Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sirkeci’deki öğlen yemeğinde köfte, piyaz ve biraz da siyaset

Geçen hafta İstanbul’un en lezzetli köftecilerinden Sirkeci’deki Filibe’de buluştuk Fatih Altaylı’yla... Hem harika bir öğlen yemeği yedik; hem de Galatasaray’dan, meşhur “Ne olacak bu memleketin hali” geyiğine kadar uzun bir sohbet ettik.

Aslında her fırsat bulduğumuzda bir araya gelmeye çalışıyoruz ama yaz başından beri biraz ara vermiştik. Gündem yoğun, kafamdaki onunla ilgili sorular boldu.
Fatih Altaylı duygularını pek belli etmeyen ‘poker face’ dedikleri türdendir ama belli ki o da doluydu.
Hiç uzatmadan doğrudan sordum: “Fatih Bey, epeydir spor dışında yazı yazmıyorsunuz, millet merak ediyor. Küslük mü var, protesto mu, yoksa...”
Manidar bir gülümsemeyle cevap verdi: “Gazetecinin küsmeye de, protestoya da hakkı yoktur. Zaruret diyelim...”
Hatırladığım kadarıyla 3. havalimanıyla ilgili yaptığı eleştirilerden sonra devamı gelmemişti siyasi yazılarının...



CUMHURBAŞKANI İLE POLEMİĞE GİRMEMEK İÇİN İZNE ÇIKTIM

“Evet aynen öyle oldu” diye onayladı beni. “Açıkçası ilk başta Cumhurbaşkanı ile uzun sürecek bir polemiğe girmemek için izne çıktım. Sonra bu izin kalıcı oldu.”
Peki ama spor yazıları yazıyorsunuz dedim...
“Yazmıyorum. Spor servisinden arkadaşlar soruyor, onlara yanıt veriyorum. Bir de Bloomberg HT’de çok sevdiğim kardeşlerim var, onların hatrı için orada haftada bir saat spor konuşuyorum.”
Ya siyaset? Yıllardır gündemi belirleyen en önemli kalemlerden biri olan Fatih Altaylı politika sahnesine daha ne kadar uzak kalacaktı?
“Bir süredir Teke Tek’i yeniden yapmaya başladım” dedi.
İnatla “Ya siyaset, politik yazılar” diye tekrarladım...
“Zaruret İzzet!” diye kestirip attı. Anlamıştım, bu pek konuşmak istemediği bir alandı. Lafı uzatmanın da manası yoktu...
Gelelim o geleneksel Türk sohbet masalarının en popüler sorusuna dedim içimden... “Peki ya ülkenin gidişatını nasıl görüyorsunuz?”



İSTİKRARIN GEREKÇESİ OLANLAR İSTİKRARSIZLIĞIN SEBEBİ OLDULAR

“İyi görüyor olma ihtimalim var mı? Uzun süre ülkede istikrarın gerekçesi olanlar, şimdi istikrarsızlığın sebebi oldular.
Bunu bana Dünya Bankası’ndan üst düzey bir yönetici söyledi. Türkiye bugün çok yüksek yatırım çekme potansiyeline sahip ama ülkeye güven yok. Hükümet olmadığı için değil, bu cümle bana söylendiğinde hükümet vardı.
Hukuk olmadığı için yatırımcılar Türkiye’den kaçıyor.
Terör zaten ortada... Biz çözüm sürecinin uygulamasındaki hataları dile getirirken, bizi süreci baltalamakla suçlayanlar şimdi en keskin çözüm süreci karşıtı oldular. Benzer bir sonuç çıkacağını bile bile seçime gitmemiz de cabası.
Aynı deneyden her seferinde farklı sonuç bekleyenlere ne dendiğini müsaadenle ben tekrarlamayayım.
Einstein yıllar önce söylemiş zaten. Bir AKP-CHP koalisyonu iyi olabilir, ülkeyi çok rahatlatırdı. Ama istemediler...”
Açıkçası ben de aynı fikirdeydim. “Peki sizce kim istemedi Fatih Bey?”
Hiç evirip çevirmeden verdi cevabını: “Kimin istemediğini bilmeyen mi var?”



İKTİDAR PARTİSİ ÇOĞUNLUĞU SAĞLAYANA KADAR SEÇİM OLACAK
Kafamda deli sorular... Peki neden böyle olmuştu?
Neydi hepimizi umutlandıran, iki büyük partinin koalisyon yolunu tıkayan?
“Ha 258, ha 158. İstemeyenler için farkı yok da ondan. Ya 277 ve üzeri olacak ya da seçim olacak!”
“Ama Fatih Bey” diye atıldım; “Yine aynı sonucun çıkacağı konusunda pek çok kişi hemfikir!”
“Böyle giderse aynısı bile zor olabilir.”
“Yorum çok da, var mı bir tavsiyeniz?” diyorum...
“Evet var. Ben çok zarflı seçim öneriyorum” diye cevap veriyor.
Hoppala, gel de çık şimdi işin içinden! “O da ne ola ki?”
“Belli ki, iktidar partisi çoğunluğu sağlayana kadar seçim olacak.
O zaman vakit ve para kaybetmemek için YSK şöyle bir formül uygulasın; 1 Kasım’da sandığa gittiğimizde önümüze üç zarf ve üç oy pusulası koysun.
Bir zarfın üzerinde ‘Kasım 2015 Seçimi’ yazsın, diğerinde ‘Mart 2016 Seçimi’ yazsın, üçüncüsünde de ‘Haziran 2016 Seçimi’... İlk zarflardan AKP iktidarı çıkmazsa, ‘Mart 2016 Seçimi’ zarfları açılsın.
Ondan da yine AKP çıkmazsa haziran zarfları açılsın. Böylece daha fazla zaman ve para kaybetmemiş oluruz. Ayrıca boşu boşuna koca bir yıl daha da ziyan edilmez.
Her seçim için de 2 milyar TL harcama yapmamış oluruz. Tasarruf önlemi yani...”



İÇİMDEKİLERİN SADECE ONDA BİRİNİ SÖYLEDİM

“Valla çok yaratıcı bir formül bulmuşsunuz... Şaka bir yana ne öngörüyorsunuz?”
“İyi şeyler görmüyorum diyebilirim. Ülke daha da gerilebilir. Anayasa değişmemiş olsa bile zaten ilan edilen fiili bir sistemi uygulamak için bu gerginlik bahane edilebilir...”
“Gerçekten içimi kararttınız Fatih Bey” diyerek tam pes edecektim, o benden hızlı davrandı...
“Ben içimdekilerin sadece onda birini söyledim. Bu daha işin gri kısmı. Tamamını söylesem ne yapacaksın... Sen onu boşver de, oturduğumuz mekanın asırlık tarihi bir yer olduğunu biliyor musun?”
“‘Yeme-içme tarihinin arka odasını’ Murat Bardakçı’ya bırakalım da, sizin en sevdiğiniz konulardan biri olan futbol konuşalım bari” diye takıldım ve sordum: “Türkiye ligleri ilk defa bu kadar kaliteli yabancı futbolcuyu bir arada görüyor. Bu yarışta şampiyon kim olur?”
“Galatasaray şampiyon olmadıktan sonra, kim olursa olsun benim umurumda değil. Ama son iki maçında Trabzonspor’u çok beğendim. Sürprizlerine hazır olunmalı.
Beşiktaş’ın sahası olsaydı şansı yüksekti. Görünen o ki, yarış Fenerbahçe ile Galatasaray arasında geçer.”
Her halinden çok dolu olduğu belliydi yılların gazetecisinin...
Buna rağmen kelimelerini seçerek konuşmaya çalışıyordu.
Ve maalesef bugüne kadar geleceğe dair hep çok umutlu gördüğüm Altaylı, bu kez karamsar ve umutsuzdu...
Yanılmasını dilemekten ve güzel, aydınlık günlerin gelmesini beklemekten başka yapacak bir şey yok.
Hele bir şu önümüzdeki seçimleri atlatalım da...

X