Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Normal olacak kadar anormal değilim

İnsanları güldürmek zordur. Hele de kadın komedyen olarak milyonların sevgilisi olup bunu başarabilmek çok daha zor... Şebnem Bozoklu bunun hakkını veren ender isimlerden. Dizisi Ulan İstanbul’la ekran tarihinde bir ilk yaşıyor. Ulan İstanbul, artık dijital ortamda yayınlanıyor. Üstelik de milyonları aşan tık’lar alıyor... Ünlüler dünyasının çoğu isminden farklı bir tarafı var Şebnem’in. İşini, hayatının merkezine koymuyor. “Hepimiz geçiciyiz şu dünyada, kendini fazla ciddiye almamak lazım. Öyle zannettiğimiz kadar özel ve önemli de değiliz. 50 sene sonra esamemiz okunmayacak” diyecek kadar mütevazı. Kim bilir belki de bu kadar kısa zamanda, bu kadar çok sevilmesinin sırrı da burada saklı...

Kezzapla Mayonez şarkısıyla geçtiğimiz senenin en iyi çıkışını yaptın. Peki ne yedin, ne içtin, nerede büyüdün kızım da “dünya dert gördü” sayende...
- Sorma İzzet, “kan bile kanıyor benim içimde” (kahkahalar)... Şaka bir yana en az Kezzapla Mayonez kadar enteresan iki şeyin meyvesiyim ben. Baba tarafım Ispartalı, annemler ise Siirtli Arap... Rahmetli anneannem sadece Arapça konuştuğu için çocukluğum hiç bilmediğim bir dili anlamaya çalışarak geçti.

Anneanne de sizinle birlikte mi yaşıyordu?

- Hayır ama yaz tatillerinde anneannemin Siirt’teki nar bahçeli konağına giderdik. Orada teyzelerim ve kuzenlerimle birlikte bir sürü deli kadının arasında büyüdüm ben.

Derdini anlatacak kadar Arapça öğrenemedin mi onlardan?

- Az biraz anlıyorum ama o kadar kötü konuşuyorum ki inanamazsın. Zaten küçükken de sürekli her kelimeyi anneme sorardım bu ne demek diye.

Peki ya baban?

- O da hiç bilmezdi yavrum, yazık. Ailenin kadınları konuşurken biz babamla iki gariban kalırdık. Sonra da annemi köşeye çekip, ne konuşuyorsunuz diye sıkıştırırdık. Çünkü aralarında çok eğleniyorlardı, biz de kıskançlıktan çıldırıyorduk (gülüyor).

Ben de senin aile ağacından bir şey anladıysam Arap olayım...

- (Kahkahalar) O zaman sevgimi de katarak bir daha anlatayım sana. Her şey öğretmen olan annemin, babamın görev yaptığı okula tayin olmasıyla başlar...

Ve ilk görüşte aşık olurlar...

- Aynen öyle... Aşık olup hemen evleniyorlar. 1979’da da güzeller güzeli kızları yani ben dünyaya geliyorum. O gün bugündür de Anadolu Yakası’nın, çoğunlukla da Kadıköy’ün altını üstüne getirmekle meşgulüm.


ÖĞRETMENİM BABAMDI 5 ALSAM KARNEME 3 YAZARDI

Küçükken de böyle haşarı mıydın?

- Evet ama o cevheri maalesef ki ilkokulda çok ortaya çıkaramadım. Çünkü öğretmenim babamdı.

Ee ne güzel işte...

- Hiç öyle boşu boşuna hin hin bakma, sana buradan malzeme çıkmaz. Çünkü ben de yıllarca bu konuda avucumu yaladım.

Ne yani senin gibi bir fırlama, sınav sorularına önceden bir göz atmıyor muydu?

- Nerdeeee... Babam olmaması gerektiği kadar idealist bir adam. Evde “İki kere iki kaç?” diye sorduğumda bile asla cevap vermezdi. “Diğer çocukların evlerinde bir öğretmenleri yok” diye diye, düz mantıkla yıllarca beni mahvetti! 5 aldıysam karneme 3, 4 aldıysam 2 yazardı. Sırf “Kızına torpil yapıyor” demesinler diye ilkokul yıllarımda ne çektim be, ne çektim (gülüyor).

Babanın parlak öğrencilerinden biri miydin peki?

- Hayatım boyunca ne takdir, ne teşekkür getirdim ne de notları yerlerde sürünen bir öğrenci oldum. Millet 10’la geçiyorsa ben 5’le dümdüz, sınıf geçen ortalama bir tiptim. Ama benim başka alanlarda takdire şayan başarılarım vardı, bayram harçlığı toplamak gibi (gülüyor)...

Neden, farklı bir bayram harçlığı toplama stilin mi vardı?

- Aa tabii ki... “Çok utanıyorum, buna hiç gerek yok” kisvesi altında, çekimser bir imaj sergileyip artistik bir şekilde harçlık alıyordum. Sonra da hemen odama gidip kaç para verdiklerine bakıyordum. Ne günlerdi ya! Keşke yine harçlık verseler, havadan gelen paradan daha güzeli var mı (gülüyor).

Normal olacak kadar anormal değilim


Emre'ye hala 'Kocam' diyemiyorum

Sen de annen baban gibi öğretmen olmak istedin mi?
- Hayır, hiçbir zaman istemedim. En büyük idealim itfaiyeci olmaktı. Uzun yıllar bu işin hayaliyle yaşadım.

İtfaiyeci olmak isteyen bir kız çocuğu da ilk defa duyuyorum...

- Öyle deme, onlar benim gözümde çok büyük kahramanlardı. Kırmızı elbiseleriyle alevlerin içine girip insanları kurtarmaları beni etkiliyordu. İnanır mısın hâlâ itfaiye arabası görünce gözlerim dolar. Böyle anlatınca manyakça geldiğinin farkındayım ama tam bana uygun ve cesaret isteyen bir iş.

Üniformalı meslek hayali olanların güçlü evlilikleri olurmuş derler. Sizin evde durumlar nasıl?
- Bayılıyorum Emre’ye (İzer)! İç mimar kendisi... Etrafımız “Evlilik ilk başlarda şahane bir şey ama sonra değişiyor” diyenlerle doluydu. Ama inan ki daha önce tanışıp evlenseymişiz diye hayıflanıyorum.

Ona nasıl hitap ediyorsun?

- İşte en büyük problem burada. Ben evlilik terminolojisiyle konuşmayı beceremiyorum. Hala ona “kocam” diyemiyorum. Mesela Emre şimdi buraya gelse sizi nasıl tanıştıracağım? Kocam mı diyeceğim, beyim mi, eşim mi? Amaannnnn sevgilim diyorum sorun çözülüyor işte. Anlayacağın evlenmiş bulunan sevgilileriz biz (gülüyor).

Doğru söyle, yoksa kocam demek özgürlük anlayışına ters mi geliyor?

- Birbirimizin özgürlüğünü kısıtlayan bir evliliğimiz yok, herkesin kendine ait alanları var. Galiba bu yüzden de beş yıldır şahane devam ediyor ilişkimiz. Tabii ki arada krizler oluyor ama hiç sorunsuz olması da biraz salakça olmaz mıydı?

Ee o kadar kriz de çıksın sonuçta bütün Türkiye’nin tanıdığı, meşhur bir kadınsın...
- Yok ya, o benim oyunculukla ilgili oturduğum köşeden çok memnun gibi duruyor. Komedyen kadınların sayısı az ve değerleri de bence biliniyor. Bu durumdan sanırım Emre de çok hoşnut, ya da uzaktan öyle gözüküyor (gülüyor).

Ne yani seni kıskanmıyor mu hiç?

- Kıskançlıkla ilgili büyük bir sorun yaşamadık ama Emre harbi kıskançtır. Gerçi ben de iyi kıskanırım da neyse (gülüyor)...

10 üzerinden kaç verirsin kendi kıskanma performansına?

- Puanlama yapamam ama ben en çok zekayı kıskanırım. Mesela oturduğum masada benden daha komik, daha iyi hikayeler anlatan bir kadın varsa hemen bana ürperti geliverir! (kahkahalar)

Maşallah çekinmeden de söylüyorsun!

- Aa aa nesini saklayacakmışım. Hiç öyle düşündüğün gibi stratejik bir tip değilim. Asla hesap yaparak konuşmam ama yüzde yüz dobrayım da diyemem açıkçası.

Baba mesleğini tercih edenlerden değilsin peki çocuğunun senin gibi oyuncu olmasını ister misin?

-Ne istiyorsa onu yapsın. Çalışmayabilir de! Çocuk doğurduğum zaman zengin olursam, hiç çalışmayıp dünyayı gezsin. Şahane de olur! Keşke benim de öyle bir şansım olsaydı.

Diziden önce bir kez gittim pavyona ama o anlatılanlarla alakası yoktu

Biraz önce çılgın kadınların arasında büyüdüğünü söyledin. Televizyonda izlediğimiz Şebnem onları canlandırıyor olabilir mi?
- Tam üstüne bastın! Bir Gülümser Teyzem var ki evlere şenlik... Uğur Yücel’le Canım Ailem’de oynadığım karakter bire bir oydu.

“Şebnem’in Kadınları” diyorsun...

- Ee ne yaparsın, aile kalabalık olunca karakterler de bitmek bilmiyor. Aysel Teyzeme bir arkadaşı kahve içmeye gelmiş. Kadın ne kahveyi pişirmesini, ne de tadını beğenmiş. Bizimki de ifrit olmuş. Hemen başladı taklidini yapmaya, biz gülmekten ölüyoruz. Birinci sınıf, master class bir stand-up’çıdır. Ulan İstanbul’daki Yaren de, Aysel Teyzemin gençliği mesela. Çok adam dövmüşlüğü vardır. Onun bu çılgın hallerini rolüme uyarladım.

Peki ya şarkıcılık, ondan mı yadigar?

- Ulan İstanbul’un senaryosunu okuduğumda biçimine bayıldım. Yapayalnız altı kişinin aile gibi yaşaması beni çok etkiledi. Ertem Eğilmez’in Mavi Boncuk filmi gibi... Yaren aslında ilk başta dansçıydı ama sonra toplantı isteyip pavyon şarkıcısına dönüşmesinin mümkün olup olmadığını sordum.

Fal mı baktırdın nereden anladın pavyon şarkıcısı olunca daha çok alkış alacağını?

- Bunun için fal baktırmaya gerek yok ki, geçmişe dönüp bakarsan nefis sesli kadınların manyak hikayelerini hatırlarsın. Bergen bunlardan biri... Kendisine çok ciddi bir hayranlığım var. Müziği, karanlık atmosferli şarkıları ve hayatının o korkunç dramatik yapısı benim için büyük nimet. Yaş olarak pavyon dünyasına yetişemedim ama Bergen’imsi bir karakterin sevileceğinden bal gibi emindim.

Üzülüyor musun gerçekten o dönemlere yetişemedin diye...

- Üzülmez olur muyum... Diziden önce sadece bir kez gittim pavyona ama o anlatılanlarla hiç alakası yoktu. Yine de sırf atmosferi görmek ve havayı koklamak için gidip baktım. Yoksa role hazırlanmak için kafayı yiyen, gerçek hayatta da öyle davranan oyunculardan değilim. Hatta bu sistemi de sağlıklı bulmuyorum. Bana göre oyunculuğun damarı sokaktır. Onunla bağını kesmezsen her şeyi doğru hissedersin.

Eline mikrofon alma hevesin çocukluğundan mı kalma?

- Hayır, hiç o taraklarda bezi olan biri değildim. Ama kariyer yapmaya çalışan bir pavyon şarkıcısını oynamak en büyük hayalimdi. Şarkıları ben söylerim, beğenmezlerse de birine söyletiriz diye düşündüm.

Ve bülbül sesin keşfedildi!

- Kezzapla Mayonez ilk şarkımdı. Baktım bu iş oluyor, “Başka biri söylesin” lafını bir daha kimse ağzımdan duymadı (gülüyor).

Normal olacak kadar anormal değilim


Reyting ve reklamdan kurtulduk daha ne isteyebilir ki oyuncu

Kimin “dahiyane” fikri Ulan İstanbul’u dijitale taşımak?
- Bu kimsenin değil, dünyanın fikri. Eminim ki önümüzdeki üç yıl içinde şu anda Türkiye’de var olan bütün televizyon kanallarının, dijital platformda da yayınları olacak.

Dijital ortamda da yerli dizi hâlâ yersiz uzun mu?

- İki saat komedi dizisi mi yapılır yahu? Kimseyi güldüremezsin ki o kadar zaman. Vurup, kaçacaksın. Süre uzayınca komedi etkisi de kayboluyor doğal olarak.

“Ben lafı ortaya koyarım, isteyen içinden mesajı alsın” diyorsun...

- Çok şükür (gülüyor). Belki televizyon buna hazır değil ama dijital için çok uygun. Artık seyirciye 45 dakikalık, kompakt iyi bir komedi dizisi vaat ediyoruz. RTÜK dijitale karışmadığı için içerik daha da özgür olacak.

Müdahale olmadığına emin misin?

- Bir düzenleme olacaktır mutlaka. Ama bir tık daha özgür olacağız. Zaten sansürsüz ve aile olmak üzere iki farklı versiyonu var. Herkes tercih ettiğini izleyebilir.

45 dakikada kaç tane reklam kuşağı var?

- Bomba haber reklamın hiç olmaması! Kesintisiz yayınlanacak. Ayrıca reyting derdi de yok. Reklam ve reytingden kurtulduk yani. Oh be, daha ne isteyebilir ki bir oyuncu!

Peki kumandayı eline alıp televizyonu açmaya alışkın izleyicileri kaybetmekten korkmuyor musunuz?

- Ulan İstanbul’un web tıklanması zaten bölüm başı 1-1,5 milyondu. Bu, sosyal medyada çok konuşulan bir dizi için bile gerçekten inanılmaz rakam. Dolayısıyla dijitalde karşılığını alacağına inanıyoruz. Zaten ilk bölüm bedavaydı, ikinci bölümü de Migros seyircilere hediye etti. Bunlar izleyicinin ayağını alıştırır diye düşünüyoruz (gülüyor).

İnşallah dediğin gibi olur...

- Türk izleyicisi bunu sevecek mi, sevmeyecek mi sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Kim bilir belki de beş sene sonra bütün kanallar bu platforma girecek.

Dijitale geçerken kazandığınız paralar da dijital oldu mu?

- (Gülüyor) Hayır, olmadı. Koşullarımızı aynı tutarak geçtik dijitale.

1 köy kahvesi, 3 ahır, 10 inekle evlenme teklifi aldım

Bir yerlerde “fedakar Türk kadını” tanımlamasına sinir olduğunu okudum...
- Türk kadınının yaptığı işlerle değil de sadece fedakarlıkla anılıyor olması çok adaletsiz geliyor bana.

“Fedakar” kelimesiyle mi bir alıp veremediğin var?

- Fedakarlık bana; kendi hayatını bırakıp başkalarına vakfedilmiş hayatları çağrıştırıyor. Ben kimseye kendi hayatımı bırakmayacağım, bir başkasının da bunu yapmasını doğru bulmuyorum.

Senin için hayatını feda etmeye hazır biri Facebook’tan evlenme teklifi göndermiş ama!

- Bak işte bu harika bir hikaye! Canım Ailem’de ailesine, eşine bağlı, sürekli yemek yapan bir kadını canlandırıyordum ya... O halimi gerçek sanan bir arkadaş; Facebook’tan attığı mesajda mal varlığını listeleyip benimle evlenmek istediğini söyledi.

Başlık parası da hazırdı yani?

- Eğer evlenme teklifini kabul edersem; bir köy kahvesi, 3 ahır, 10 inek, kahvenin yanındaki bilmem neye de sahip olacakmışım. Yazıyı da “Evlendikten sonra da mesleğiniz kabulümdür” diye bitirmiş (kahkahalar). Şahane ya! Beni gerçekten Canım Ailem’de oynadığım roldeki kadın sanmış.

Şimdiki halini görse ne der acaba? İyice zayıflamışsın...

- Dünya şampiyonumuz Apaçi Serkan’la kickboks yaparak iki ayda 15 kilo verdim. Şu an vakitsizlik yüzünden yapamıyorum ama yoğunluğum geçsin Emre’yle devam edeceğiz. Bir de Paleo diye bir şey var.

O ne yeniliyor mu?

- Bu özel diyette insanlar ilk çağlarda ne yiyorsa, sen de onu tüketiyorsun. Ambalajlı ürünler yerine, hayvansal gıdaları yoğun tükettiğin bir beslenme şekli bu. Sadece yememen gereken şeylerin listesi var, onun dışında her şeyi yiyebilirsin. Yani benim gibi az yemek yiyince mutsuz olanlar için ideal.

Normal olacak kadar anormal değilim

Karanlık dünyalı kadınlar bana cezbedici geliyor

Bergen’e olan hayranlığın beni şaşırttı. Biz seni Asmalımescit rock’çısı zannediyorduk!
- Bende her yol var oğlum. Kurt Cobain öldüğünde okulda kendimi kızlar tuvaletine kapatıp saatlerce ağladım. Ama Bergen ya da Amy Winehouse gibi karanlık dünyalı kadınlar her zaman bana cezbedici gelmiştir. İkisinin de şarkılarını dinlerken aynı yerden içim cızlıyor.

Bergen nere, Amy nere? Sende bipolarlık olabilir mi?

- Neden olmasın, çok mümkün (gülüyor). Ben normal olacak kadar, anormal değilim. Tek bir şeye odaklanıp, hayatını aynı eksende yürüten insanlar sıkıcı gelir bana. Ne ben öyle yaşayabilirim, ne de o tip bir arkadaşım olabilir. Ay gıcık olurum öylelerine. Hayatta sevebildiğin kadar çok şeyi seveceksin.

Sen galiba en çok tiyatroyu sevdin?

- Evet, uzun yıllar Dot’ta oynadım. Ama mesleğim sorulunca tiyatrocu değil, oyuncuyum diyorum.

Bakıyorum da kendinle dalga geçmeyi seven tiplerdensin...

- Kendi kalesine gol atan insanlara bayılıyorum. Kusurlarını ancak kendinin farkında olabilirsen görebilirsin. Hepimiz geçiciyiz şu dünyada, kendini fazla ciddiye almamak lazım. Öyle zannettiğimiz kadar özel ve önemli de değiliz. 50 sene sonra hiçbirimizin esamesi okunmayacak. Yaptığı işten dolayı kendine bayılma sendromuna yakalanan insanlarla hiç işim olmaz.

Kendine bayılmıyor musun seyrettiğinde?

- Öyle ayılıp bayılmıyorum. Sadece işini iyi yapmaya çalışan birini görüyorum. Fantastik ya da muazzam olduğumu düşünmüyorum. Diyelim ki bir rolü beceremedim, ne olacak? Benim için önemli olan oyunculuk değil, hayat. Yaşamımda hiç acı, ızdırap yok mu? Hepsi var ama ben sadece mutlu olmaya çalışıyorum. Öbür türlü deliririz.

Ne yani “Sigortamı attırmayın yoksa ceketimi alır giderim” mi diyorsun?

- Oyunculuk benim hayatımın merkezinde değil. Üç sene sonra beni bambaşka bir iş yapıp gayet mutluyken görürsen şaşırma. İyi bir insan olmaya çalışıyorum. Mutlu olup, çok eğleneyim bu bana yeter.

Bu yüzden mi Beyoğlu gecelerinin müdavimisin?

- Aman ya bir ara Emre’yle Asmalımescit’te oturuyorduk. Eve girip çıkarken bile fotoğraflarımız çekiliyordu. Gören de her gece alemlere akıyoruz sanır!


Beni gören başlıyor "Yanarım"ı çalmaya, barın üstüne çıkıp playback mi yapayım

Ulan İstanbul yalnız ekranları değil, semt pazarlarını da fethediyormuş galiba. Bihter parfümü, Hürrem yüzüğü derken, şimdilerde son moda Yaren rujuymuş...
- Evet ya, bir takipçim pazardaki rujun fotoğrafını çekip tweet attı. Hayatımda gördüğüm en komik, en tatlı şeydi! Düşünsene adam “Ulan İstanbul’daki Yaren’in Carlos’la Yanarım’ı söylerken sürdüğü ruj geldi” yazmış. Tam bir pazarlama harikası (gülüyor)...

Sadece rujunun değil, sesinin ünü de aldı başını gitti. Albüm teklifi hiç geldi mi?

- Ayıp ettin, gelmez olur mu? Şarkının ve dizinin tutacağını şundan anladım; bir arkadaşım yanıma gelip “Dün gece Reina’daydım. Senin şarkıları ikişer defa çaldılar” dedi. İşte o an “Tamam oldu bu iş” dedim (gülüyor).

Boşver sen kendini methetmeyi de şu albüm teklifini anlat bize...

- Hem bana, hem de Erkan’a (Kolçak Köstendil) geldi albüm teklifi. İkimiz de kabul etmedik (gülüyor). Hiç öyle iddialı bir tarafım yok. Bu benim oynadığım rolün gerektirdiği bir şey sadece.

Ama kabul et bu ilgi bir taraftan da hoşuna gidiyor!

- Ah bu şarkıların gözü kör olsun. Sen benim başıma gelenleri bir bilsen (gülüyor)! Gittiğim mekanlarda beni görenler başlıyor Yanarım’ı çalmaya. Ben de öyle far görmüş tavşan gibi kalıveriyorum. Ne yapacağım, barın üzerine çıkıp playback mi yapayım (kahkahalar).

Valla tek başına bir sit-com gibisin...

- Bunlar ne ki... Uçakları kaçırırım, bütün belalar beni bulur. Eve gittiğimde Emre; “Bugün ne oldu? Nasıl bir manyakla tanıştın, başına ne geldi?” diye sorar. Adam benden her gün yeni bir macera bekliyor yani!

“Şebnem’in Başına Gelmeyen Kalmadı” dizisinin geçen bölümünde ne vardı mesela?

- Bir sabah Emre ile ehliyet sınavına girmek için evden çıktık. İmtihanın yapılacağı okula bir gittik, etrafta kimsecikler yok (gülüyor). Ama ben o kadar inanıyorum ki sınavımın orada ve o saatte olduğuna... Sonunda Emre, “Şebocum sınav kağıdını bir çıkarsana çantandan” dedi ve bir baktık ki sınav başka bir yerde. Ben nereden uydurduysam bu okulu bilmiyorum. Zar zor diğer okula yetiştik. Bütün sınav boyunca güldüm ama Allah’tan geçtim. Böyle şuursuzluklar benim hayatımda hep vardır.

Normal olacak kadar anormal değilim


Özge Borak'ın ayağını nasıl kaydırmış olabilirim

Canım Ailem’de hamarat birini canlandırıyordun. Evde işler nasıl?
- Domestik bir insan değilim ama harika domestik taklidi yapabilirim! Yemek yapmam gerekirse de, dört dörtlük güzel yaparım. Bu aralar Ulan İstanbul’un çekimleri için haftanın dört günü İstanbul’da, sinema filmi için de üç gün İzmir’deyim. Bırak mutfağı, inan yatağın yolunu zor buluyorum.

Bahsettiğin Ata’nın şu yeni filmi mi?

- Evet, evet... Niyazi Gül Dört Nala’da Ata Demirer ve Demet Akbağ’la büyük emek harcıyoruz şu an. Film bittiğinde bunu herkes görecek.

Ata’nın eski eşi Özge Borak’ın ayağını kaydırdığın haberlerine ne diyeceksin?

- Ne diyebilirim ki, saçma sapan şeyler... Bir kere bu film Eyyvah Eyvah’ın devamı değil, dolayısıyla kadro da aynı değil. Nasıl Özge’nin ayağını kaydırmış olayım ki bu durumda?

Peki sen hangi roldesin filmde?

- Hatırlar mısın bilmiyorum, Ata’nın televizyonda yaptığı skeçlerden biriydi Veteriner Niyazi Gül. Kurbağayı yanına alır ve program boyunca onun hakkında profesörvari bilgiler verirdi. İşte ben onun asistanını oynuyorum. Hikayede aşk da var ama Niyazi’yle bir türlü çift olamıyoruz... Bundan sonrası için de parayı verip, bilet al sana zahmet (gülüyor).

X