, ilk uçakla Ege’ye, Akdeniz’e atacaksınız kendinizi. Sizi denize biraz daha yaklaştırabilir, tuzlu suyun şifa olduğunu, denizde, teknede olmanın ömrü uzattığını, bu kısacık hayat yolunda bir yolculuk da denizde yapmanız gerektiğini hatırlatabilirsem, ne mutlu bana. Deniz öyle bir sevgi, barış ortamı ki, bundan sizlerin de pay alması en büyük dileğim. Yıllarca Türkiye’nin marinalarında yaşamış, tek tek /images/100/0x0/55eadc63f018fbb8f89b5cd6yapımlarına şahit olmuş bir denizci olarak, sizi denizlere, marinalara davet ediyorum. İlk durağımız Port Göçek...

Eski bir maden iskelesi olan Port Göçek, Tavit Köletavitoğlu ve ekibinin mimarı olduğu, yeni ve ünlü marinalarımızdan. Doğal güzelliği olağanüstü. Denizi hep temiz. Proje aşamasında sazlıklara bile dokunulmadı. Tasarım olarak, hayal edilebilecek tüm vasıflara sahip. 60 odalı Swissotel, marinanın hemen yanında. Aralarından kanallar geçen evlerin bitmesiyle marinanın havası iyice değişecek.

Port Göçek, 150 yata kışlama imkanı veren bir kapasiteye sahip. Blues Yatçılık, ikmal ve donanım konusunda her türlü yardımı yapıyor.

Marina girişinde azami hız üç mil, bazen kendini kaybeden tekneciler hız limitini aşınca tekneler sallanıyor, çünkü marina yüzer pontunlarla yapılmış.

Bir zamanlar birkaç hanenin olduğu, şimdi sosyetik bir yerleşim yeri olan Göçek, birkaç marinayı barındırıyor, ayrıca birkaç marina projesi de izin bekliyor. Hatta bazıları yapım aşamasına girdi. Göçek böylece dolacak ancak Göçek havzası dağlar ve dar bir denize sahip olduğu için büyüme endişesi yok. Zaten yeteri kadar büyümüş ve son noktaya gelmiş durumda. Doğası gereği kontrolü elinde tutuyor.

Port Göçek’te her mayısta "Regatta" düzenleniyor. Açıkdeniz Yat Kulübü’nün düzenlediği yarışlara katılan tekne sayısı her yıl artıyor.

Önümüzdeki yıllarda, emin ellerde daha da ünlü olacak Port Göçek; çünkü sadece doğaya saygılı işletmelerle bu koyları korumak mümkün. Deniz Temiz Derneği (TURMEPA) Başkanı Levent Ballar, bu koyların temiz kalması için ciddi çalışmalar yapıyor. Dernek teknesi her gün teknelerden çöp topluyor, teknelerin ağaçlara bağlanmaması için şamandıralar yapıyor. Yeni açılan Göçek tüneli ve arıtma tesisi de iyi bir yatırım olarak hedefleri tutturmuş durumda. Sadece ana çarşıda bazı eksiklikler var ve ara yollarda çiçeklendirme zayıf.

Bir de belediyenin yaptığı uygunsuz çevre düzenlemeleri gözlüyorum ben, düzeltileceğini umuyorum. Ayrıca Göçek’in sadece marinalarıyla değil, dağ turizmiyle de yeni yatırımlara kucak açacağını... Meraklıları iyi zeytin yetiştirmek için Göçek dağlarıyla ilgilenmeli bence. İyi bir yat imalatçısıyken buraya yerleşip zeytin yetiştirerek zeytinyağı üretmeye başlayan Semih Dinler’i örnek alabilirler. Marinada bağlı, Tanju Kalaycıoğlu tasarımı teknesiyle dikkat çeken Dinler, bir taraftan da lavanta üretiyor.

Port Göçek’ten çıkıp nereye gidelim

İNLİCE KOYU Göçek’in bir mil doğusunda yer alan İnlice sahili, uzun bir kumsala sahip. Etrafı ise çam ormanlarıyla kaplı dağlarla çevrili. Balıkçı kayıkları burada daima kıçtan kara yaparlar. Suyu yüzmek için çok elverişlidir. Ama teknenin gecelemesi tavsiye edilmez.

KATRANCI KOYU Çamlık ve makiliktir. Milli parktır. Fethiye yolu hemen üzerinden geçer. Kaş’a, Kalkan’a giden tüm turistler burada mola verip fotoğraf çektirirler. Çünkü manzarası müthiştir; Babadağ zirveleri, koylar, Fethiye dağları, burun kıvrımlarıyla bir tablo gibidir.

TURUNC PINARI KOYU Burası, dünyanın en ünlü isimlerinin, Santorini, Atina, Beyrut, İtalya, Telaviv’den megayatlarla gelip balık yediği yerdir. Burada bir aile işletmesi vardır ve salatalar doğal domates, biberle yapılır, zeytinyağı ağaçtan toplanan zeytinlerin taşla ezilmesiyle çıkarılır. Odun ateşinde pişen ekmeğinin ve mezelerinin tadına doyulmaz. Dev tekneler alargada durur, küçük tekneler için tahta iskele vardır.

GEMİLER KOYU Meltem rüzgarına açık bu koyun yamaçları zeytin ağaçlarıyla kaplıdır ve karayoluyla bağlantılı olduğundan piknikçilerin de uğrak yeridir. Hafta sonlarında uğramanızı tavsiye etmem. Şişme botlar bir o yana bir bu yana giderek rahatsız ederler. Diğer günler için sahildeki çardak altındaki lokantaya gitmenizi, trekkinge buradan başlayarak Kaleköy’e gitmenizi ise şiddetle öneririm. Kaleköy antik bir bölge. Kilise harabeleri ve eski Rum evleri var. Koyun tam karşısında Gemiler Adası bulunuyor. Ada üzerinde eskiden yerleşim varmış ancak şimdi yok. Zeytin ağaçlarıyla dolu. Likya mezarları, agora, hamam gezilmesi gereken kalıntılar.

YASSICALAR Göçek’in en muhteşem görüntüsünü burada alırsınız. Hacı, Halil, Zeytinada, Şeytanada, kıvrımlarıyla sizi çok etkiler. Berrak denizin dibi beyaz kumla kaplıdır. Bir taraftan Göçek dağları, bir taraftan Babadağ ve Kapıdan yarımadası görünür. Özellikle uçaktan müthiştir bu manzara.
Yazının devamı...

Serin hava, kekik kokusu boz dağlar, masmavi deniz Bozburun

11 Eylül 2006
Ama denize bakın, belki de dünyanın en güzel ve temiz denizi. Boz renkli dağları ve sert rüzgarları olmasına rağmen, her yıl yat trafiği artıyor. Güzelliği de biraz zor bozulacak bir yöre, çünkü gelmesi gitmesi öyle kolay değil. İster havadan deniz uçağıyla, ister karadan limuzinle gidin, iki saat yollardasınız. Bu yüzden zor ve boz, burayı anlatmak için gerekli iki birleşik kelime gibi duruyor. Gitmesi zor evet ama vardığınızda bozu bir tarafa bırakacaksınız, mavi derin denizler ve turunç renkli günbatımı kalacak aklınızda.

Derin ve temiz denizlerde iri sinaritler, akya meluryalar, kalamarların en güzeli... Şarap ve günbatımı... Bunlar Bozburun’da sözün, yazının bittiği, rüyanın başladığı anı simgeler. Bozburun, uzun yıllar Göcek’te sıcak ve yeşil ormanların havasında dolaşmışlara ilaç gibi gelen serin havasıyla, kekik kokularıyla karşılar sizi. Her mili, her koyu ayrı güzeldir. Söze gerek yok, fotoğraflara bakmanızı tavsiye ederim.

Dar bir liman olan Bozburun limanı, tam karşısındaki Yeşil Ada’yla arkadaşlık eder. Adına bakmayın Yeşil Ada’nın, o da boz renklidir, ama çok temiz ve bakir koylarıyla ünlüdür, üzerinde antik kalıntılar vardır. Kisseli Ada civarında ise dünyanın en güzel duru suyu bulunur, desem yalan olmaz. Ada boğazı derinliklerini de sadece fotoğraflara bakarak bile tahmin edebilirsiniz.

Kisseli Ada’nın tam karşısında Türkiye’nin ilk yelkencilerinden Prof. Süleyman Dirvana’nın evi bulunur. Teknesi Seddülbahir, evinin önünde durur. Bozburun’un bir diğer ünlüsü de Bülent Ortaçgil’dir. Uzun yıllar yazlarını ve bazen kışlarını burada geçiren Ortaçgil, Bozburun üzerine bir şarkı bile yapmıştır.

RÜZGARIN TEKNEDEKİ MÜZİĞİ

Tüm postane, market, yemek, su, yakıt ihtiyaçlarınızı giderecek imkanlara sahip olan Bozburun’un limanı küçüktür, büyük tekneleri ancak alargada misafir edebilir. Son yıllarda tekne yapımı açısından ilerlemiş olsa da Bozburun tekneleri yine de yeterli düzeye ulaşamamıştır. Daha ucuz olsun diye Marmaris’ten buraya tekneler gelir kışlamaya. Dediğim gibi bu bölgede ağaç, yeşillik azdır ama dağların ayrı bir haşmeti, güzelliği vardır. Yine dediğim gibi suyun güzelliği hepsinin önüne geçer. Bozburun’un meltemi, teknenin pupasından girer, kamaralarda bir dolaşır, iskelesinde ses yapar, dolap kapaklarını titretir, sancakta ayrı bir müzik oluşturarak bastondan çıkar; ünlü bestecilerden bile böyle müzik dinleyemezsiniz, kimse hálá bu rüzgarı notaya dökememiştir.

Orhaniye koyunun ortasında bir ada bulunur. Antik çağlardan kalma harabeler hemen göze çarpar. Ünlü Kızkumu buradadır. Yürürken denizde yürür gibi olursunuz. Zemin balçık olduğundan demirleme kolay değildir ama burası her havada güzel, rüzgara karşı korunaklı bir koydur. Dağlardan gelen rüzgarın sesini, Carmina Burana’ya benzetirim ben zaman zaman. Bu rüzgara rağmen, deniz olmaz.

Martı Marina bu koyda, yeşillikler arasındadır. Kış ayları için ideal bir marinadır.

Orhaniye Bayır Şelalesi’ne de yakındır, daha çok offroad yapan cipleri görürsünüz buralarda. Eren dağı eteklerindeki Baybassos antik kentine de buradan ulaşılabilir.

BOZBURUN ŞARABINA DOĞRU

Selimiye koyu da oldukça korunaklıdır. Sınırlı sayıda balık restoranı olsa da her zaman taze ve çeşitli balıkla deniz ürünleri bulabilirsiniz. Eski adı Losta olan Selimiye koyu, şirin bir yerleşim yeridir. Her çeşit ürünü tazedir; suyu boldur. Muz bile yetişir burada. Ağustos sonunda köylüler badem toplarlar. Keçinin de bol olduğu yöreye yolunuz düşerse, keçi peyniri almayı ihmal etmeyin. Fransa’da en pahalı peynirdir keçi peyniri. Üstelik zayıflattığı söylenir. Kırmızı şarapla da çok iyi gider.

Bu arada meraklılarına not: İlerde Bozburun şarabının adını duyarsanız şaşırmayın. Yörede değişik bir üzüm yetiştiriliyor. Yatırım için de uygun araziler var. Yörenin incir ve hurması da ünlü.

SERÇE LİMANI’NDA DİKKAT

Burası da çok korunaklı bir liman ama rüzgarlı. Özellikle kasım-aralık aylarında tehlikeli de... Bu yüzden batmış gemi kalıntılarıyla dolu dipleri. Aynı zamanda diplerde arkeolojik kalıntılar da var. Ünlü sualtı arkeoloğu George Bass ve ekibi, inanılmaz sabırlı dalışlar yaparak buradan çıkardıkları parçaları, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ne kazandırdılar.

KURTARICI GEBEKSE KOYU

Yakınlarda bir yerde havaya yakalanırsanız, derhal gideceğiniz koy. Serin ve kumluk plajıyla keyife çağırır sizi. Üstelik belki de tek tekne sizinki bile olabilir. Geleni gideni fazla olmayan, sakin bir yerdir. Burada da eski bir kilise kalıntısı görürsünüz.

RÜZGARLI BOZUKKALE

Dağlarla çevrili bir koy. Eski adı Loryma. Burada da kale kalıntıları bulunuyor. Eğer tekneden çıkıp da dolaşmak isterseniz, tam karşınıza Rodos Adası geliyor. Suları derin, tekneniz alargadayken esen rüzgara bakarsanız, dışarıda fırtına olduğunu sanabilirsiniz. Oysa sadece bu koya özgü, özel melodili, sekiz oktav sesi olan bir rüzgar bu. Söyleyeyim, Pavarotti bile bu sesi zor çıkarır.

KOPÇA GİBİ KİSSELI ADA

Bu adanın çok hoş bir görüntüsü var. Kopça gibi. Denizinin dibi kum ve pırıl pırıl. Eski kilise kalıntılarına rastlarsınız burada. Günbatımları da muhteşem. Güneş önce sarı, kızıl, sonra da portakal rengini alarak batıyor ve ardından çıkan mehtap serinletiyor. 7500 metre yükseklikten uçarken görünen manzarayı, dünyanın başka hiçbir yerinde göremezsiniz. Burada tek olumsuzluk balık çiftliklerinin çokluğu. Körfez dışına çıkarılmamaları, suların güzelliğini ve temizliğini tehdit ediyor.

ÇİFTLİK KOYU

Bölgenin en uç koyu. Meltemde korunaklı, ancak poyrazda durulmaz. Koyda, yatçıların kumanya, su, elektrik gibi hizmetleri alabileceği Fanya Club adında mütevazı bir tatil köyü var. Ancak dikkat, buradaki dağların yüksekliği sizi korkutabilir. Buradan kara yoluyla Marmaris’e ulaşabilirsiniz. İç kısımlarda ise Bayır köyü var, yolunuz düşerse, elma esansı, kekik özü suyu gibi her derde deva doğal ürünler alabilirsiniz
Yazının devamı...

Akdeniz’in turkuvaz renkli sahillerinde kuş uçuşuyla Antalya-Alanya

4 Eylül 2006
 Pilot Ali Kadir Sungu ile yeni bir maceraya atılmak üzere Antalya Havalimanı’nda apronda motor çalıştırma izni beklerken, bölgenin durumu geliyor gözümün önüne: Akdeniz çanağındaki en güzel kıyılara sahip Antalya, yeni yatırımlar sayesinde hızla gelişiyor; iç ve dış turizm artıyor. Merkezde ve kıyı şeridinde her gün yeni bir otel, yeni bir tesis açılıyor. Bu gelişmeler planlananın üzerinde bir hızla yapılıyor olsa gerek ki, altyapı çalışmaları bir türlü eşzamanlı bitirilemiyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi ve yerel belediyeler el ele vermiş, büyük bir süratle çalışıyorlar. Antalya merkezi ve havaalanı yolu, Miami’den gelen palmiyelerle süslendi. 20 yıldan beri el değmeyen kıyı şeridindeki yolların çoğu, bugün Florida’dakilerden bile daha iyi durumda.

Antalya Havalimanı’nda ise yeni pist ve apron çalışmaları devam ediyor. Artan uçuş sayısı sonucunda büyütme çalışmaları yapmak kaçınılmazdı. Son yıllarda hayatımıza giren Pegasus, Atlas Jet ve Onur Air gibi şirketlerin tarifeli seferleri sayesinde uçak bileti pazarı kızıştı. Bilet alacağınız zaman, milyarder bile olsanız, farklı havayollarının cazip fiyatları karşısında kafanız karışıyor. İstanbul’dan Antalya’ya gelirken kullandığım Pegasus Havayolları, Amerika’daki birçok havayolundan daha dakik servis veriyor. İkram ve iniş-kalkış mükemmel.

Beklenen izin geliyor, motoru çalıştırıyoruz. Birkaç dakika sonra havadayız. Rüzgar sıfır, sıcaklık 30 derece. Kuzey yönünde trafik yoğun. Devamlı uçaklar iniyor, uçaklar kalkıyor. Antalya’nın sadece kıyıları değil, semaları da dolu.

SİVRİSİNEK YATAĞI BELEK MUHTEŞEM TESİSLERLE DOLU

300 metre irtifada yapılan güzel ve kısa bir seyirle Antalya’dan Alanya’ya giderken ilk büyük tatil beldesi Belek’e varıyoruz. Yıllarca buralarda uçmuş ve çalışmalar yapmış biri olarak gözlerime inanamıyorum: Belek’te bir inşaat patlaması olmuş. Kıyı, köşe, her yer muhteşem görünümlü tesislerle dolu. Kremlin Sarayı, Venedik gibi konseptli oteller sıra sıra... Bunların hemen arkasında ise uluslararası standartlarda golf sahaları ve deluxe golf tesisleri var. Bir zamanlar sivrisinek yatağı olan Belek’in bu hale geleceğini kim tahmin ederdi ki?

SİDE MÜZESİ’Nİ GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Denizci olunca, insan koylara ve kıyılara daha dikkatli bakmayı öğreniyor. Pilot Ali Kadir Sungu ile altımızdaki turkuvaz rengi kıyılara bakıyoruz. Dağlarda başlayan ormanlar, denizin dibinde de devam ediyor gibi; öyle bir renk egemen doğaya... Denizin tabanındaki taşlar 300 metre yüksekten tek tek seçiliyor. Vizörden mi bakayım, bu güzelliği çıplak gözle mi seyredeyim diye düşünüyorum; kafam karışıyor. Akdeniz’in Türkiye kıyıları hem tekne gezileri için çok uygun hem de karada yapılacak antik şehir gezileri için. Ben bunları düşünürken, Side’ye varıyoruz. Arkeologların daha çok işinin olacağını düşündüğüm bu bölgenin benim için ayrı bir önemi var. Antik Side’nin simgesi nardır. Biraz hayal gücüyle, ağzı hafif açılmış bir nara benzeyen Side’de yapılaşma çok fazla. Bundan 25 sene önce ufacık, şirin pansiyonlarda kalırdık. Şimdi ise devasa yapılar var, daha kötüsü plansız inşaatlar gözü rahatsız ediyor.

Eğer yolunuz Side’ye düşerse, antik tiyatroyu ve Side Müzesi’ni görmeden ayrılmayın burada. Müzede geçireceğiniz birkaç saat hayatınıza çok şey katacak.

KUŞ UÇUŞUMUZ KARTAL UÇUŞUNA DÖNDÜ

Antik Side’ye veda ederken Avşallar bölgesinin üzerinden uçuyoruz. Burada da sahil yeni tesisler, denizde yüzenler ve teknelerin arkasına bağlı paraşütle parasailing yapanlarla dolu. Kıyılar o kadar geniş ki, herkese yer var. Denizi şimdikilerden daha çok sevecek bir nesil yetişene kadar da dolacak gibi durmuyor.

Bu sırada kuç uçuşumuz kartal uçuşuna dönüşüyor. Gittikçe yükseliyor, aşağıya 900-1000 metreden bakıyoruz. Alanya’ya bir bakıyoruz, karşımızda dev bir burun! Doğanın kendi elleriyle, rüzgar, tuz, deniz ve güneşle yonttuğu adeta devasa bir heykelin karşısındayız. Yarımadanın üzerindeki inci gibi Alanya Kalesi tam karşımızda.

Alanya ileride cruise turizmi için ideal bir merkez olacak. Çünkü limanı dev gemiler için çok uygun ve korunaklı. Zaten burada antik tersaneler varmış. Yakın zamanda okuduğum Özgen Acar imzalı yazıya, Alanya Kalesi içinde bulunan antik gemi çizimleri eşlik ediyordu. Bu kıyılardaki beş bin senelik teknecilik tarihinin bugün de devam ettiğini görmek, beni çok mutlu ediyor.

Gözümüz yukarıda, süratle Toroslar’a doğru uçuyoruz. Yukarı tırmanırken Kaptan Eudomos’u düşünüyorum. Binlerce yıllık lahidinde ne yazıyordu: Son limana girdi, demirledi gemi / çıkmamak üzere / çünkü ne rüzgardan / ne de gün ışığından yarar var artık

DAĞLARIN ARKASINDA YENİ MERKEZ OLUŞUYOR

Artık bin 500 metrede, kızgın güneşten uzakta, Toroslar’ın karlı tepelerinin eşiğindeyiz. Manavgat Şelalesi’nin doğuş noktasındaki bir doğal göl çıkıyor karşımıza. Sonra Toroslar’ın arkalarındaki Akseki Yaylası’na bakıyoruz yukarıdan. Bu arada, Akseki deyip geçmeyin; buradan çok zengin çıkar. Amerika’da Aksekili ne çok dolar milyarderi gördüm ben. İleride Manavgat Oymapınar Barajı var. Burada yeni bir turizm havzası oluşuyor.
Yazının devamı...

Yeniden eski güzelliğine kavuşacak doğa harikası Gökova Kıyıları

30 Ağustos 2006
Dili geçmiş zaman kullanıyorum, çünkü bir kez daha, köylerin içine kadar giren orman yangına kurban gitti; 900 hektar ormanını, sadece bu bölgede yetişen Halep çamlarını, doğal hayatını, canlılarını kaybetti. Beş yıl önce de böyle olmuştu, körfezin cennet köşelerinden Akbük’te Ağustos 2001’de de bir yangın çıkmış ve Halep Çamı Yetiştirme ve Koruma Alanı’nda 14 hektarlık alan kül olmuştu. Yangınlarla Türkiye’nin yüreği bir kez daha dağlandı ancak Gökova, yeniden ayağa kalkacak, diye düşünüyorum. Her türlü yıpranmaya karşı kendini onararak güzelliğine bir kez daha kavuşacak. Bu yüzden bu hafta sizlere mavi yolculukların başlangıcı, doğa harikası Gökova’yı anlatmak /images/100/0x0/55eb09c8f018fbb8f8a6fc9aistiyorum. Unutmayın, Gökova körfezini dolaşmadan mavi yolculuk yaptım, denilemez...

Tanrı dünyayı yaratmış

Gökova’yı nakşetmiş

Cenneti tasvir için

Kullarına bahsetmiş


Gökova’nın en kısa turundan bile zevk alınır. Bodrum Milta Marina’dan hareket ederseniz, tam pruvanızda yavaş bir seyirle üç saat içinde Büyük Çatı ve Küçük Çatı koylarına gelirsiniz. Bu noktalara helikopterle 25 dakikada, hızlı bir tekneyle bir saatte geleceğinizi unutmayın. Şimdilerde tekneler hızlandı. Her türlü navigasyon aleti ilerledi. Gece gündüz seyir yapılabilecek şekilde donanımlar çoğaldı. Tüm teknik olanaklara karşı değişmeyecek tek şey, yukarıdaki Gökova şiiri...

Ünlü denizci Sadun Boro bu bölgeyi çok sever. Teknesi Kısmet’le buralara gelir. Karacasöğüt’te yelkenci dostlarıyla kalır. Uzun süren yazlarını burada geçirir. Canı sıkılırsa, bir Yedi Adalar, Çökertme yapar, sonra tekrar Amazon Koyu’na döner. Sakinleşen havalarda Bördübet, Büyük Çatı, Küçük Çatı’da yelken yapar. (Bu arada nüfus kağıdını değiştireceği zaman yaşına baktım; 80. Akıl ve beden yaşıysa 20 civarında!)

Knidos burnuna kadar kilometrelerce uzanan dev bir körfez olan Gökova’nın yüzlerce koyu var. Havadan dolaştığınızda Çökertme ören kıyıları o kadar yalçın ki, esen rüzgarlar sıfır havada bile sizi sallar, güçlü motorlarınız olsa bile türbülansa girer, sık sık düşersiniz. Bu nedenle sabah uçmanızı öneririm. Yoksa öğle saatlerinde başlayan termik ve yamaç rüzgarlarıyla çok yıpranırsınız.

Gökova’da kendine özgü bir rüzgar da var. Sanırım Kıran dağlarından estiği için "Kıran" denilen bu rüzgar, temmuz sonu-ağustos başı gibi meydana çıkar. Hava birden kurur, dağlar çok net gözükürse bilin ki Kıran geliyor. Bu rüzgar teknelere cehennemi yaşatır, ama üzülmeyin, hemen cennete demir atarsınız...

DEMİR ATILAN CENNET SEDİR ADASI

Sedir Adası, Kleopatra Adası olarak da biliniyor... Bir Karya yerleşim bölgesi olan Sedir, antik kalıntıları, tiyatrosu, ince kumlu sahiliyle göz dolduruyor. Kumu, adeta kristal bir mücevher gibi. Bu kumu Mısır’dan, Kraliçe Kleopatra denize girsin diye Antonius’un getirttiği söylense de inanmayın, günümüzde bile bu kadar çapkın bir erkek olamayacağı bir gerçek. Bu kum, denizde bulunan karbonatlı taşların dağlara sürtünmesinden ve parçalanmasından meydana gelmiş. Koruma altında. Dışarı çıkarılması yasak. Sedir adasından kum üzerinize yapışmışken duş almadan ayrılmak, kumlara havlu sermek, plaja kıyafetle girmek, piknik yapmak, mangal yakmak da yasak.

SAKİNLİĞİ VE MİMARİSİYLE ÖNE ÇIKAN BELDE: AKYAKA

Kuzeyde 1000 metreye yükselen Sakar Dağı, doğuda berrak Kadın ve Akçapınar azmakları, azmaklar arasında uzanan bereketli ova ve Gökova Körfezi’ne açılan ıssız koylar... Akyaka, harika iklimi, bakir temiz koylarıyla çekiyor insanları. Bir özelliği de mimarisi. Yöresel mimarisini kazandıran Nail Çakırhan’la özdeşleşmiş bir belde. Çakırhan, dedesinin Ula’daki evinden esinlenerek Akyaka’da kendisi için yaptırdığı, ahşap işçiliğiyle öne çıkan ve daha sonraları Çakırhan olarak anılacak konakla, Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü almıştı. Mimarlık eğitimi olmamasına karşın bu bölgeye yakışanı öngörebilen Çakırhan, kendi evinin ardından, dostlarına ve akrabalarına da Akyaka’da benzer özgün projeler yapmıştı. Akyaka’da bugün yaklaşık 80 yapı Çakırhan’ın imzasını taşıyor.

Akyaka’da deniz soğuk kaynak sularıyla karıştığından, bir taraftan ılık, bir taraftan soğuk etkisi yapıyor. Tekne için bir barınak var ancak su seviyesi ve mendirek ağzı sık sık değiştiğinden konaklama pek tavsiye edilmiyor. Muğla Marmaris kavşağına yakın olan Akyaka, Dalaman ve Bodrum Havaalanı’na gitmek isteyenler için ideal transfer yeri. Dalaman yarım saat uzaklıkta.

Akyaka’da dere kenarında güzel restoranlar bulunuyor. Yol molasını burada verebilirsiniz. Her zaman taze balık ve ev yemekleri yiyebilirsiniz. Önünüzde ördekler oynaşır, kızgın güneş dalların arasından kaybolur, derenin içinde yüzen balıkları görürsünüz. Ayrıca eğer derede bir bot ya da balıkçı motoruyla gezerseniz, kendinizi Indiana Jones filmlerinin içine girmiş gibi hissedebilirsiniz. Hollywood bunu film platosunda yapar, bu bölgedeki atmosfer ise yüzde yüz doğaldır. Üstelik efektler daha güçlüdür; kaz, kurbağa, rüzgar seslerinden oluşan efektler...

İNGİLİZ LİMANI, AMAZON VE BÖRDÜBET

Gökova’nın bir diğer güzel koyu Löngöz. Kargılıbük olarak da anılıyor. Denizi tertemiz, ormanlar arasında, korunaklı bir koy. Az tekne barınır burada. Akşamüstü saatlerinde teknenizden çıkıp yürüyüş yollarına girerseniz, çok güzel açılar yakalayabilirsiniz. Löngöz Ballısu koyuyla sırt sırta. Buralarda da geçmişte yangınlar olmuştu. Fideler yavaş yavaş büyüyordu.

Löngöz’den biraz ileride Gökova Körfezi’ndeki klasik günbatımı noktası Yedi Adalar bulunuyor. Biraz daha giderseniz ise Amazon ve Bördübet koylarına ulaşıyorsunuz. Bördübet adının, II. Dünya Savaşı’nda, Alman savaş gemilerinden kaçarak bu elverişli coğrafyaya gizlenen İngiliz askerlerinin, buraya ’’bird the bed’’ yani kuş yatağı demesinden kaynaklandığı söyleniyor. Reşadiye Yarımadası’nın Gökova’ya bakan tarafındaki Bördübet koyunda, denizin bir kanal gibi çam ormanlarının içine girmesi de burayı daha da özel yapıyor.

Amazon’a ise Maden koyu da deniyor. Datça yolu üzerinden karayoluyla da ulaşılabiliyor. Denizinde derinlik az olduğu için teknelerin giremediği koy, her havaya kapalı bir bölge. Mart ayında gitseniz, her tarafta yeni açmış çiçekler görürsünüz. Koyun bitiminde bir kamping yer alıyor. Trekking için uygun yerleri var.

Bölgede İngiliz Limanı olarak bilinen koy ise adını, burada saklanan İngiliz filosundan alıyor. İsmi bana ilginç gelen bir bölge de Balıkaşıran. Haritalarda Gökçeler koyu diye geçiyor. Balıkaşıran denmesinin hikayesi şu: Hisarönü körfezi ve Gökova’nın birbirlerine en yakın olduğu nokta burası. Bencik koyu ile Balıkaşıran sırt sırta. Balıklar Hisarönü’nden Gökova’ya havada uçarak atlarmış. Bu yüzden burada Balıkaşıran denmiş.

OKLUK’TA SEKİZ NUMARALI AĞACA KIÇTAN KARA

Eski cumhurbaşkanlarından Turgut Özal’ın tatil yaptığı yer. Sadun Boro burada sekiz numaralı ağaca kıçtan kara yapar. Boro’nun Gökova’ya hediye ettiği, Heykeltıraş Tankut Öktem’in yaptığı deniz kızı heykeli burada dikili. Üzerinde şunlar yazılı: ’’Bu deniz kızı, düşlerini süsleyen cennete erişebilmek için, nice engin denizler, ufuklar aştı... Kıtalar, adalar, koylar dolaştı... Ta ki Gökova’ya ulaşana kadar.’’ Heykelin boynunda daima taze çiçeklerden bir kolye vardır, eğer yoksa siz bir kolye yapıp takın. Yürüyüş için de ideal bir bölge olan Okluk bir bakıma doğal ürünler cenneti. Domatesleri, fasulyesi, kayısı rengi yumurtası enfestir. Şimdi anladınız mı, Boro niye 80 yaşında bu kadar zinde?

GELİBOLU LİMANI

Burası muhteşem bir delta. Arka taraf çam ormanları ve zeytinağaçlarıyla kaplı. Sazlar, kanallar ve minik akarsularla dolu el değmemiş bir cennet. Batı yakasındaki tahta iskeleden, Sedir Adası’na dolmuş motorları kalkıyor. Günübirlikçilerin yeri. Aslında burası, Gökova’nın güney yakasındaki en son koy. Karşısında Çamlı Ada, süper bir manzara oluşturuyor.

BÜYÜK VE KÜÇÜK ÇATI’LAR

Ucunda fener bulunan Mersincik burnundan kerteriz alarak buraya girebilirsiniz. Denizi havuz, suyu billur gibi olan bu koyun güney yakası çam ormanlarıyla çevrili. Bir romanda geçiyormuş gibidir günbatımı ve doğumundaki renk değişimleri. Peri kızıyla denizcilerin efsanesinin burada yaşanmış olması tesadüf olmamalı.

EN BÜYÜKYERLEŞİM KOYU

Gökova’nın en büyük yerleşim koyu ise Karacasöğüt. Yat yanaşma yerini Aynur kaptan yıllardır eşiyle birlikte işletiyor. Burada bulunan Gökova Yelken Okulu’nu ise ünlü bir yatçı olan, eşi ve çocuklarıyla tekneyle dünya turu yapan Haluk Karamanoğlu’nun yönetiminde. Burada yatılı yelken kursları var. Daha çok yatların uğradığı küçük Karacasöğüt, aynı zamanda Gökova Körfezi’nde müstakil yazlıkları olan bir sayfiye yeri.
Yazının devamı...

Stratejik, arkeolojik mitolojik kıyılarımız KAŞ, KALKAN

21 Ağustos 2006
Kaş limanı ise 20 yıl önceki haliyle duruyor. Tekneler için yetersiz. Kuzeyde bulunan Bucak koyu ihale edilirse, 2000 tekne alacak kapasitesiyle korunaklı bir liman olabilir. Aslında görüşmeler devam ediyor. Kaş kısa sürede Akdeniz’in en büyük marinasına kavuşabilir. Tabii bir de havaalanı lazım. Kaş, tek başına bir güzellik değil. Çevresinde hem denizden, hem karadan gezilebilecek pek çok doğal ve tarihi alan var...

TURKUAZ BÖLGEDE KIRMIZI HAT

Homeros’un ünlü İlyada destanında kısa bir öyküyle anlatılan Kaş, Kalkan kıyıları, şu sıralarda stratejik hava ve deniz alanlarıyla siyasi arenada hararetli tartışmalara sahne. Burada, komşu Yunanisan’la zaman zaman kavgaya neden olan kayalık ve yerleşim olmayan irili ufaklı ada parçaları var. Ada kayaları çok olan bölgede in cin yaşamıyor ama kopan fırtına çok. Bizim kıyılarımız nerede biter, geçiş iznini kim verir konusu, 40 yıldır sürmekte. Bu nedenle her iki ülke, en pahalı jetlerini ve en nadide pilotlarını kaybediyor.

Hatırlarsınız, 23 Mayıs’ta Yunan ve Türk savaş uçakları birbirleriyle Girit açıklarında "güç sınaması" yaşadılar. Bana göre, biraz oyun oynadılar. Buna havacılık tabiriyle "it dalaşı" deniyor. Ben bu tabiri çok çirkin buluyor ve olsa olsa iki centilmen pilotun tanımlı alanda karizma göstergesi olarak tanımlıyorum. Sonuçta uçaklar düştü, Yunanlı pilot öldü, Türk pilot da son anda mucize eseri kurtuldu. Bu yeteneklerin yetişmesi, uçaklardan daha önemli. Bunu bilen iki tarafın genelkurmay başkanları, sıcak görüşmeler yaptılar ve bu tip olayların olmaması için karara vardılar. Umuyorum ki bundan sonra bu denizlerde barış hakim olacak.

Ben it dalaşı tabirini çok yavan buluyorum. Çünkü iki tarafın pilotları da bana göre son derece centilmen ve zarif subaylar. Diplomatik alandaki başarısızlıklar, onların üstüne kader diye yazılıyor. Neyse, biz havada sortiler yapan jetleri bir yana bırakıp, bizleri takip eden yunuslara dönersek, işte o zaman karşımızda Kalkan’ı buluruz.

KAŞ’I AŞAN BELDE: KALKAN

Kalkan, Atalya’nın ilçesi olan Kaş’a bağlı ve ondan 25 kilometre uzaklıkta bir belde ancak şu anda artık Kaş’tan daha büyük ve kalabalık. Son yıllarda Akdeniz’de bir İngiliz kasabası görüntüsünde. İngilizlerin satın aldığı arsalar ve yaptırdığı villalarla dolmaya başladı. Aslında sayıları 30 bini bulan İngilizler, Türkiye’yi bir anlamda AB’ye sokuyor. Ama şu sıralar denizden çok, oldukça uzun süren tapu işleri konuşuluyor. Bence İngilizler’in ilk öğrendikleri Türkçe kelime, tapu.

Muhteşem bir koyun kıyısında olan Kalkan, otelleri, pansiyonları, restoranları ve alışveriş merkezleriyle, her yıl binlerce turist çekiyor. Yat limanı, uğrayan teknelerin her türlü ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede. Mimari yapısı ve kent dokusu biraz bozulsa da beyaz boyalı eski evleri, dar temiz sokakları, pencere ve bahçelerden sarkan rengarenk çiçekleriyle tipik bir Akdeniz balıkçı kasabası burası. Eski adı Kalamaki. Tahmin edersiniz, yüzyıl başlarına kadar nüfusunun ağırlıklı bölümü Rumlardan oluşuyormuş. Kent merkezindeki Kocayaka camii, eski bir Rum kilisesi.

İçi denize girmek için pek uygun değil. Ancak dolmuşlarla çevredeki plajlara gidilebiliyor. Bunlardan biri Kaş yolu üzerindeki Kaputaş plajı. Ayrıca Patara ve Kekova da çok yakın. Marinadan kalkan teknelerle günübirlik turlara da gidebilirsiniz. Toros yaylaları da çok yakın; en bilineni Bezirgan Yaylası ve İslamlar köyü. Buralarda hava sıcaklığı, kıyıya göre dört beş derece daha düşük. Sürekli esen rüzgarlar da serinlik sağlıyor. Yayla turu düzenleyen seyahat acentelerini Kalkan marinasında bulabilirsiniz. Ayrıca çok sayıda güvercini barındıran Güvercinlik Deniz Mağarası, iki kilometre mesafede ve tekneyle de ulaşılabiliyor.

Kalkan koyunun tam karşısında Gurmeli adası var. Sahile bir mil uzaklıkta. Alt ucunda bir kayalık ada daha bulunuyor, balıkçılar burada ağ atıyorlar. Bu bölgedeki kayalık adalar, Türkiye sınırında, ama rota üzerindeki Yunanistan’ın Meis Adası’na doğru olan adakayalıkların durumu belirsiz. Buradan rota aldığınızda Meis Adası’ndaki Stefanos fenerini görebilirsiniz. Yine bu bölgede bulunan Kaptanoğlu kayalığına dikkat etmelisiniz.

BİR LİKYA KENTİ: KAŞ

Antalya’ya 200 kilometre uzaklıkta, deniz kıyısında küçük bir sayfiye yeri olan Kaş, üç mil uzaklıktaki Yunan adası Meis’le komşu. Kaşlıların meşhur şakasıdır; "Burası Kaş, orası göz" derler. Kaş’a giderken, Akdeniz’in en güzel mavilerini, doğanın en güzel yeşillerini görebilirsiniz. Kaş bir Likya şehri; eski adı Antiphellos. Karya ve Likya bölgeleri arasındaki bağlantıyı sağlayan yolların kesişme noktasında bulunan Antiphellos, aynı zamanda bir ticaret limanıydı. Ancak tarihi eserleriyle birlikte, tam bir doğa cenneti de. Çukurbağ Yarımadası bir dil gibi denize uzanır, aynı zamanda üç kilometrelik iyi bir yürüyüş parkuru olan bu bölgede, dolunayın denizle dansı eşsiz bir manzara oluşturuyor.

Aynı zamanda bir dalış ve yamaç paraşütü merkezi olan Kaş’ın içinde ve çevresinde çok güzel plajlar bulunduğu gibi, günübirlik tekne turlarıyla da denizin keyfi çıkarılabiliyor: Kaş-Kekova (Batıkşehir) - Üçağız-Kaleköy turları, Meis turları, Mavi Mağara-Kaputaş Plajı-Kalkanturları, Kalkan-Patara-Xanthos-Saklıkent-Tios turları bunlardan en popülerleri...

BUCAK VE BAYINDIR

Kaş’ın kuzey yakasında, Çukurbağ yarımadasına üç mil uzaklıkta bulunan Bucak Koyu, bazen aldığı kuvvetli lodoslarla yelken sporu için ideal bir bölge. Sabah kamaranızdan görülen devasa dağlar, size senfoni dinletecek kadar ilham verir. Ben bu dağlara bakarak en az 12 kere Mozart’ın senfonilerini dinledim, hem de ipod ile. Size de tavsiye ederim. Bu bölgede bulunan Barbarossa Otel, konaklamak için cazip bir yer.

Bayındır koyu ise Kaş limanına bir mil uzaklıkta, korunaklı bir koy. Kökova yönünde yine bir sürü adakayalıklar var. Çok dikkatli olmalısınız, hem uluslararası sulara girmemelisiniz, hem de daha önce birçok teknenin yaptığı gibi kayalıklara çıkmamalısınız.

YÜZYILIN EN ÖNEMLİ KEŞİFLERİNDEN: ULUBURUN

Gelelim uluslararası pek çok kaynakta 20. yüzyılın en önemli 10 keşfi arasında gösterilen Uluburun Batığı’na... 1981 yılında bir süngerci tarafından arkeologlara bildirilen batığın, sadece sualtı kazısı, bugünlerde İstanbul’daki Marmaray kazısında rastlanan batıkları da araştıran Doçent Cemal Pulak’ın başkanlığında 11 yıl sürmüştü. Bugüne kadar ulaşılabilen en eski gemiden kalan eşsiz eserler, Temmuz 2000’de Bodrum Müzesi’nde kendine ait özel salonda sergilenmeye başlamıştı. Bu arada, 360 Araştırma Grubu’nun Urla’da orijinaline benzer yöntemlerle inşa ettiği Uluburun II, denize indirildi, gerçek geminin rotasında seyretti ve 3300 yıl önce battığı yere, Kaş sularına demirledi. Kaş Deniz Araştırmaları Derneği bugün, Geç Tunç Çağı’na ait bir gemi olan Uluburun batığının o çağa uygun olarak inşa edilecek bir limanda durması için çalışıyor. Bucak Denizi buna uygun. Bu koydaki bir alanın antik liman projesine tahsisi için çalışmalar sürdürülüyor. Uluburun teknesinin yeni replikası dernek tarafından şu sıralar yaptırılıyor. Daha sonra Limanağzı’nda, sadece Cumhuriyet Bayramı değil, Kaş’ta turizm sezonunun sonu anlamına gelen 29 Ekim’de batırılması planlanıyor. Bir de son yıllarda dalış turizminde ön plana çıkan Kaş’ta bir Arkeopark yapma projesi var. Önce Uluburun teknesinin, daha sonra değişik dönem gemilerinin birer kopyası yapılarak batırılması planlanıyor. Bunun için kaynak arayışları sürüyor.
Yazının devamı...

Ünlü dünya yatçılarının gözbebeği Marmaris

15 Ağustos 2006
Havada kalbiniz hoplamadan uçamazsınız, kuyruk rüzgarları izin vermez. Derin sular ve her yandan esen rüzgarlardan sonra, sanki bütün bunlardan saklanmış gibi duran korunaklı limana gelince, bir oh çektirir Marmaris size... Liman, Ege ve Akdeniz’deki en etkileyici girişe sahiptir. Kaptanlar burada tilki kurnazlığında, tavşan sessizliğinde olurlar. Çünkü dünyanın en hızlı megayatıyla bile geçseler, daglardan inen termik rüzgarlardan etkilenirler. Hatıralarım, buraları hafife alan nice usta kaptanın hatalarından kaynaklanan maceralarla dolu... Dünyanın sayılı yat merkezine gelmemiş ünlü isim yok gibi; listenin başındaki ise Bill Gates var...

KADIRGA KOYU Çaycağız da denen Kadırga koyu, eğer Rodos’tan geliyorsanız, ilk göreceğiniz koy. Suyu çok temiz ve berrak. Yerleşim bulunmayan koya, zaman zaman günlük gezi tekneleri geliyor. Ama telaşlanmayın, hemen gidiyorlar. Zaten bu koy oldukça büyük. Bir keresinde 120 tekneyle gelmiş ve hepimiz yer bulmuştuk... Ancak kayalık yerleri çok, dikkatli demir atmak gerekiyor. Gece konaklarsanız, tepelerden gelen dev rüzgar sesleri de biraz korku filmi efekti yaratıyor.

ÇİFTLİK KOYU Çiftlik adasının önünde yeralan koyun dibi kum ve yosun karışımı. Melteme açık bir bölge. Burada yelkencilere hizmet veren bir tesis bulunuyor. Çam ormanlarıyla kaplı koy, Marmaris ve Bayır beldesine asfalt bir yolla bağlı. Karaya çıkarsanız, Bayır’daki kahvelerden, kekik ve elma yağı gibi şifalı otlar satın alabilirsiniz.

KUMLUBÜK Kadırga burnunun 1,5 mil kuzeyinde, Marmaris’e doğru. Kumsal plajı oldukça korunaklı. Burada bulunan "Hollandalı Ahmet"in çiçekler içindeki mekanı, yat kulübü gibi. Duşu, tuvaleti, lokantası, temiz ve zengin bir mutfağı var.

TURUNÇ KOYU Kumsal plaj olan batı bölgesi günübirlik motorların uğrak yeri. Burada yelken ve sörf yapanlara da sık sık rastlarsınız. Denizaltından telefon hatları geçiyor, üç sarı şamandıra yerlerini belirtiyor. Demirlemek ve gece kalmak için uygun bir yer değil. Sadece gündüz alargada kalıp denize girmek için tavsiye edebilirim. Tehlikeli kayalıklar nedeniyle dikkatli seyir yapmak gerekiyor. Yakınında Amos antik şehri var. Marmaris’e karayoluyla bağlı olan Turunç koyunun tepelerinden bakınca Ekincik koyu, Dalaman dağları ve Rodos’u görürsünüz.

İÇMELER Buradaki belediye hizmetleri, Marmaris’e, hatta çoğu kıyı belediyesine göre çok daha yüksek kalitede. Yol boyunca çiçekler, ağaçlar, çevre düzeni dikkat çekiyor. Yoğun bir yerleşim alanı. Kumsalı hep kalabalık. Karşısında Keçi adası ve hemen arasında Nimara adası bulunuyor. Keçi adasıyla İçmeler arasındaki bölgeye Küçük Boğaz deniyor.

ÜÇ DEV MARİNA

Marmaris’in en önemli özelliği, üç süper boyutlarda marinasının olması ve bu marinalardaki hizmet kalitesini ve servisleri, Ege kıyılarındaki hiçbir komşu adada bulamayacak olmanız... 2000 tekne kapasiteli, Avrupa’nın en büyük çekek ve kışın konaklama alanına sahip Yatmarin, Yalancı Boğaz’da. Burada 120 metre boyundaki megayatlar, 330 tonluk kaldırma kapasiteli vinçlerle kuş gibi havaya kaldırılır ve bakım onarımları yapılıyor. Yeni yapılan 3000 ton kapasiteli vinç ve hidrolik yüzme havuzu da olan marinada, 24 saat güvenlik, kablosuz internet, yatçılar için İngilizce yayın yapan radyo hizmetleri de var. Sekiz kilometre uzaklıktaki şehir merkezine servisi de bulunuyor.

Marmaris’in bir diğer büyük kapasiteli marinası Setur Netsel. Genç ve başarılı marina müdürü Çağlar Altuntaş tarafından yönetiliyor. Akdeniz çanağında Çağlar dendiğinde akan sular duruyor; dünyanın en ünlü yat yazarı, yelkenci Rod Heikell, bu marinada bağlama yapıyor. Bence Türkiye Heikell’e bir madalya ya da plaket vermeli. Çünkü kıyılarımızda sayısız seyir yapan Heikell uluslararası yayıncılık sektöründe çok etkili bir isim ve Türkiye kıyılarını dünyaya ilk tanıtan, bugüne kadar 18 baskı yapmış kitabın yazarı. Bugün her teknede bir Rod kitabı bulunur mutlaka. Dünya yat dergilerinin çoğunda Türkiye kıyılarıyla ilgili yazılar yazan Heikell, şimdi Karadeniz kıyılarını gezmeyi ve bu bölgeyle ilgili bir kitap yapmayı planlıyor. Karadeniz kıyılarımız da muhteşem; inanıyorum ki ileride burada da yatçılık, hem yat yapımı, hem turizm açısından gelişecek.

Biz gelelim Marmaris’teki üçüncü marinaya: Orhaniye koyundaki Martı Marina (Bu arada yöneticisi Ercan Güneştutar da Karadenizli), elit bir mekan. Akaryakıt ve ikmal merkezi. Ama kış aylarında giderseniz, sizi şair ya da romancı yapabilir. Çam ormanları içinde, müthiş etkileyici yemyeşil bir marina. Yolunuz düşerse Mistral Restaurant’a uğramanızı tavsiye ederim. Mönüsü ağırlıklı olarak Akdeniz yemeklerinden oluşuyor ancak, kurucusu Okan Kitapçı uzun yıllarını Uzakdoğu’da, özellikle Tayland’da geçirdiği ve orada aşçılık eğitimi aldığı için, yörede başka hiçbir yerde bulamayacağınız Tayland mutfağından spesiyaliteleri bulabilirsiniz burada. Mesela, lemongrasta buğulama levrek, körili et, çilili fıstıklı tavuk, ayster soslu sebze sote, dim sum... Kitapçı, zaman zaman da canlı müziğe eşlik ediyor.

Yalancı boğaz yolu üzerindeki Pupayat ise ileride megayat merkezi olmaya aday. Burada günlük ağaçları enfes bir rüzgarla birleşiyor, sürekli esen bir meltem var. Sadun Boro’nun dünyayı dolaştığı teknesinin kerestesini buranın sahibi, ünlü denizci işadamı Mehmet Zafer Işık vermişti. Tüm denizcilerin kadim dostu olan Işık, hálá teknesiyle dolaşıyor.

İki yıldır birlikte uçuyorlar

Kadir Kır iki yıldır, Güney Afrika’da mikrolight, Türkiye ise ultralight uçuş eğitimi alan Gökmen Mıhçıoğlu’yla uçarak gökyüzünden kıyıları fotoğraflıyor. Türkiye’deki ilk mikro ve ultralight uçuşların yapıldığı Dalyan Pisti’ni kuran Mıhçıoğlu, yerli ve yabancı turistlere Dalyan ve çevresini gökyüzünden izleme imkanı sağlıyor.İkilinin önümüzdeki günlerdeki planları, ultralightla uçarak Van’a gitmek.

Gökmen Mıhçıoğlu’nun en büyük hayali uçak pilotu olmaktı. Ama hayat şartları onun bu hedefine ulaşmasına engel oldu. O da kendi imkanlarıyla yine uçma hayalini gerçekleştirebileceği bir başka uçuş aracına merak sardı: Mikro ve ultralight. Sadece bir pilot ve bir yolcu kapasitesi bulunan bu çok hafif hava aracıyla semalarda dolaşan Mıhçıoğlu, bu sektörün Türkiye’deki gelişimini artırmayı hedefliyor.

Sahibi olduğu Dalyan Pisti’nde başka bir pilot arkadaşıyla üç mikrolight, bir de ultralightla Dalyan ve çevresinde turizme katkıda bulunuyor. Zaman zaman alçalıp, Kaplumbağa Plajı’ndaki su kaplumbağalarını yakından izleme fırsatı bile yaratıyor.

HAVA TAKSİSİ OLACAK

Gökmen Mıhçıoğlu, Dalyan ve yakın çevresinde bulunan onlarca tarihi ve doğal güzelliği ziyaret etmek isteyenler için, önümüzdeki yaz hava taksisi turları düzenlemek istediklerini söylüyor. Mikro ve ultralightla gerçekleştirecekleri bu projeyle Türkiye’de yine bir ilke imza atmak istediklerini belirten Mıhçıoğlu, turizm sektörüne kazandıracakları bu hizmete duyulacak ilginin oldukça yüksek olacağını düşünüyor. Kadir Kır’la yaptıkları uçuşları ise şöyle anlatıyor: "Ultralight ile uçuyoruz. Normal araba benziniyle çalışan bu uçağın kapağını çıkararak Kadir Kır’ın fotoğraf çekmesini sağlıyoruz. Gökyüzünden alçalıp yükselerek, çok farklı bakış açılarıyla fotoğraf çekimini gerçekleştiriyoruz."
Yazının devamı...

Sazlıklar arasında kanal gezintisi antik şehirlere yürüyüş ve nefis koylarda yüzme Dalyan

7 Ağustos 2006
Kaplumbağalar ise bölgenin hediyelik eşyalarını süsleyen sembolü. Bölge halkının verdiği çevre mücadelesiyle kaplumbağaların ihtiyacı olan sessizliğini ve sakinliğini koruyan Dalyan, Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’e bağlayan kanalın iki yakasında. Burada en güzel gezinti, sazlıkların arasından süzülen teknelere binmek ve tarihe doğru bir yolculuğa çıkmak. Tarih deyince, öyle az buz bir tarih de değil, M.Ö. 4. yüzyıla ait kaya mezarları, geceleri aydınlatılıyor ve bu ışık suya yansıdığında muhteşem bir görüntü ortaya çıkıyor. Buraları iyi anlayabilmek için havadan bakmak, bakarken havada adeta asılı kalmak gerekiyor. Biz de öyle yaptık...

SAZLIKLARDAN DANTEL GİBİ LABİRENT/images/100/0x0/55ea3215f018fbb8f870bddd

Özel Çevre Koruma Bölgesi olan Dalyan, sazlıklarıyla doğal bir labirent oluşturmuş ve delta bir dantele benziyor. Tekneyle gezerken, kanal bazen bir boğaza, bazen de göle dönüşüyor. 7.5 kilometrelik kanalın derinliği 2.5- 3 metre. Sazlıklar, suyu temizliyor, balıkları barındırıyor ve erozyonu, kötü kokuları engelliyor. 12 metreden uzun teknelerin ve sürat motorlarının kanala girmesi ise yasak. Delta Piyade denilen kayıklarla dolaşılıyor. Sürat sınırı ise altı mil. Tekne turu çok keyifli: Kaunos antik kenti- İztuzu Plajı- Köyceğiz Gölü- Ekincik Koyu’nu dolaşıyor. Ama siz ister özel teknenizle ya da kendinize özel bir tekne kiralayarak dilediğiniz rotayı çizebilirsiniz. Dünyanın her yerinden doğa bilimcilerin gözdesi olan Dalyan’da olta balıkçılığı da önemli bir etkinlik. En büyük özelliği, hem tatlı hem tuzlu su balıklarının tutulabiliyor olması. Ayrıca bölgede yaklaşık 154 kuş çeşidi yaşıyor./images/100/0x0/55ea3215f018fbb8f870bddf

GÜÇLÜ VE ZENGİN ANTİK KENT KAUNOS

Coğrafyacı Strabon’un, "kent kapatılabilen bir limana ve tersanelere sahiptir" diye bahsettiği Kaunos antik kentine tekneyle ya da orman içinden yürüyerek varmak ve Dalyan’ın manzarasını Akropol’den seyretmek mümkün. Ve mutlaka yapılmalı. Köyceğiz’in Çandır Köyü sınırları içinde bulunan antik kentte kalıntılar dışında, sayısız kaplumbağa, yılan ve farklı türden kertenkele görebilirsiniz. Büyük kısmı henüz kazılamayan Kaunos, her ne kadar MÖ 9. yüzyıla ait bir Karya yerleşimiyse de özellikle kanaldan ve sazlıkların arasından görünen ve klasik Dalyan görüntüsünü oluşturan kaya mezarları, Likyalıları işaret ediyor. Bazen denizden 80 derecelik bir açıyla yükselen dağlara oyulmuş mezarlar, antik Kaunos kentinin gücünü ve zenginliğini gösteriyor.

DÜNYA ÜNLÜLERİNİ AĞIRLAYAN KOY EKİNCİK

Köyceğiz’in 40 kilometre güneyinde, doğal bir yat limanı olan Ekincik Koyu, özellikle mavi yolculukların sevilen duraklarından. Marmaris- Göçek arasında dolaşan yatlar, bu sakin koya sık sık uğruyorlar. Birçok yatçı Ekincik’e /images/100/0x0/55ea3215f018fbb8f870bde1demirliyor ve Kaunos harabelerini geziyor. Ekincik Halk Plajı, dağlarla çevrili ve çok güzel. Buraya karadan gitmek de tekneyle varmak da mümkün. Konaklama ve eğlence imkanları, diğer bölgeler gibi değil; burada daha çok doğa var. Ekincik’in uzun kumsalda "bronz" renkli bir kum var. Kumsalın en doğusundaki Maden İskelesi’nde şnorkelle dalabilir ya da muhteşem manzaralardan geçerek Çandır Köyü’ne yürüyebilirsiniz.

Benim en sevdiğim koylardan biri burası. Girişte soldaki bağlama yerlerinde ikmal noktaları, birkaç lokanta ve büfe var. Buradan karayoluyla ana yola çıkabilir ve Dalaman Havaalanı’na gidebilirsiniz. Tekne turunu bitirmek isteyenler için kolay bir nokta. Koyun sağ tarafında ise doğa aşığı İrfan Tezbiner’in yaptığı çok örnek bir bağlama yeri bulunuyor: My Marina. Dünya ünlülerine hizmet veren mekan, bu yıl biraz geç servis verecek ama denk gelirseniz burada yemek yemeden ayrılmayın. VHF kanal 16’yı ararsanız, bot gönderip aldırırlar. Önceden rezervasyon yaptırmakta fayda var. Kıyının en güzel taş evi de Tezbiner’in eseri. Anadolu mimarili bu yapı, yatçılara hizmet veriyor, her gün çöpleri toplayan bir tekne, yatları dolaşıyor, bu hizmeti bedavaya yapıyor.

CARETTA CARETTALARIN MEKANI: İZTUZU

Akdeniz’de yaşayan, büyük boy bu kaplumbağalar, tarih öncesi devirlerden beri yaşıyorlar. Artık Anadolu’nun dışında, hiçbir Akdeniz kıyısında görülmüyor ve Anamur ile Dalyan arasında yumurtalarını bırakıyorlar. En önemli /images/100/0x0/55ea3215f018fbb8f870bde3çoğalma yerleri ise Dalyan- İztuzu kıyısı. 95 milyon yıldır dişi carettalar, iki ya da üç yılda bir, karaya çıkıyor, sakin yerler arıyor ve yumurtalarını kumsala, mayıs ve ağustos aylarında bırakıyorlar. Yavrular ayışığında, içgüdüleriyle yollarını bulup, kurda kuşa yem olmadan ya da güneş doğup kumda yanmadan önce, denize ulaşmak zorunda. Denizdeki tehlikelerden de kaçabilen az sayıda kaplumbağa büyüyüp yumurtlama dönemine gelince yine içgüdüleriyle doğdukları sahile geri geliyorlar. İztuzu, özellikle kaplumbağalar nedeniyle, yerleşim ve yapılaşma yasağının bulunduğu bir bölge, sadece günübirlik denize girmek için kullanılıyor. Dalyan’dan gelen motorlar, burada mola veriyor, akşam geri dönüyorlar. İztuzu’nda Dalyan piyadelerinin yanaştığı birkaç tahta iskele bulunuyor.

DELİKADA’DA DENİZ KEYFİ

Dalyan girişinde bulunan Delikada, zeytin ağaçlarıyla kaplı, bir de feneri olanşirin bir ada. Teknelerin kıçtan kara bağlandığı küçük bir koyu var ve burada denizegirmek çok zevkli. Büyük tekneler buraya pek girmiyor, daha çok alargada, Ekincik koyunda kalmayı tercih ediyorlar. Delikada üzerinden 1300 feet yükseldiğinizde, solunuzda Ekincik, tam karşınızda sırasıyla İztuzu, antik tiyatro ve kaya mezarlar, arkada Köyceğiz gözüküyor. Sağınızda ise vahşi ve dik sahilleriyle Dişibilmez koyu uzanıyor. Burası da yüzmek için çok cazip bir yer.

ÇAMUR BANYOSU VE UÇUŞ

Köyceğiz Gölü’nün ve Dalyan’ın birçok yerinden kaplıca suları çıkıyor. Yörenin en turistik noktaları arasında; Köyceğiz Gölü’nün güney kıyısındaki Sultaniye Kaplıcası ve Dalyan kanalındaki Çamur Banyosu bulunuyor. Köyceğiz Gölü’nün Dalyan Deltası’yla birleştiği noktaya yakın bir yerde, sadece tekneyle ulaşılabilen, Çamur Banyosu tesisi var.

Ekincik’ten Dalyan deltası iki mil uzaklıkta. Ancak kanallarda dolaşmak, çamur banyosu yapmak isterseniz, bir gününüzü ayırmalısınız. Sadece kanallarda dolaşmak değil, bir de uçmak isterseniz, Deltakanat’la uçan bir uçuş okulu bulunuyor. Pilot Gökmen’le irtibat kurarsanız (0252 284 4082) sizi İzmir Efes’e kadar uçurabilir. Veya www.holidaycalbis,com adresi istediğiniz servisi alabileceğiniz bir adres.
Yazının devamı...