Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yaşar Kemal: Zülfü bu kıza albüm yap

Bu hafta mikrofonu, tabiri caizse “öteki mahalleden” genç bir sanatçıya uzattım.

Onu dört yıl önce çıkardığı “10 Dilde Livaneli Şarkıları” adlı çalışmasıyla tanımıştım. Bugünlerde üçüncü albümünü dinleyicisiyle buluşturmanın heyecanını yaşıyor. Züleyha’yı en son Tayyip Bey henüz Başbakanken sanatçılarla çektirdiği o meşhur “aile fotoğrafında” gördüm. Bu yüzden de, lafı hiç dolandırmadan, eveleyip gevelemeden sordum: “Sen de yandaş sanatçılardan mısın?” Böyle bir soruya ilk defa bu kadar dobra bir cevap duydum: “Eğer ülkemde 30 yıldır akan kanın durmasına destek olmaksa yandaşlık, üniversite kapılarında kurulan ikna odalarında genç kızların türbanlarının zorla açılmasına karşı çıkmaksa, eğer seçkinlerin değil halktan en çok oy alan gerçek seçilmişlerin ülkeyi yönetmesini istemekse, yaz İzzet büyük puntolarla; evet ben yandaşım...”

Yaşar Kemal: Zülfü bu kıza albüm yap


Son yıllarda hep gündemdesin ama kimsin, kimlerdensin pek bilmiyoruz. Zengin aile kızı mısın, kolejlerde mi okudun, anlat da senden dinleyelim hikayeni biraz.

- Zengin bir ailenin çocuğu değildim hamdolsun. Hamdolsun dedim, çünkü biz fakirliği nimet bilen bir gelenek ve kültürden geliyoruz. Orta sınıftan, emekçi bir ailenin kızıyım. Babam emekli olduktan sonra küçük bir market açtı mahallemizde. Abilerim de Laleli esnafındandır. Öyle özel okullarda, kolejlerde falan da okumadım. Sabahları okuluma gider, öğleden sonra da iyi hesap bildiğim için marketin kasasını idare ederdim.

Neydi o yıllardaki hedefin? Aklında bir gün sanatçı olmak, sahnelere çıkıp şarkı söylemek var mıydı?

- Kendimi bildim bileli şarkı söylerim ben. Ahmet Kaya’dan Orhan Gencebay’a, Ferhat Tunç’tan Müslüm Gürses’e kadar hepsinin parçalarını ezbere bilirdim. Mahallede, okulda, evde her zaman bir türkü olurdu dudaklarımda. Öte yandan da çok muhafazakâr bir ailenin kızıydım, ciddi bir dini eğitimle yetiştirildim. Okuma-yazmayı öğrenmeden, Kuran-ı Kerim’i öğrendim ben. O yüzden de aklıma küçükken hiç sanatçı olmak gelmezdi. Gelse de zaten kimseye söyleyemezdim, çünkü gebertirlerdi. Ben de okulu bitirince ablam gibi ya öğretmen olurum ya da bir memuriyete girerim diye düşünürdüm.

Peki bu muhafazakâr aile kızının yolu şarkıcılıkla nasıl kesişti? Sizinkiler herhalde “aferin kızım ne güzel yaptın” deyip alkışlamamışlardır...

- Kadere çok inanan biriyim İzzet. Başından anlatayım... Üniversitede yönetici asistanlığı okurken, ailemden gizli yarı zamanlı konservatuvar sınavlarına girdim. Annemle babamın hacca gittiği zamana denk gelmişti sınavlar. Onların duasını alıp kazandım da diyemem, çünkü haberleri yoktu. Bilseler keserlerdi beni... İki dönem boyunca gizli gizli okudum konservatuvarda. Enstrümanım bağlamaydı ama eve sokamazdım asla. Okuldan Alev diye bir arkadaşım vardı kulakları çınlasın, onda dururdu bağlamam. Sabah alır, akşam dönüşte yine ona bırakırdım bizimkiler görmesin diye.

Yaşar Kemal: Zülfü bu kıza albüm yap

İki okulda birden, üstelik de aileden gizli okumak hiç de kolay iş değil. Harçlığını nasıl çıkarıyordun?

- Küçük yaşlardan beri takılar, kolyeler, küpeler yapar, bunları arkadaşlarıma satar ve harçlığımı çıkarırdım. Kendi parasını kazanan bir çocuk olmayı başardım hep Allah’a şükür. Takı yapmak bana hem moral, hem de kazanç kapısı oldu o yıllarda. Hâlâ da fırsat bulduğumda bazen evde oturup takı yaparım. Çoğu zaman taktığım şeyler kendi emeğimdir. Okul bitince de gazetede gördüğüm bir iş ilanına başvurdum.

GAZETEDE BİR İLAN GÖRDÜM HAYATIM DEĞİŞTİ

Tabii ailenin haberi yine yok...

- Bu kez biliyorlardı.
O gün Züleyha’nın hayatının değiştiği gündür işte... İlanda Vatan Gazetesi’ne yönetici sekreteri arandığı yazılıydı. Ben de tuttum gazetenin yolunu... İnsan kaynakları müdürüyle oturup konuşmaya başladık. Önceden CV’mi göndermiştim. Orada Kürtçe ve Zazaca bildiğim, hobilerim arasında da bağlama çalıp türkü söylemek olduğu yazılıydı. Emre Bey, “Biz bir yazarımıza yönetici sekreteri arıyoruz ama kendisi aynı zamanda çok önemli bir sanatçıdır” dedi.

Buldum buldum, Selahattin Duman!

- Sen çok yaşa e mi! Benim de aklıma o günlerde gazetede yazan bir sürü isim geliyor ama bir türlü Zülfü Abi’nin adı gelmiyor... Halbuki büyük hayranıydım kendisinin. Bütün şarkılarını ezbere bilirdim. Daha birkaç ay önce “Sevdalım Hayat” kitabı çıkmıştı ve çoktan okumuştum ben. Diyorum ya işte bütün bunlar gerçekten de Allah’ın takdiri...



Kader ağlarını örmeye başlamış...

- Aynen öyle. Sen gizli gizli konservatuvar oku, sonra okulu bitir, ilk işine başvur ve patron olarak karşına Zülfü Livaneli gibi bir dev çıksın... Odaya girip Zülfü Bey’i görünce titremeye başladım, ağzım dilim kurudu, tek kelime edemedim. Zülfü Abi sağ olsun, gerçek bir üniversite oldu benim için. Asistanlığını yaparken bir gün benden “Yiğidim Aslanım”ı Kürtçe’ye çevirmemi istedi. Sesimi de dinlemiş, beğendiğini söylemişti. Ama benim aklımda ne sahneye çıkmak ne de albüm yapmak var o sıralarda. Derken Açıkhava Tiyatrosu’nun 7 bin kişiyle hıncahınç dolu olduğu bir akşam “Hazırlan” dedi Zülfü Abi, “Bu gece sahnede ‘Yiğidim Aslanım’ı okuyacaksın”...

Seni mi dinlemeye gelmiş o kadar insan...

- Tabii canım, izdiham olmuş Züleyha için... Deli misin, beni kim tanır o zamanlar? Zülfü Livaneli hayranlarıydı hepsi. Ve nihayetinde, ilk ustamın “Haydi kızım” dediği o gece kendimi Açıkhava Tiyatrosu’nda, binlerce kişinin karşısında buldum.



ONLAR DA ERMENİ OLDUKLARINI SAKLARMIŞ

Seninkisi de biraz Külkedisi masalı gibi...

- Ara verildiği anda “Işıklar kapalı olacak ve sahneye çıkacaksın yavaş yavaş” dedi Zülfü Abi. O kalabalığa “Yiğidim Aslanım”ı Kürtçe okudum. Seyircilerin arasında Yaşar Kemal de vardı. Konserden sonra Yaşar Abi, “Bu kıza bir albüm yap Zülfü” dedi. İşte benim gerçek müzik maceram o gece başladı.

O zaman tam yeri gelmişken sorayım; Ahmet Kaya’nın şarkılarından ilham alıp, Livaneli’nin açtığı yoldan ilerlerken birden bire Tayyip Erdoğan’a bu hayranlık nasıl oldu?

- Buna cevap vermek için biraz kendi hikayemden bahsetmem lazım. Kumkapı’da Kürtler’in, Aleviler’in, Ermeniler’in bir arada yaşadığı bir mahallede büyüdüm. Hiç unutmam, ilkokulda evlerine sık sık gittiğim bir arkadaşım vardı. Ama nedense salonlarının kapısı hep kapalıydı. Bir gün kapı aralıkken içeri baktığımda duvarda Hazreti Ali ile 12 İmam’ın resminin olduğu kocaman bir tablo gördüm. Meğer Alevi olduğunu gizlemek için sokmazmış beni oraya. Benim gibi Zazaca konuşan arkadaşlarım vardı ama pazar günleri onları mahalledeki Ermeni kilisesine giderken görürdüm gizli gizli. Onlar da Ermeni olduklarını saklarlarmış. Ben de çocukluğumda bir Kürt kızı olduğumu söylemezdim. Bilirim dilini, milletini, kimliğini gizlemenin ne demek olduğunu.

Züleyha iyi ki Malazgirt Savaşı’ndan başlamadın anlatmaya, sadede gel...

- Şunu söylemeye çalışıyorum; bu ülkede Kürtler, Aleviler, Ermeniler yanlış devlet politikaları yüzünden yıllarca kimliklerini gizleyerek yaşamak zorunda kaldılar. Kürt sorunu yüzünden 30 yıl analar ağladı. Ben daha 27 yaşındayım ama kendi çocukluğumdan tanığım bu ayrımcılığı; İstanbul sokaklarında bizzat yaşadım. Sözün özü sadece bunu bitirdiği, anaların gözyaşını dindirdiği için bile çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum Cumhurbaşkanımıza. Hayranlığım öncelikle bu yüzdendir. Ve bana sorarsan Ahmet Kaya bugün yaşıyor olsaydı, çözüm sürecine destek verir, Diyarbakır’da Şiwan Perver’le, İbrahim Tatlıses’le aynı sahnede birlikte türkü söylerdi.

Yaşar Kemal: Zülfü bu kıza albüm yap

Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?

- Çünkü rahmetlinin Tayyip Bey’le derin bir muhabbet ve dostluğu olduğunu biliyorum. Merak ediyorsan biraz arşive bak...


HATIRLADIĞIM İLK NİNNİLERİM BABAMIN SÖYLEDİĞİ AĞITLARDI

Bizim oralarda halk ozanlarına dengbej denir. Kelime olarak sese biçim veren, renk katan anlamındadır... Babam eski kasetlerden hem çok dengbej dinler, hem de kendisi söylerdi. Hüzünlüdür dengbejlerin şarkıları; ağıttır çoğu. Niye öyle dersen, bizim oralar pek gün yüzü görmüş yerler değildir. Fakirlik, yokluk, zulüm, göç nefes olmuş dengbejlerin türkülerine. Çocukluğumuzdan öyle pek ninni falan hatırlama-yız; babamın, anamın hüzünlü sesiyle büyüdük.

3 DİL KONUŞULAN BİR EVDE BÜYÜDÜM

Ailesinin yarısı Kürt, yarısı Zaza olan, İstanbul’da doğup büyümüş bir genç kız olarak üç dilin konuşulduğu bir evde yetiştim. Aramızda Zazaca, mahallede Kürtçe, okulda ise Türkçe konuşurdum. Yani bir gün içinde üç lisan... Daha sonra Kürtçemi ilerletmek için kursa gittim.


MAHALLE BASKISININ HER TÜRLÜSÜNE HAYIR DİYORUM

Sen Gezi sürecinde de çok tepki almıştın, değil mi?

- Gezi, ilk üç günü itibarıyla gerçekten de samimi, oradaki ağaçlar ve park için yapılan bir eylemdi. Ama üçüncü günden sonra işler çığırından çıktı, tuhaflaştı. Mesele nasıl olduysa bir anda hükümetin istifa etmesi ve Tayyip Erdoğan’ın siyasetin dışına itilmesi noktasına geldi. Benim anlayamadığım ve katılmadığım da buydu. Yoksa bir sanatçı olarak çevre için, doğa adına yapılan bir eylemin içinde nasıl olmam? Ama o günlerde, tam da önümüzde üç tane seçim varken, meselenin “hükümet istifa” noktasına gelmesini iyi niyetli bulmadım ve evet karşı durdum. Bu yüzden de çok tepki aldım.

Sence “hükümet istifa” diye bağrılamaz mı?

- İçinde şiddet olmadıktan sonra kim nasıl istiyorsa, öyle bağırsın. Yanlış anlaşılmasın, kimseye neden “hükümet istifa” diye bağırdın demiyorum, diyemem zaten buna hakkım yok. Ben, “Peki siz bana ‘halkın oylarıyla seçilmiş hükümet, halkın oylarıyla gitmeli’ dedim diye neden bağırıyorsunuz?” diyorum. Bazı sanatçılar Gezi sürecine destek verdiler ve ciddi bir mahalle baskısı yaşadılar. İçinde benim de yer aldığım bir başka grup ise aynı mahalle baskısını Gezi’ye destek vermedi diye yaşadı. Mahalle baskısının her türlüsüne hayır diyorum.

Hükümete karşı diye yanımdan bile geçmesin dediğin sanatçı var mı?

- Bu dünyada yaşayan herkes yanımdan geçsin İzzet. Sanatçı olarak herkesin gönlüne dokunma niyetiyle şarkı söyleyen bir yorumcuyum. Benim derdim, tam da senin sorundaki “Bu dünyada şu insan benim yanımdan bile geçmesin” diyenlerle. Zira bu ayrımcılığın en zalim hali. Keşke bütün insanlar birbiriyle temas etse, keşke hiç kimse “Aman o yanımdan bile geçmesin” demese...

Peki ya o Gezi’de kaybettiğimiz Berkin, Ethem ve diğer gençler için ne düşünüyorsun?

- Gezi’de kaybettiğimiz canlara da, Mısır’da yitirilenlere de, Gazze’de öldürülen çocuklara da, Suriye’de katledilen bebeklere de, Soma’da kaybettiğimiz madencilere de, daha geçen hafta asansör kazasında yitip giden emekçilere de yüreği yanmayan gitsin kendini de insanlığını da sorgulasın. Biz ölülerimizi dinlerine, mezheplerine, milletlerine, fikirlerine, ideolojilerine göre tasnif etmeye ne zaman başladık? Senin ölün, benim ölüm olur mu? Bu nasıl bir kindir ki bize ölenlere birlikte matem tutmayı unutturdu?

Bana göre de mesele muhalefet olmak ya da yandaş olmak meselesi değil, kendi gibi düşünmeyen insanları linç eden her türlü yobaz düşünce...

- Kesinlikle hemfikirim seninle. Dilerim kendisi gibi düşünmeyenlerin linç edildiği günlerin sonu yakın olsun...

Çok politize bir üslubun var. Yoksa ileride siyasete girmeyi falan mı düşünüyorsun?

- Siyaset hayatın ta kendisi değil mi zaten? Hele de bu topraklarda... Bir sanatçı olarak ben ne kadar uzak durmak istesem de, ister istemez politik bir söyleme dönüşüyor sözlerim. Şimdi bu röportajdan sonra da kim bilir kimler kızacak bana, söylediklerim nerelere çekilecek Allah bilir?

Yaşar Kemal: Zülfü bu kıza albüm yap

MÜZİKTE GELİŞMEK İÇİN EDEBİYATI DA BİLMEK LAZIM

İnsanların seninle ilgili düşünceleri bu kadar önemli mi?

- Elbette önemli, çünkü daha yolun başındayım ve öğrenecek çok şeyim var. Ama beni tanıyanlar bilir, kendi doğrularımı söylemekten asla vazgeçmedim, geçmem de...

“Madem yolun başındayım” diyorsun, e yaşın da genç... Kendini geliştirmek için neler yapıyorsun?

- Bir yorumcu olarak müziğin her türlüsüne kulağım açık. Yaşıtım Rihanna’yı da dinliyorum, Ruhi Su’yu da. Ama biliyorum ki sanatın bir alanında gelişmek, ancak sanatın diğer alanlarında da kendini geliştirmekle mümkün. Edebiyatı bilmeden, müzikte de çok yol kat edemezsiniz.

Artık biraz da yeni çıkacak albümüne gelelim mi?

- Tam yerinde geldik albüme, çünkü kına türküleri ve halaylarını seslendirdiğim “Gelin Kınası” adlı albümümü de aslında biraz bu duygularla yaptım. Bu topraklarda bin yıldır birlikte yaşayan, birbirinden kız alıp kız veren halkların türkülerini okudum. Balkan türküleri de var, Karadeniz havaları da var, Kürtçe türküler ve halaylar da var bu albümde. Çünkü biliyorum ki halaya durduğumuzda kim hangi millettenmiş umurumuzda olmaz bizim. Bir cümleyle de birlikte çalıştığım ve yakında eminim bütün müzik severlerin adını ezberleyeceği bir ismi zikredeyim. O da bu albümdeki 15 şarkıda büyük emeği olan aranjör arkadaşım Levent Güneş’tir.

İlk albümün bir ahşap kutu içinde çıkmıştı piyasaya hatırlıyorum. İkinci albümü ise şirin bir keseciğe sarmıştın. Bu albümünde bir sürpriz var mı?

- Hikayesi olan, konsept albümler yapmayı seviyorum. Dinleyenlerimi, şarkıların yanında, onlara hatıra olarak kalacak küçük objelerle selamlamak istiyorum. Yeni albümümü alanlar ise içinde küçük mendiller bulacaklar. Ve dilerim o mendillerle, hep beraber türküler söyleyip halaya duracaklar...


HASAN SALTIK OLMASAYDI BİRÇOK TÜRKÜ YOK OLUP GİDECEKTİ

Senin tarzındaki etnik albümlerde hep Kalan Müzik etiketini görüyorum. Nedir bunun alameti farikası?

- Hasan Abi, Livaneli’den sonra benim için adeta ikinci üniversite oldu. Hasan ve Nilüfer Saltık çiftiyle çalışmak genç bir yorumcu için büyük şans ama asıl büyük şans bu ülke için onların varlığı. Çünkü Anadolu’nun dört bir yanından kaybolmaya yüz tutan binlerce eserin bulunup, albümler halinde arşivlenmesinde çok önemli katkıları var. Adeta bu toprakların seslerinin, nefeslerinin envanterini tutuyorlar. Kendilerinin koruma altına alınması gerektiğini düşünüyorum. Onlar Anadolu türkülerinin koruyucu melekleri...


DEDEM CİZRE BOTAN’DAN BİTLİS’E GÖNDERİLEN TANINMIŞ BİR İMAMDI

Kürt müsün, Zaza mı? Cehaletimi bağışla ama farkı anlatabilir misin?

- Benim baba tarafım Cizre Botanlı. Dedem Hacı Baki Ortak Cizre’den devlet tarafından Bitlis’e görevli gönderilmiş bir imamdı. O zamanlar Bitlis’te ciddi bir Ermeni nüfus varmış. Anne tarafım ise Bitlisli Zaza bir aile. Bir şekilde annemin annesiyle dedem tanışıyorlar ve evleniyorlar. Şimdi bazen anneme takılırım, “Söylesene sizin tarafta Ermenilik var mı” diye ama tabii kabul etmezler. Varsa da söylemezler... Ancak biliyorum ki o coğrafyada birçok aile köken itibarıyla Ermeni’dir. Zaman içinde bir şekilde Müslümanlaşmışlar... Senin sorduğun soruyu geçenlerde ben de, Viyana’da yaşayan araştırmacı Celile Celil üstada sordum. Celile Hoca “Biz hepimiz aslında Kürdüz” dedi. Herkes yaşadığı bölgeye ve kullandığı lehçeye göre kendisine bir başka isim almış ama hepimiz aynı kökten gelen Kürt boylarındanız. Sanırım en doğru cevap bu...


GÜNÜMÜN 3-4 SAATİ SPORDA GEÇİYOR, 6 AY ÖNCE KICK-BOKS’A BAŞLADIM

Müziğin, kitapların ve dizilerin dışında kalan zamanlarında neler yapar Züleyha?

- İki tane asla vazgeçemeyeceğim hobim var; biri spor, diğeri de yemek yapmak. Beş yıldır sabah akşam hemen hemen her gün spor yapıyorum. Hocalar eşliğinde çalışıyorum. Üç yıldır pilates, son altı aydır da kick-boks; sana da tavsiye ederim, bütün sinirini atıyorsun. Bir diğer hobim ise mutfak. Zeytinyağlı sarmam, karnıyarığım, nar ekşili kuru dolmam ve portakallı haşhaşlı revanim meşhurdur.


4 KADIN YORUMCU BİR ARAYA GELDİK 7 CİHAN KADINLARI GRUBU’NU KURDUK

Dört kadın bir araya gelip bir müzik grubu kurmuşsunuz, öyle mi?

- Evet, dört yorumcu bir araya geldik ve Yedi Cihan Kadınları isimli bir grup kurduk. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Kafkaslar’dan Balkanlar’a şiarıyla yola çıktık. Eda Karaytuğ, Mehtap Demir, İmran Salkan ve benden oluşan grubumuzun ilk konserini Sakarya’da verdik ve çok şükür büyük beğeni aldık. Başta Türkçe olmak üzere Arapça, Farsça, Kürtçe, Zazaca, Arnavutça, Makedonca, Azerice gibi Osmanlı coğrafyasının dört bir köşesinden türküler, şarkılar söylüyoruz. Önümüzdeki ay da Cemal Reşit Rey’de, Yunus Emre Enstitüsü’nün ev sahipliğinde yine sahnede olacağız. Müzikal bir Anadolu turu atmak isteyen dostlarımızı bekleriz.


BEYAZ TÜRKLER DE SİYAH TÜRKLER DE AYNI TÜRKÜLERLE HALAY ÇEKİYOR

Kendini Beyaz Türkler’e kabul ettirdiğine inanıyor musun?

- İstanbul’un en sosyetik, senin tabirinle Beyaz Türkler’in en çok gittiği, eğlendiği mekanlarında da “Yüksek Yüksek Tepelere” ile kına yakmıyor mu genç kızlar? “Oğlan Bizim Kız Bizim” ile durmuyorlar mı halaya? Hepimiz aynı “Şemame” ile oynamıyor muyuz? Sanatın böylesi muhteşem bir gücü var İzzet; Beyaz Türk’ü de, siyah Türk’ü de, artık bu da ne demekse, ancak sanat birleştirebilir, bir araya getirebilir. İnşallah bu toprakların bütün güzel insanlarını da sanat bir araya getirecek, türküler buluşturacak.

Peki en çok kimin şarkılarını söylemek istersin? “Bir gün şunun şarkılarından bir albüm yapacağım” dediğin bir isim var mı?

- En büyük hayalim bir gün Sezen Aksu şarkılarını değişik etnik dillerde yorumlayacağım bir albüm yapmak. “Gülümse”yi Ladino, “Sen Ağlama”yı Lazca, “Geri Dön”ü Kürtçe, “Beni Unutma”yı Ermenice düşünsene, ne şahane olurdu... Bu ülkenin son 40 yılında herkes Sezen Aksu şarkılarıyla aşık oldu; onun şarkılarıyla yaşadığı aşk acısına, ayrılık sancısına teselli buldu. Livaneli şarkılarını 10 dilde okuduktan sonra, bir de Sezen şarkılarını 10 etnik dilde okursam, herhalde gözüm açık gitmem bu dünyadan...

X