Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye’de yaşanan bütçe açığı değil vicdan açığıdır!

Zor günler yaşıyoruz... Gazete manşetlerinden, haftalardır hepimizin yüreğini burkan şehit haberleri inmek bilmiyor...

Çözüm süreciyle birlikte “Çok şükür artık bitti” dediğimiz terör kabusu geri döndü. Peki ne oldu da üç yıla yakındır devam eden çatışmasızlık ortamı bir anda sona erdi? Ne değişti de küllenen hain tuzaklar yeniden alevlendi? Kafamdaki bu soruları, bilgisine ve içtenliğine inandığım; güvenlik ve strateji uzmanı, eski bir bordo bereli Mete Yarar’a sordum.

* Herkesin merak ettiği soruyla başlayalım, Dağlıca’da tam olarak ne yaşandı Mete Yarar?

- Dağlıca’yı anlamak istiyorsak, üç sene öncesine dönmemiz gerekiyor. Herkesin terör sarmalı diye nitelendirdiği bu olayları açıklamak için bazı detayları anlatmam lazım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, dünyadaki bütün terör parametreleri değişti. Onun için terörü yeniden okumak, yazmak ve anlamak gerekiyor. Sonuçta 100-150 kişilik silahlı gruplardan değil; ağır tanksavar, çok güçlü silahlar ve her türlü askeri ekipmana sahip 20-30 bin kişilik gruplardan bahsediyoruz. Artık terör örgütlerinden değil, terör tekniğini kullanan yarı devletleşmiş gruplardan söz ediliyor.

* Bizim terör olarak adlandırdığımız şey aslında devletlerarası bir savaştan farklı değil galiba...


- Öyle bir noktaya gelindi ki, artık IŞİD’e terör örgütü demek çok basit kaçar. Onlar aslında para kaynakları olan bir devlet... Günümüzde dünya, devlet gibi davranan terör örgütleriyle dolu... Zaten Suriye ve Irak coğrafyasına bakarsan, 50 milyon küsur insanın yaşadığı bu devasa alanda kendi güvenliklerini kendileri sağlayan ve devlet gibi hareket eden bir sürü grubun olduğunu fark edersin. Bunlar kendilerini farklı farklı isimlerle nitelendiriyorlar. Kimisi kendisine Irak Şam İslam Devleti derken, kimisi de kendisini Kanton olarak adlandırıyor. Onun için bunlara terör örgütü demek, olayı basitleştirir.

Türkiye’de yaşanan bütçe açığı değil vicdan açığıdır

PKK DAĞLARDAN ŞEHİR MERKEZLERİNE İNDİ

* Sessiz ve derinden, Irak’la Suriye’nin içinde küçük devletçikler mi yeşeriyor?


- Yeşerdi bile, şu an güçlenip büyümeye devam ediyorlar. Bölgede etnik ve mezhepsel bir süpürme yaşanıyor. Herkes mezhepsel, etnik ya da dinsel olarak kendisinden farklı olanı yok etme derdinde... Irak’ın fiili olarak üçe bölündüğünü çok rahat söyleyebilirim. Orada konuşlanan bu yeni devletçikler sınırlarını belirledi ve şimdi de kendilerine daha fazla alan açmaya çalışıyorlar. Suriye’den kaç devlet çıkacağını inan kimse bilmiyor. Bu devletçikler kendi var olma nedenlerini yaratabilmek ve güvende kalmak için, Türkiye’yi güvensiz bölge haline getirmeye çalışıyorlar. Aslında Türk halkının seçimi çok net olmalı. Kimin daha güvende olacağına biz karar vereceğiz!

* Peki bizi ne bekliyor böyle bir ortamda? Kabul etsek de etmesek de yeni komşularımızdan biri IŞİD... Diğer tarafta da vur-kaç yapmakla yetinemeyen bir PKK pusuda...

- Doğru söylüyorsun. Eskiden bu tür eylemler kırsal alanlarda görülürken, artık daha çok şehir merkezlerine kaydı. Geçmişte dağlık ve ulaşılması zor alanlarda özellikle askeri üslere saldıran PKK’nın, günümüzde Dağlıca hariç yaptığı eylemlerin hepsi yerleşim yerlerine yakın karakollara ya da hareket halindeki polis araçlarına yönelikti. Roketle araçlara saldırma, polis arabalarına pusu kurma ve şehir içinde bombalı araçları infilak ettirme, teröristlerin yeni kendilerini gösterme yöntemleri...

AMERİKA, SURİYE’YE GİDEN 200 ADAMI TEHLİKE OLARAK GÖRDÜ BİZ 50 BİN KİŞİYİ ES GEÇTİK

* Yani artık hem daha yakınımızdalar hem de ağır silah ve bombalarıyla daha mı tehlikeli hale geldiler?


- Aynen öyle! Üç yıl öncesi gerçekten çok önemli çünkü kantonlaşma faaliyetiyle birlikte Türkiye’den büyük bir grup bu bölgelere eğitime gidip; şehirlerde nasıl çatışılacağını, bomba konulacağını, mahallelerin nasıl yakılacağını öğrendi. İşte şimdi onlar döndü ve Türkiye’de eylem yapmaya başladılar. Bunu da yıllarca üzerine basa basa söyledik! Düşünsene 320 milyonluk nüfusuyla Amerika, Suriye’ye giden 200 adamı potansiyel tehlike olarak görüp alarma geçerken; biz aramızdan IŞİD, Özgür Suriye Ordusu ve YPG-PYD’ye katılan 50 bin kişiyi tehlike olarak algılamadık! Üstelik Suriye ile sınır komşusuyken...

* Giden kimlerdi?

- Yaş sınırı olmadan bir sürü kişi, hatta çocuklar bile gitti. Mesela Silopi’de dört özel harekat polisini şehir içinde şehit eden kişinin doğum tarihi 1999. Yani 16 yaşında bir ortaokul öğrencisi... Anti-tank mayını döşeyip, aracı tahrip ettikten sonra içinden çıkmaya çalışan polisleri taradı. Yaşı 16!

* Devlet üzerine düşen görevi yerine getirmedi mi?

- Sence ülkeler kriz mi, yoksa risk mi yönetir? İyi yönetimler riski kabul edip, stratejilerini ona göre belirler. Biz maalesef ki Süleyman Şah Türbesi dışında uzun bir süredir risk yönetimi yapmıyoruz. Bu yüzden de devamlı kriz yönetmek zorunda kalıyoruz! Yani işin aslı, yangına tedbir almak yerine yangından kurtardıklarımızla mutlu oluyoruz! Bazı olayların yanıtlarını devlet üzerinden hesaplaşarak bulmaya çalışıyoruz. Ama burada sırf devlet gibi soyut bir kavramı suçlamak da doğru olmaz. Peki ya vatandaşlar haklarını bilip görevlerini yerine getirdiler mi? Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ne yaptı? Akademisyenler, gazeteciler yeterince yazdılar mı? Amerika ve diğer Avrupa ülkelerinde IŞİD ile ilgili 1500’ün üzerinde tez yazılmışken, bizde bunun sayısı 10’u geçmez!

Türkiye’de yaşanan bütçe açığı değil vicdan açığıdır
Mete Yarar,“Hava operasyonlarında sadece dağın taşın vurulduğu doğru mu” sorusunu yerinde incelemek için İncirlik’ten kalkan ve hava operasyonunun bir parçası olan tanker uçağıyla beş saatlik uçuş yaptı. Yarar, operasyona katılan pilotlarla da görüştü.

2008’DE MİT MÜSTEŞARI TANER UYARMIŞTI

* Baskı grubu oluşturacak kişiler baskı altında olduğu için seslerini çıkaramamış olabilir mi?

- Bu da bir seçenek. Ama o baskı grubu oluşturulmayıp, sorun görmezden gelindiğinde çözülmüş olmuyor ki! Zamanında üzerimize gelen treni durdurmak için elimizden geleni yapacaktık. Şimdiyse o tren üzerimizden geçiyor. 2008’de dönemin MİT Başkanı Emre Taner, tarihi bir konuşma yapmıştı: “Eğer toplumsal sorunları çözmez; güçlü bir ordu, ekonomi, siyaset ve dış politika oluşturamazsak, ulus devlet olarak kalmamız mümkün değil. Yoksa bu coğrafyadaki bütün ulus devletler gibi biz de dağılacağız.” Aynı zamanda dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de “Büyük bir çukura yuvarlanıyoruz, eğer kendi sorunlarımızı bugün çözemezsek, ileriki yıllarda bizim adımıza başkaları çözecek” demişti. Aslında devlet çok uzun zamandan beri Arap Baharı ve üzerimize gelen bu trenin farkındaydı.

* O zaman niye bugünlere geldik?

- Bir müddet bu sorunların üzerine gidildi ama sonra bırakıldı. Üstelik bunlar söylendiğinde Suriye ve Irak daha bütündü, Libya’da Kaddafi vardı, henüz Arap Baharı başlamamıştı. Biz aslında sadece PKK ile değil, şu anda bütün coğrafyanın yarattığı sorunlarla da boğuşuyoruz. Suriye’deki güvenli bölge de bizi ilgilendiriyor; IŞİD de, PYD de... Irak da bu işin içine girmiş durumda, Avrupa Birliği de, Amerika da... Yaşadığımız şiddetin sebebi tek başına PKK veya Türkiye’nin iç sorunları değil aslında. Artık geçmişte söylenen o lafı hatırlamanın zamanı; “Biz çözmezsek, birileri çözmek için gelecek”... İşte geldiler!


PKK GÜÇLENMEKTEN ZİYADE OYUNUN KURALLARINI DEĞİŞTİRDİ

* Çözüm sürecinden PKK kendini güçlendirerek çıkmış olabilir mi?


- Hayır güçlenmekten ziyade oyunun kurallarını değiştirdi. Dediğim gibi Türk Silahlı Kuvvetleri hem donanım hem de imkan kabiliyetini güçlendirince, PKK savaşı şehir merkezlerine kaydırdı. Ayrıca Irak ve Suriye’de düzenli orduyla en kolay şehirlerde mücadele edebileceklerini öğrendiler.

ESKİDEN TÜPLE BOMBA YAPAN PKK BUGÜN 1 TONLUK PATLAYICI KULLANIYOR

* Namlusu bize dönmüş büyük bir tehlikeyle mi karşı karşıyayız?

- Tabii ki! Suriye ve Irak’taki silah depolarında kaybolan milyonlarca silahın bedelini canlarımızla ödeyebiliriz. Bir depoda terör örgütüne bir sene yetecek kadar mühimmat varken, bu örgütlerin onlarca depo yağmaladığını hesapla! Eskiden tüple bomba yapan PKK, bugün bin kiloluk patlayıcılar kullanmaya başladı. Bir zamanlar telsiz konuşmalarında “Arkadaşlar en fazla 20 mermi kullanabilirsiniz” diyen teröristler, bugün Dağlıca’da bir gecede 30 bin mermi yakabiliyorlar. Iğdır’da 13 polisimizin şehit düştüğü saldırıda konulan bomba için yüz kilo bile fazlayken, aynı eylem için bin kilo patlayıcı kullandılar. Bunun iki izahı var; vahşetin boyutunu artırmak ve patlayıcı sıkıntısı çekmediklerini göstermek...

* İşler bu kadar çığrından çıkarken biz ne yapıyorduk?

- Devlet file benzer İzzet, çok kolay hareket etmez. Ancak toplumsal refleksler veya potansiyeli büyük bir olay hareket etmesini sağlar. Hiç bıkmadan, tükenmeden gazetecilerimiz, aydınlarımız yazı yazmış olsaydı; siyasetçiler ve devlet “bizi uyarıyorlar, bir şeyler yapalım” deyip harekete geçerek hesap sorardı. Çünkü siyaset hesap sorma yeridir.

Türkiye’de yaşanan bütçe açığı değil vicdan açığıdır

KOMŞUDAKİ İÇ SAVAŞA TARAF OLMAMAMIZ GEREKİRDİ

* Bin kilo patlayıcı kullanma cüretini nasıl buluyorlar?


- Teröristin korktuğu iki şey vardır; güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmek ve yaptığı eylemin toplumsal reaksiyonu! Sokakta çocuğuna tokat atıldığında kıyameti kopartan anne-baba hassasiyetini, senin huzurunu korumak için görevlendirilen güvenlik güçleri için göstermezsen bu iş çözülmez. O çocuklara uzatılan elin, bize uzatıldığı refleksini vermek zorundayız. Veremiyorsak, kurşun sıkan kadar olmasa da biz de suçlu oluruz! Hepimiz suçluyuz çünkü yaşananlara yeteri kadar çığlık atmadık!

* Tonlarca patlayıcı döşenirken, istihbarat nasıl fark etmedi?


- Türkiye’nin istihbarat yapılanması, örnek olarak buraya gelecek olan 100 bin mülteci ve bin ajan üzerine kurulu... Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya 2 milyona yakın Suriyeli geldiğinde istihbaratın kimi takip edebileceğini sanıyorsun ki? Eleman sayımız ona göre değil, teşkilat bu duruma hazır değil. Her şeyin bir hazım süresi vardır, maalesef buna adapte olamadı hiç kimse.

* Peki Suriye meselesinde oyumuzu neden barıştan yana kullanmadık?

- Evinin duvarları delik deşikken, sıvanı yapmadan kafanı dışarıya çıkartmaya kalkarsan işte sonu bu olur. Bizim komşudaki iç savaşa taraf olmamamız gerekirdi. Özgür Suriye Ordusu’nun toplantılarına, karargah oluşturmasına ve Suriye Meclisi’nin burada toplanmasına asla izin vermeyecektik. Düşünsene hem Esad’la hem de diğer tarafla görüşüp konuşabilen tek ülke bizdik. Bir taraf seçmek yerine, arada kalıp barışçıl yollarla işin çözümü için ısrarcı davranmalıydık. Dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve MİT’in başındakiler barışçıl bir süreç için bir süre görüşmeler yaptı. Fakat kısa süre sonra pes edip, Esad’a sivilleri katletmesinden sonra “Seni tanımıyoruz” dedik.

* Sana göre doğru tavır ne olmalıydı?

- Ne olursa olsun, inatla iki tarafa eşit mesafede durmalıydık. Türkiye gereğinden fazla taraf oldu. Mazlumun yanında durmanın başka yolları da olabilirdi. Tek seçenek Esad’ı tanımayıp diğer tarafa yakın olmak değildi. Biz şu anda mazlumun yanında olabiliyor muyuz? Onları alıp barındırıyoruz ama milyonlarca insan hâlâ ölmeye devam ediyor. Bu savaşta hiç ateşkes ilan edilmedi ve “Gelin ölülerinizi alıp gömün” denilmedi. Oysa Orta Çağ savaşlarında bile karşı tarafa ölülerini almaları için izin verilirdi. Burada çok büyük bir acımasızlık söz konusu.

Türkiye’de yaşanan bütçe açığı değil vicdan açığıdır

İKİYÜZLÜYÜZ!

* İşin ciddiyetini anlamak için bu kadar şehit vermemiz mi gerekiyordu?

- Tek bir askerin bile şehit olması yeter içimin yanması için, bırak daha fazlasını! Bir insanın yüreğini 1 sayısı yakmıyorsa zaten vicdanlı değildir arkadaş. Tepki ancak şehit sayısı artınca çoğalıyorsa orada riyakâr bir durum var demektir. Biz o kadar –izm’lerin peşine düştük ki... Bugün Türkiye’de yaşanan en büyük açık bütçe açığı değil, vicdan açığıdır!

* Siyasette vicdan açığı yok mu sence?

- Siyaset başka bir kavram, onlar kendi aralarında hesaplaşmalı. Ama şunu sormak lazım; yer yerinden oynarken Meclis neden toplanmıyor? Böylesine önemli ve büyük olaylarda Meclisimiz bir araya gelmeyecekse, ne zaman gelecek? Daha ne olmasını bekliyorlar?

* Biz nerede yanlış yaptık?

- Kapalı kapılar ardında başka, dışarı çıkınca bambaşka konuşuyoruz. Bu yüzden sorunlar çözülemediği gibi iyice sarmal haline geliyor. Ruhumuzda hissettiklerimizi dilimize yansıtamıyoruz. Kimse düşündüğünü açık ve net ifade etmiyor. Arkasından küfür ettiği adamı görünce “Seni çok seviyorum” demeye başlıyor. Sorunlar karşısında maalesef ikiyüzlüyüz! Hatalarımızı; hakarete, etnik ve mezhepsel kışkırtıcılığa vardırmadan söyleyemediğimiz sürece de bu ikiyüzlülükten kurtulamayız.

PKK’YI SİLAH BIRAKMAYA İTECEK GÜÇ O BÖLGENİN HALKIDIR

* Bu süreç nasıl düzelir?

- Herkes kendi göbek bağını kendi kesmek zorunda... ETA ve IRA örneğinde olduğu gibi... PKK’yı silah bırakmaya itecek güç, yine o bölgenin halkıdır. Türkiye’nin batısında PKK’ya karşı yapılacak bir miting, yalnızca protesto eylemi olarak kalır. Ama Diyarbakır’da, Cizre’de, Silopi’de, Hakkari’de yapılacak milyonların katıldığı bir yürüyüş, PKK’nın hayat damarını keser. Bölge halkının bu şekilde bir yaşama isyan etmesi gerekmektedir.

ONLARCA GRUBA BÖLÜNDÜK

* Dağlıca önlenebilir miydi?

- İşte tam bu noktada vicdan devreye girmeli. İnsanlar çıkıp “O pusuya düşürülen benim Edirne’de askerliğini yapan oğlum da olabilirdi” diyerek empati kurup, güvenlik güçlerine önceden haber verebilirdi. Herkes kendisine yakın hissettiğini korumak için canlı kalkan oluyor ama gerçek için canlı kalkan olan yok. İşte vicdan budur. Böyle bir olay yaşandığında iki tarafa da dur diyebiliyorsan vicdanlısındır. Olayın her iki tarafını da yaşamış biri olarak şunu açıklıkla söyleyebilirim; terörle mücadele ve teröristle mücadele ayrı kavramlardır. Güvenlik görevlileri teröristle mücadele eder ve bunda da başarılı olur. Terörle mücadelede ise maalesef başarısızız! Çünkü insan faktörü vardır, vatandaş faktörü vardır, toplumsal faktörler vardır. İşte bizim başarısızlığımız bu!

Türkiye’de yaşanan bütçe açığı değil vicdan açığıdır

* Teröristle mücadele edip, terörle mücadelede sınıfta kaldık yani?


- Aynen öyle! Sosyal medyada acılı bir annenin oğlunun tabutuna sarıldığı fotoğrafın altına bin tane şizofrenik yorum yapılıyor. Bunlardan kaçına “Dur yahu, yanlış yapıyorsun” diyebiliyoruz? Yan masada biri küfür edip, yanlış bilgiler paylaşırken “Affedersiniz kulak misafiri oldum ama yanlışınız var. İşin aslı bu” diyebiliyor muyuz? Günlük hayatımızdaki hiçbir yanlışa bile müdahale etmezken, toplumsal sorunların çözülebileceğini mi zannediyoruz? Bu tür konularda çok büyük eksiğimiz var.

* Vicdani bir bölünme mi yaşıyoruz?


- Türk, Kürt, Sünni, Alevi derken 15-20 gruba, alt grupları da sayarsan onlarca parçaya bölündük. İşin suyu çıktı! Terör örgütlerinin yaşaması için devletsiz ortamlara ihtiyacı vardır. Şu an Irak ve Suriye’de devlet yok. Biz de kendi içimizde parçalanmak yerine birlik olmayı başarmalıyız. Önümüzde Suriye cehennemi, vatansız kalanlar, Avusturya’da mülteci kampından kaçarken ayağına çelme takılan adamlar varken, ders almalıyız! Hatalarımızı anlamak için başka toplumların bastığı mayına, biz de mi basmak zorundayız?

SİLAHLI ÖRGÜTLE MASAYA OTURMAK ÇOK YANLIŞ BİR ADIMDI

* Doğru adımlar da atıyoruz ama yetmiyor anladığım kadarıyla...

- Çünkü biz silahlı bir örgütle masaya oturup konuşmaya çalıştık. Bu çok yanlış bir adımdı. Sorunları çözmek istiyorsan en kolayından başlarsın yoksa zamanla kolay olanlar da zorlaşır. Biz gidip en zorunu seçtik. Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılıp bırakılmamasını tartıştık. Oysa toplum bunu asla kabul etmezdi ki! Sen önce insanlar arasındaki barışı sağla be kardeşim. Barışı sağlamak, oya yapmaya benzer, ince ince dokuyup, hataya asla fırsat vermemelisin. Küçük bir hatırlatma, Oslo görüşmesinden sonra Habur’dan gelen PKK’lıların üzerlerinde askeri kıyafetlerin unutularak otobüsün üzerine çıkartılması, bu ülkeye tam 1,5 sene kaybettirdi! Bir kıyafet, 1,5 sene... Düşünün diğer binlerce hatayı!

* Bu öncü sarsıntılar, yaşanacak olan büyük depremin habercisi mi?


- Ülkede yaşanan sorun Türk-Kürt ya da AK Parti-HDP sorunu değil. Demokrasiyle ilgili çok temel bir problem yaşıyoruz. Bu bir toplumsal kopuş... İnsanların günlük yaşamda birbirlerinden kopmaya ve uzaklaşmaya başladıklarını görüyorum. Bunun çözümü için tüm siyasi partilerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Demokrasi tahterevalli örneğiyle çözülemez. Biri inerken diğerinin çıkması bir işe yaramaz. Aynı asansörde olduğu gibi ya hep beraber yukarı çıkacağız ya da dibe vuracağız!

Türkiye’de yaşanan bütçe açığı değil vicdan açığıdır

KANDİL’DEKİ 1500 KİŞİLİK AKTİF GÜCÜN ÜÇTE İKİSİ ETKİSİZ HALE GETİRİLMİŞTİR

* Bir askeri operasyonda F-16’ların havalanmasının Türkiye’ye maliyeti nedir?

- Bir devletin yapmaması gereken en önemli hesap maliyet hesabıdır. Vatan toprağına bedel biçemezsin!

* “Hava operasyonlarında sadece dağı, taşı vuruyorlar” kanısı var toplumun bazı kesimlerinde...


- Ben de bu sorunun cevabını bulabilmek için, yerinde çekim yapmaya İncirlik’e gittim. Ve hava operasyonunun bir parçası olan tanker uçağına binerek, beş saat havada kaldım. Operasyona katılan pilotlarla yüz yüze konuştum. Gizlilik sınırlarını aşmamak kaydıyla bazı görüntüleri izleme fırsatı buldum. Hava Kuvvetleri’nin teknolojik anlamda gelmiş olduğu nokta, dağın, taşın vurulmasına müsaade etmiyor. Geçen gün yapılan 100 uçaklık hava harekatı, son 25 yılın en büyük hava operasyonuydu. Ve Kandil’de bulunan 1500 kişilik aktif gücün üçte ikisi etkisiz hale getirilmiştir.

* Peki eğer bu kadar başarılıysak, Dağlıca baskını nasıl gerçekleşti?

- Gelinen noktada teröristler artık dağdan şehre inerek eylem yapmıyor, şehirden dağa çıkarak yapıyor!

* PKK, güvenlik görevlilerini eşi ve çocuklarının yanında öldürerek ya da uykudayken kafalarına kurşuna sıkarak neyi hedefliyor?

- PKK terör örgütü, Suriye’de yalnızca bomba yapmayı öğrenmedi. Başka bir şeyi daha fark etti. O da, bir yerin hakimiyetini sağlamak için askeri gücün yetmediği ve asıl bölünmenin duygusal kopuşlarla olduğu gerçeği... Bu yüzden de insanların canını acıtan, travma geçirtecek ve duygusal kopuşlara yol açacak kahpece saldırılara başladı. Son zamanlardaki eylemlerin temel amacı, toplumun sinir uçlarını harekete geçirmektir! Mafyanın kendi arasındaki savaşlarda bile kadınlar ve çocukların dışarıda tutulduğu bir gerçekken, PKK mafyanın ötesine geçti!

HERKES BU KADAR GÜNAHSIZSA BUNCA İNSAN NİYE ÖLÜYOR?

* Birçok kişi bugün gelinen noktayı, çözüm sürecinin buzdolabına kaldırılmasına bağlıyor...

- Aynı samimiyetsizliği çözüm sürecinde de yaşadık. Türkiye’nin demokrasi yolculuğuyla, PKK’nın silah bırakmasını üst üste bindirmeyin diye defalarca söyledim. Ne yani PKK silah bırakmadığında demokrasi yolculuğumuza ara mı vereceğiz? Sen sınırların içinde yaşayan farklı etnik grupların haklarını PKK istediği için mi vereceksin? Devlet dediğin bağımsız karar vermelidir. İşin magazin kısmıyla uğraştığın sürece ortaya yalnızca artistik görüntüler çıkar. Bu topraklarda sürekli birileri ölüyor ama kimse günahkâr olduğunu kabul etmiyor. Herkes bu kadar temizse, bu insanlar niye ölüyor? Bir hata var ve bu hatayla yüzleşmek zorundayız. Bunları akademik bir dille konuşup tartışmalıyız.

BU TOPRAKLARDA HERKES KENDİNE DEMOKRAT KENDİNE MÜSLÜMAN

* Akil adamlar girişimi için ne diyorsun?

- Devletin değil toplumun akili olur. Bir kere devlet olarak sen birilerini akil seçmezsin. Dünyadaki bütün örneklerinde sorun çözme mekanizmasındaki bu insanların hepsi gönüllüdür. Halkın desteklediği, onların sesi olabilecek bir topluluktur akiller. Bizde ise devletin “Bu işi sen yap” dediği kişilerden oluşuyor. O zaman halk bunun neresinde?

* Peki ne oldu da ortalık bu hale geldi? Birileri düğmeye mi bastı?


- Yıllardır birileri o düğmeye basıyor ve ortalık karışıyor da bu ülkenin hiç mi karşı refleksi yok? Bizde etnik düğme var, mezhepsel düğme var, dinsel düğme var, sosyolojik düğme var, politik var... Bu kadar düğmenin olduğu yerde basan adamı mı sorumlu tutalım, yoksa bu ülkeye bu kadar çok düğme koyduğumuza mı hayıflanalım... Bir ülkenin içinde silahlı mücadeleyi hak gören bir grup varsa ve bunun için de insan ölmesine izin veriyorsa, vicdanen sorun vardır. Maalesef bizim ülkedeki hemen her düşünce grubunun kendisine hoş gelen bir silahlı örgütü var. Bu kişilerin kimisine gerilla diyorlar, kimisine cihadcı, kimisine de halkın savaşçısı... Bu topraklarda herkes kendine demokrat, herkes kendine Müslüman!

* Bu kadar ayrıştıktan sonra, teröre karşı tekrardan bir arada güçlü bir şekilde durabilmek için ne yapmalıyız sence?

- Halk “Siyasetçiler terörle arasına mesafe koysun” diyor. Ben de “Önce bireyler vicdanlarında terörle aralarına bir mesafe koysun” diyorum. Sen adam öldüremezsin, terörü kullanamazsın, canlı bomba olarak gidip insanları paramparça edemezsin. Hele de bu yaptığınla bir mutluluk hissine asla kavuşamazsın, kavuşursan vicdansızsın! İlk kurşunu kim sıktı davasına girersen, işin içinden çıkamazsın. Önemli olan son kurşunun sıkılmaması konusunda mutabık olmak.

* Senin gibi geçmişi olan bir adamın bu kadar önemli bir olayı vicdan muhasebesine getirmesi kusura bakma ama bana biraz Pollyannacılık gibi geliyor! Bunu sosyal medyadaki herkes yapıyor zaten, daha ciddi önerilerde bulunman gerekmez mi sence de?

- Benimki Pollyannacılık değil, tam tersine bir hatırlatma! İnsan olmayı beceremeyen, hiçbir konuda başarılı olamaz. Bizi hayvanlardan ayıran tek şeyin zekamız olduğunu mu zannediyorsun? Asıl farklı kılan yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan sorumluluk duyma hissimizdir, buna da vicdan diyoruz! Bizler, birbirimizin cenazelerini kaldırmak için mi bir arada yaşıyoruz yoksa sağ kalmak için mi? O yüzden tekrar söylüyorum, biz birbirimizin ölüsüne değil, dirimize sahip çıkmalıyız. Dağlıca bunun en iyi örneğidir!

X