Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ivana Chubbuck: Tanışır tanışmaz Yılmaz Erdoğan’a aşık oldum

Babası Naziler’den canını kurtarıp Amerika’ya kaçmış bir Musevi. Çocukluğu, anne şiddetinin yarattığı ağır travmalarla geçmiş. Hayata karşı gerçek bir “survivor” olabilmek için ismini verdiği bir teknik geliştirmiş. Acıların sadece yıkıcı değil, doğru yönlendirilirse yapıcı olabileceğini anlatıyor. Brad Pitt’ten Halle Berry’ye Hollywood’un en ünlü yıldızları, rollerine onun öğrettiği yöntemle hazırlanıyor. Kendisini “terapist, falcı, oyuncu ve yaşam koçu” olarak tarif ediyor.

İşte ABD’nin en ünlü oyuncu koçu Ivana Chubbuck’un oyunculuğa ve hayata dair anlattıkları...

* Bugün buraya belki keşfedilirim de Hollywood’a kapağı atarım ümidiyle geldim!

- Aa harika, böyle bir istekle yanıma gelen ilk kişi sensin (gülüyor).

* Niye öyle diyorsun? Bak Brad Pitt gibi adamım...

- Brad’i çok iyi tanırım ama sana pek benzetemedim doğrusu.

* Boydan kaybediyorum değil mi?

- (Gülüyor) Evet, inan bana sadece boydan... Fakat yine de mucizeleri gözardı etmemek lazım; sen de belki bir gün Hollywood yıldızı olursun.

* Sıkıcı bir soruyla başlayacağım için öncesinde biraz saçmalamak istedim...
- Neymiş o sıkıcı soru merak ettim?

* Haydi sorayım da çıksın bari aradan... Bir oyuncu koçu tam olarak ne iş yapar Ivana?
- Oyuncunun, canlandıracağı karakterle arasında bağ kurmasını sağlar. Oldukça uzun bir çalışma prosedürümüz var. İşi sonunda da rol, rol olmaktan çıkıp gerçek bir karakter haline geliyor. Yıllardır bu işi yapıyorum ve bu konuda kendi adımı verdiğim özel bir tekniğim var.

* Nasıl oldu da bu teknik ortaya çıktı?
- Tabii ki hiçbir şey birden bire ortaya çıkmadı. Çocukluğumdan beri bugünlere hazırlandım diyebilirim.

* Ne yani, küçük bir kızken “Ben oyuncu koçu olacağım” mı diyordun?
- (Gülüyor) Hayır ama çok küçük yaşlardan beri başıma gelen hemen hemen her şey, özellikle de yaşadığım travmalar, bugünkü tekniğimin temel taşlarını oluşturdu.

* İnan kafam karıştı...

- O zaman şöyle açıklayayım; benim tekniğim yaşama karşı göğüs germek, dayanmak ve hayatta kalmak üzerine kurulu. Tüm yaşamım her şeye rağmen dik durmaktan ibaret. Babam Nazi soykırımından kurtulmuş bir adam. O soykırıma karşı dik durup Amerika’ya geldi ve kendisine yepyeni bir hayat kurdu. Ben de annemin bana karşı uyguladığı şiddete karşı dik durdum, yıkılmadım, travmamın beni pozitif etkilemesini sağladım.

Ivana Chubbuck: Tanışır tanışmaz Yılmaz Erdoğan’a aşık oldum
Fotoğraf: Mustafa ÖZKÖK

ANNEM BENİ DÖVÜYORDU ÇÜNKÜ RUH SAĞLIĞI BOZUKTU

* Bunları anlatırken bile gözlerinde annene olan kızgınlığı görebiliyorum...

- Herkes travmalarını sırtında yük olarak taşıyor. Annemin şiddet uygulamasına kızmak çok kolay, fakat onu böyle yapan nedenleri de unutmamak lazım. Çocukken bunu anlamam mümkün değildi tabii. Yaşımla birlikte farkındalığım da arttı. Annem neden beni dövüyordu? Cevabı çok basit, ruh sağlığı bozuk bir insandı. Peki neden bozulmuştu ruh sağlığı? Çünkü geçmişten gelen, içine attığı pek çok sıkıntı yaşamıştı. Öz amcası tarafından defalarca tecavüze uğramış bir kadından bahsediyorum. Bu altından kalkılması oldukça zor bir yük. Kim bilir belki de annem, ben ve babam gibi ayakta kalmayı başaramamıştı... Bu yüzden de yaşadıkları, hayatı boyunca yalnız onu değil, çevresindekileri de hep olumsuz yönde etkiledi.

* Ortaya çıkmamış mı peki amcasının yaptıkları?
- Çıkmış çıkmasına da bu durum annemin bir darbe daha yemesine sebep olmuş. Ailesi annemi korumak yerine, onu amcasını baştan çıkarmakla suçlamış. Düşünebiliyor musun? Ufacık bir çocuksun, sana kol kanat gereceğinden emin olduğun ailene başına gelen iğrençliği anlatıyorsun ve onlar bu durum için seni suçlu suçluyor!

* Aklım almıyor gerçekten...
- 13 yaşında bir kızdan bahsediyorum. Tecavüze uğruyor, bu da yetmiyormuş gibi annesi babası tarafından dövülüp sömürülüyor! Aslına bakarsan o da dik durmuş durabileceği kadar. Ama ne yazık ki içindeki savaşları benim üzerime yansıtmış.

* Sen de kalkıp hem kendi hem de ailenin yaşadıklarından ilham alarak soyadını verdiğin Chubbuck tekniğini yarattın...
- Aynen öyle. Tekniğimin ana teması her şeye rağmen “survivor” olabilmek.

* Teknik değil bildiğin reality show...

- (Gülüyor) Bu tekniği yarışmadan ayıran nokta, mücadelenin tüm hayata yansımış olması... İnanır mısın yazdığım kitap sadece oyuncular tarafından değil, kişisel gelişim kitabı olarak da okunuyor. Çünkü insanlara hayattaki acıların yıkıcılığından çok, yapıcı yönlerine bakabilmeyi öğretiyorum. Aslında yaşadığımız tüm travmalar muhteşem birer enerji kaynağı...

* Petrol misali mi yani?
- Bravo, bingo! Senin bir araba olduğunu farz edersek, yaşamındaki travmalar da ileri gitmeni sağlayan benzin görevini üstleniyor. İşte bu kadar basit!

Ivana Chubbuck: Tanışır tanışmaz Yılmaz Erdoğan’a aşık oldum

BENİMLE ÇALIŞMAK SONU ŞİFAYLA BİTMEYEN TERAPİ GİBİ

* Diğer oyuncu koçlarından farkın ne ki bütün Hollywood yıldızları senin peşinde?
- Ben sadece “gerçekçi” duygular ortaya çıkarmak peşinde değilim. Bunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Bir aktörün oyunculuğunu boyanın kurumasına benzetelim istersen...

* Nasıl yani? Ne boyası, ne badanası?
- Bildiğimiz duvarlara sürdüğün boya işte..

* Bunun işin sonu nereye gidecek inan çok merak ediyorum...

- (Gülüyor) Hemen anlatayım o zaman. Boyayı yaparsın, kurumaya başlar, hem de çok “gerçek” bir şekilde kurur. Fakat bundan başka bir özelliği yoktur, ne kadar “inandırıcı” olursa olsun, boyanın kurumasını seyretmek her zaman can sıkıcı olacaktır.

* Galiba çaktım durumu...

- Ben çalıştığım aktörlere sadece gerçeğe yakın bir oyunculuk sergilemelerini öğretmiyorum. Karakterin içine her boyuttan girmelerini sağlıyorum. Hem iyiler, hem kötü; hem mutlular, hem depresif. Sadece senaryonun gerektirdiğini yapmak yeterli değil. O karakterin geçmişini, geleceğini, umutlarını, isteklerini düşünüp oynamak önemli. Hâl böyle olunca, benim çalıştırdığım oyuncuların performanslarını izlerken, badananın kurumasını değil de çok hareketli bir tenis maçı seyreder gibi oluyorsunuz.

* Kendini aynı zamanda bir psikolog olarak görüyor musun?
- (Gülüyor) Rob Schneider benimle çalışmayı, sonu şifayla bitmeyen bir terapiye benzetiyor. Bundan daha güzel bir açıklama olamaz sanırım.

* Peki senin derslerin terapiye benzetilebilecek kadar nasıl güçlü olabiliyor?
- Çünkü benimle çalışan birinin kendini daha iyi tanımasını, bir nevi benliğinden haberdar olmasını sağlıyorum. Aslında insanların depresif olmalarının en büyük sebebi, neden depresyonda olduklarını bilmemeleri. Niye hata yaptığınızı veya yanlış kişileri hayatınıza neden aldığınızı anladığınız anda bu durumu değiştirmek için ilk adımı atmış oluyorsunuz.

TANRI KOMPLEKSİNE KAPILSAM İYİ BİR EĞİTMEN OLAMAZDIM

* Herkesin peşinden koştuğu şöhretleri peşinden koşturmak, yaptığın işlerde bu kadar başarılı olmak sende “Tanrı kompleksi” yarattı mı?
- (Gülüyor) Vav bu nasıl bir soru böyle? Bilmem ki, ben böyle bir komplekse kapıldığımı hiç düşünmüyorum. Ama belki bunun tersine inananlar da vardır.

* Emin değilsin yani?

- (Kahkahalar) Hayır hayır böyle bir kompleksim olmadığına eminim. Zaten eğer kendimi çok yüksek bir yere oturtup, mütevazılığımı yitirir ve insanları bana “tapacak” duruma getirirsem, asla iyi bir eğitmen olamam.

* Yine de ayaklarına kapanıp yalvaranlar vardır mutlaka!

- Bana gelip “Sana hayranım” diyenlere bile “Sakın bana böyle bir şey söyleme, bu yolda sen benden bir şeyler öğrenirken ben de senden bir şeyler kapıyorum” diye cevap veriyorum. En akıllı insanlar neyi bilmediklerini çok iyi bilirler. İnan benim bilmediğim çok şey var ve bunların da farkındayım.

Ivana Chubbuck: Tanışır tanışmaz Yılmaz Erdoğan’a aşık oldum

BELÇİM’İN KOCASIYLA YENİ PROJESİNDE BİRLİKTE ÇALIŞACAĞIZ

* Buraya gelmeden önce hiç Türk oyuncu veya yönetmen tanıyor muydun?
- Hayır ama burada bazılarıyla tanışma fırsatım oldu. Ben oyunculuk koçluğunun yanı sıra senaryo danışmanlığı da yapıyorum. Hatta Belçim’in kocasıyla yeni projesinde beraber çalışmayı planlıyoruz.

* Vay be Belçim’e helal olsun. Kıza yıllarca Yılmaz Erdoğan’ın eşi dediler, Hollywood’un ünlü koçu ise onu Belçim’in kocası diye biliyor öyle mi?
- Evet, çünkü geldiğimde önce Belçim’le tanıştım, sonra da onun vesilesiyle Yılmaz’la.

* Yılmaz Erdoğan’ın eski filmlerini izledin mi?

- Seyretmedim ama inan bana tanışır tanışmaz Yılmaz’a aşık oldum.

* Belçim kızmasın...
- (Gülüyor) Muzırlık yapma. Yılmaz öylesine karizmatik ve özel bir adam ki ondan etkilenmemek mümkün değil. Ama Türkiye’deki en yakın arkadaşım Belçim.

TERAPİSTİM, FALCIYIM, HEM OYUNCU HEM YAŞAM KOÇUYUM

* Karşına biri oturur oturmaz, ilk bakışta notunu verebiliyor musun?
- Benim kadar karakterlerle iç içe yaşayan birinin bunu yapmaması imkansız zaten. Gördüğüm anda kimin ne olduğunu pat diye anlarım. Unutma, ağzından pek çok kelime çıkabilir, bunların bazısı doğrudur, bazısı değil. Ama vücut dili asla yalan söylemez.

* Bir nevi falcısın yani...

- (Gülüyor) Davranış bilimleri ve antropoloji okuduğum için insanın özüne, temeline inmeyi seviyorum. Bu yüzden terapistim, falcıyım, hem oyuncu hem yaşam koçuyum.

* Çok karanlık değil mi indiğin o temel?

- Zaman zaman öyle. Fakat ne öğrendim biliyor musun? Dünyanın neresine gidersen git insan her yerde aynı insan. Aslında hepimizin sorunları, umutları, beklentileri, korkuları aynı. İşin temelinde, hangi dinden, kültürden veya sosyal statüden olursak olalım, hiçbirimizin birbirinden farkı yok.

* Bana birkaç ipucu versene, Hollywood’da başarılı olmak için ne yapmak gerek?

- Niye bunu soruyorsun? Yoksa gerçekten oyuncu mu olmak istiyorsun?

* Benim sağım solum belli olmaz. 45’imde gazeteci oldum, neden 50’mde aktör olmayayım? Kim bilir belki de destek olup bir şeyler öğretirsin...

- (Gülüyor) O kadar vaktimiz var mı bilemiyorum...

* Teşekkür ederim, hayallerimi daha kurmadan yıktın...
- Şaka yaptım şaka, umudunu hiçbir zaman yitirme. Sorunun cevabına gelince, sadece Hollywood’da değil her piyasada başarılı olmanın sırrı çok çalışmak, çok çalışmak ve sonuna kadar çok çalışmak.

* Bir de doğru insanları tanımak herhalde...

- Tanıdıkla falan hiçbir yere gelemezsin. Annesi, babası, amcası ya da herhangi bir yakını çok güçlü ve önemli kişiler olan insanlar biliyorum ama ne yaparlarsa yapsınlar Hollywood’da zirveye çıkamıyorlar. Yeteneğin yoksa ve çalışkan değilsen seni hiçbir güç bir yere getiremez. Bak mesela Brad Pitt inanılmaz derecede yoksul bir ailenin çocuğu. Yaşadıkları yerde elektrik bile yokmuş. Üstelik kalkıp Hollywood’a geldiğinde de kimseyi tanımıyormuş.

Ivana Chubbuck: Tanışır tanışmaz Yılmaz Erdoğan’a aşık oldum

KİMSE YÖNETMENLE YATTI DİYE BİR YERE GELEMEZ

* Eee sonra nasıl Brad Pitt olmuş?

- Deli gibi çalışarak! Bugün bile piyasadaki her oyuncudan daha fazla çalışır. Normalde haftada 6 ila 8 saat bir rol üzerinde eğitim veririm. Brad’leyken günde 3 saat çalışıyoruz. Bunun yanında çok iyi ve gerektiğinde de çok riskli seçimler yaparak bugünlere geldi. İlk kazandığı paranın tamamını da ailesine gönderdi. Kimse bir gecede şöhret olmuyor, magazin sayfalarında okuduğunuz her şeye inanmayın.

* Peri masallarına inanmayalım mı yani?
- Hollywood’da peri masalı diye bir şey yok. Spielberg’ün “Amistad” filmini hatırlar mısın?

* Uzun zaman oldu seyredeli ama az çok hatırlıyorum...

- Film vizyona girdiğinde başroldeki Djimon Hounsou çok iyi eleştiriler aldı. Birdenbire herkes Djimon’u tanıdı. Bazı gazeteler ne yazdı biliyor musun?

* Filmi zor hatırlıyorum, gazetelerin ne yazdığını nereden bileyim.
- (Gülüyor) Spielberg’ün bir Afrika ziyaretinde tesadüfen Djimon’u keşfettiğini yazdılar. Bundan daha büyük bir asparagas olamaz! Djimon filmden önce üç sene boyunca öğrencimdi. Zaten senelerdir Hollywood’da mücadele veren bir oyuncuydu. Ama tabii ki onun başarısından bir peri masalı yaratmak, sanki bir gecede şöhret olmuş izlenimi vermek magazincilere daha cazip geliyor.

* Okuyanları da ümitlendiriyor...
- Aynen öyle. İnan bana Hollywood’da ne kimse sokakta yürürken keşfedilmiştir ne de yönetmenle veya yapımcıyla yattı diye bir yere gelmiştir.

* Oscar’ın önemi malum, peki gerçekten adil bir sistemi olduğuna inanıyor musun? Zavallı Leonardo Di Caprio neredeyse her sene aday oluyor, daha bir kere heykelciği eve götüremedi...
- (Gülüyor) Leonardo’nun hiç zavallı bir durumu yok.

* Ama adama birinin garezi var sanki...
- Oscar’lar zannettiğin gibi bir komplo teorisinden ibaret değil. Akademi’nin belirli sayıda üyesi var. Her sene aday olan filmler bu üyeler tarafından seyrediliyor ve sonra da oylama sonucu kazananlar ortaya çıkıyor. Oscar bundan ibaret! Kimsenin kimseye garezi veya kazananı önceden belirleme gibi bir imkanı yok.

HOLLYWOOD’UN ASIL BAŞ BELALARI KÜÇÜK ŞÖHRETLERDİR

* Bir zamanlar sen de oyuncuydun...
- Bir zamanlar mı? Kaç yaşında olduğumu sanıyorsun sen benim?

* Lafın gelişi söyledim, zamansız güzellikte bir kadın olduğun kesin...
- Vay vay vay, bu iltifatlar Türk misafirperverliğinin bir parçası sanırım.

* Bu topraklarda hizmette sınır yok...
- (Gülüyor) O ne demek öyle? Tam bir reklam panosu gibi konuştun.

* Bizde çok yaygın bir terimi İngilizce’ye çevirmeye çalıştım senin için...
- Teşekkür ederim, umarım iltifatların devamı gelir. Şaka bir yana, aynen söylediğin gibi mesleğe oyunculuk yaparak başladım. Fakat o dönem baktım ki etrafımdaki diğer oyunculara rollerinde yardım etmekten hem çok zevk alıyorum hem de bu konuda daha başarılıyım. Zamanla benimle özel olarak çalışmak isteyen yıldızlardan telefonlar gelmeye başladı. Ünüm kulaktan kulağa yayıldı diyebilirim. Bu durum iyice ilerlediğinde de bir oyunculuk okulu açtım.

* Oyunculuk neden sarmadı seni?
- Arka planda olmak, oyuncuyu beslemek, teşvik etmek, hazırlamak beni daha çok tatmin etti. Aktörlükten ziyade onu “iten güç” olmak inanılmaz keyifli... Çalıştığım oyuncuları bebeklerim, evlatlarım gibi görüyorum. Halle Berry benimle “Monster’s Ball” filmi için çalıştıktan sonra, Oscar’ı alır almaz telefon açıp “Bu bizim Oscar’ımız” dedi. Böyle durumlar bana tarif edilemez bir haz veriyor.

* Haydi Ivana, itiraf et! Bu telefondan sonra da mı ego patlaması yaşamadın?
- Asla! Benim anaç bir ruhum var. Hiçbir şeyi kendime mâl etmem. Kendimi zaten biliyorum, durumunu merak edip tanımak istediğim kişi, hep karşımdakidir.

* Çalıştığın her oyuncu Halle Berry kadar minnet duygularını belli ediyor mu, yoksa Hollywood piyasasında nankörler de çıkıyor mu?
- Etrafımdaki başarılı insanlar mütevazı oldukları için başarılılar. İnan bana, genelde hiçbir şeyi beceremeyenler nankör ve burnu havada oluyorlar. Holly-
wood’daki asıl baş belaları küçük şöhretlerdir, başarılı isimler ise insan gibi davranmayı bilir. Yine Halle’den örnek vermek gerekirse, beni ilk aradığında “Seninle çalışmak bir onurdur. Benim oyuncu koçum olur musun?” diye öylesine kibar bir şekilde sordu ki, yalnız oyunculuğuna değil alçakgönüllülüğüne de hayran oldum.

Ivana Chubbuck: Tanışır tanışmaz Yılmaz Erdoğan’a aşık oldum

BEYONCE UYUŞTURUCU KULLANMADAN KRİZE GİRDİ

* Beyonce senin hakkında çok güzel şeyler söylüyor...
- Öyle mi? Ne zaman konuştunuz?

* Hiç konuşmadık ama telefonunu verirsen ararım.
- (Gülüyor) En iyisi sen istememiş ol, ben de duymamış olayım.

* Konuşamasam da senin hakkında dediklerini okudum. “Cadillac Records” filminde beraber çalışmışsınız...
- Evet, orada Etta James’i canlandırıyordu. James gençliğinde çok ağır bir eroin bağımlısıymış. Beyonce de hayatında uyuşturucunun yakınından bile geçmemiş bir kadın. Ama benim tekniğim sayesinde krize girmiş bir bağımlıyı öylesine başarılı oynadı ki evde prova yaparken kocası Jay-Z’yi arayıp “Gerçekten kafam iyi oldu, inanamıyorum” demiş.

* Senden ders almak pahalı mı peki?
- Özel derslerimin saati 350 dolar, fakat okulumdaki fiyatlar herkesin gelebilmesi için gayet makul bir seviyede.

* Doğal yeteneği olmayan oyuncular da gün gelip ünlü olabilir mi?
- Gayet tabii olabilir. Tekrar tekrar söylüyorum, çalışmak gerek. Matematikçi olmak için illa ki matematik dehası olmana gerek yok. Hatta bazen doğal yeteneği olanlar başarıyı yakalayamıyor, çünkü tembellik yapıyorlar.

* “Hayır” dediğin oyuncular var mı?
- Genelde ünlülere “Hayır” diyorum, çünkü daha çok yolun başındakilere destek olmak istiyorum.

* Niye bazı ünlülerle çalışmayı kabul etmiyorsun?

- Çalıştığım insanla aramda bir bağ olmalı. Bunu kuramadığımı hissettiğim anda ilerleyemem.

* Kimleri kapıdan çevirdin şimdiye kadar?
- (Gülüyor) İsim vereceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Bazen de çok istememe rağmen çalışamadığım oyuncular oldu. Mesela Salma Hayek “Frida”yı çekmeden önce bana gelmişti. Fakat aynı zamanda Halle Berry de “Monster’s Ball”u çekiyordu. Bir tercih yapmam gerekiyordu ve ben Halle’yi seçtim.

* Hepimize oyunculuk dersi veremeyeceğine göre bir “yaşam koçu” olarak ne söylemek istersin?
- Herkese kusurlarıyla barışmalarını öneririm. Bizi ilginç ve farklı kılan hatalarımızdır...

X