Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Rock soslu barbeküyle terapi 50’liklere ilaç gibi geliyor

Erol Büyükburç’un Farfara’yla ortalığı kasıp kavurduğu, Barış Manço’nun Jenny Jenny ile ağzımıza “taze” ballar çaldığı yılda doğmuş bir adamım.

Bu sebepten olsa gerek müzik zevkim de doğduğum sene kadar uçlarda ve “bipolar” çoğu zaman.
Uzun zamandır da gece hayatının içinde olduğumdan Sertab’ın o şarkısındaki gibi “arabesk, pop, caz, alaturka/sırtımda yamalı bir hırka” halleri yaşıyorum.
Mesleki deformasyon gereği aynı tarz “sound”lar arasında gidip gelme durumum var. Her gün tavuk pilav yenmez misali, Allah’ın her günü de benzer şeyler dinlenmiyor.
Geçen hafta böyle hissettiğim bir akşam, üzerime siyah bir tişört geçirip kendimi Beyoğlu’na attım. Aylar önce beş rock bar gezip, rock ve metalle aramızdaki görünmez duvarı ortadan kaldırmıştım... O geceden gaz ve feyz alıp, Beyoğlu’nun rock barlarında bir kez daha arpa suyu yudumlar buldum kendimi...
40’ından sonra rock’çı olanı ne paklar göreceğiz artık...
Neyse efendim, dövme yaptırma bağımlılığı gibi, her adımda biraz daha kanım kaynıyor bu gürültülü ortamlara. Gerçi kafada sallayacak saç kalmadı ama göbeğimin her halükarda sallanacağına güvenerek attım kendimi mekanlardan içeri...
Çarşamba gecesi bir çırpıda üç mekan gezdim. Rock’çılar ağzının tadını biliyor arkadaş, zaman nasıl geçti anlamıyor insan.
Önce Beyoğlu Bibuçuk Sokak’taki Rasputin Live’a gittim... Burası 5 katlı bir mekan; önümüzdeki haftalarda canlı müzik de başlayacakmış. Kimler konser verecek bilmiyorum ama sırf merakımdan burnumu sokacağım kesin. Girişte sağda duran langırt masası en büyük kankam. Rocker çocuklarla yaptığımız maçın tadı hâlâ damağımda. Her ne kadar bir tane bile gol atamamış olsam da, bu Rasputin’e tekrar gitmeyeceğim anlamına gelmiyor. Çünkü muhteşem bir mekan!
Ardından Asmalı’ya doğru giderken Galatasaray’da açılan Hard Rock Cafe’ye uğradım. Burası bir rock mekanı için fazla kokoş ve “elitist” görünse de, benim gibi sonradan rocker olanlar ve baba rock neferleri için ideal nefes alınacak yer. Bu arada, Hard Rock Cafe’ciler Soma faciası nedeniyle erteledikleri açılış partisini 27 Eylül’de Küçükçiftlik’te Şebnem Ferah’lı, MFÖ’lü, Pentagram’lı organizasyonla yapacaklarmış. Sonradan öğrendim, haberim yoktu diye dövünmek istemeyenler şimdiden not alsın.
Hard Rock Cafe’de dinlendikten sonra Asmalı’daki Nar Pera’ya uğradım. Nar Pera’yı “eller havaya” bir yer zannederken bir baktım etrafım deri ceketli insanlarla dolup taşmış. Gözüm platin saçlı birine takıldı, herhalde ecnebi bir grup geldi, eğleniyor diye düşünürken baktım adam çatır çatır Türkçe konuşuyor. Meğer Türkmüş, adı da Punk Levent a.k.a. Nikki Wild’mış. Hayatımda gördüğüm en rockstar adam budur sanırım. O gece müşterilere hem kendi eliyle hamburger pişirdi, hem de rock parçalar çalarak DJ’lik yaptı. Sonradan öğrendim ki bu rock soslu barbekü partisi her çarşamba düzenleniyormuş.
Anlayacağınız bir gecede üç rock mekan gezerek 50’sindeki “ikinci bahar”ımın tadını çıkarıyorum şu günlerde. Size de terapi niyetine; önyargısız, bol gürültülü ve rock soslu, barbekülü günler diliyorum...


Lan deme lan babam kızıyor lan!

CNN Türk’ün başarılı haber sunucusu Nevşin Mengü’nün bülten sırasında açık unuttuğu mikrofonu sayesinde “gerçekte nasıl bir kişilik taşıdığına” ülkece şahit olduk. Çünkü bu genç kadın canlı yayında argo bir lügat çerçevesinde “Oğlum şu haberi düzgün yaz lan” deyiverdi.
“Lan oğlum” dediği KJ’ci genç, Nevşin’in belki de ailesinden bile daha fazla haşır neşir olduğu mesai arkadaşı. Ama bunu görmezden gelen “etikçi medya ahalisi”, Mengü’yü pek bir ayıpladılar.
Oysa bana kalırsa olay, kamera önünde poz kesen ve izleyiciyi kandıran bilumum ekran yüzüne ders mahiyetindeydi. Çünkü Nevşin Mengü her zaman en doğal haliyle haberini sunar, ses tonunu asla “kibara” ayarlamaz. Nazenin, müstesna, hassas ve ipeksi kadın havaları atmaz. Haberini sunar, işini yapar, çeker gider. Arada mikrofon açıksa da stüdyoyu uyarır: “Lan oğlum şu işi düzgün yapın!”
Bazıları n’apar derseniz, pek çoğu evinin kapısına kadar naif ses tonunu muhafaza eder. Ancak içeri girdiğinde kendini koyverir, haykırmaya başlar: “Ercümeeent, bak bacaklarını kıracam, insene ulan oradan!” Çünkü biricik evlat, salon perdesinin üzerine tünemiş orada oturmaktadır.
“Sahte kırılgan bir modeli mi, yoksa hatasıyla sevabıyla ama olduğu gibi olan sunucuyu mu tercih edersin?” diye sorarsanız; “Ulan oğlum bir saattir şurada ne anlatıyoruz?” diye cevap veririm size...
DİPNOT: Acaba Nevşin Mengü’nün durumuna düşen erkek bir haber sunucusu olsaydı, bu denli üstüne gidilir miydi? Bir de bunu düşünün haydi bakalım...


‘Kadın olsaydım kesin lezbiyen olurdum’

Karl Otto Lagerfeldt olarak Almanya’da doğdu... Asla resmi olarak açıklamadığı için kimse kesin doğum tarihini bilmiyor... Bir rivayete göre 10 Eylül 1933’te aramıza katıldı bu “deli-dahi” moda ikonu.
“Konsantre sütü” Almanya’ya getirerek büyük bir servete sahip olan babasının sunduğu imkanlarla çok rahat bir yaşam sürdü. Öylesine el bebek gül bebek yetiştirildi ki, 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler’den ve yaptıklarından haberi bile olmadı.
14 yaşındayken “Paris’e gideceğim” diye tutturdu. Nasıl olduysa üzerine titreyen ailesi buna izin verdi. Moda her zaman en büyük tutkusu olmuştu. Ufacık yaşlarda, ilkokuldaki çocukların bile kıyafetlerini eleştiriyordu.
Paris’e gittiğinde moda evlerinde köle gibi çalıştı bu şımarık zengin aile çocuğu.
Yıllar sonra tüm moda dünyasını şekillendireceğini biliyordu sanki.
Soyadından “t” harfini attı. Çünkü Lagerfeld ona göre daha pazarlanabilir bir isimdi.
Kendi markası aldı yürüdü...
1983 yılında, o sıralarda “yaşayan ölü” kabul edilen ikonik modaevi Chanel’in başına geçti. Markaya verdiği hayat öpücüğü ve devamında gelen başarılar sayesinde Chanel’in sessiz sahipleri Wertheimer kardeşlerin bugünkü kişisel servetleri 19 milyar dolara ulaştı.
Moda dünyasındaki başarıları kadar fütursuzca ve müdanasızca söylediği sözlerle de ünlü Karl Lagerfeld’i, doğum gününden hemen önce sivri dilinden dökülen bazı meşhur laflarıyla hatırlayalım...
Buyrun size deli–dahi Karl’dan “inciler”...
“Çirkin insanlardan nefret ediyorum.”
“Sadece şişmanlar fazla zayıfladığımı söylüyor.”
“Kaybedince kazandığın tek oyun diyet yapmaktır.”
“Eşofman altı giymek yenilginin belirtisidir. Eğer eşofman altıyla sokakta dolanıyorsan, hayatının kontrolünü kaybetmişsindir demektir.”
“Kate Middleton fena değil ama kardeşi Pippa Middleton’ın yüzünü beğenmiyorum. O kız sadece arkasını göstermeli...”
“Entelektüel insanlarla muhabbet etmekten hoşlanmıyorum çünkü sadece kendi fikirlerimi önemsiyorum.”
“Hiç insani duygulara sahip değilim.”
“Hayattaki tek amacım 28 beden kot giymek...”
“Rus erkekleri o kadar çirkin ki, bir Rus kadını olsaydım kesin lezbiyen olurdum.”

Eyvah ya Türkler gelmezse!

Yıllarca Yunanistan’la aramızda hep sorun olarak kaldı Ege adaları. Kıbrıs Barış Harekatı’nda, Kardak krizinde Yunan adaları halkı hep “Eyvah Türkler geliyor” korkusuyla yaşadı.
Ancak son yıllarda ülkemizden Yunan adalarına yönelik müthiş bir turizm akını başladı ve böylece de o eski korku yerini bambaşka bir korkuya bıraktı: “Eyvah ya Türkler gelmezse!”
Çünkü eksik olmasın bizim yerli turistler, Yunan adalarına en zengin Ruslar ve Araplar kadar para bırakıyor. Çılgın eğlenceli partilerde, sabahlara kadar süren “şıkıdım şıkıdım” gecelerde yurdum insanı “komşu” esnafa adeta para saçıyor.
Mikonos, Kos, Santorini şu günlerde Antalya Konyaaltı plajını aratmıyor.
Peki ya İstanbul’un, Marmara Denizi’nin incisi o güzelim prens adaları? Onlar da bu acayip furyaya hüzünlü gözlerle, “Ah nerde o eski günler” diyerek bakıyor...

X